Estetik ameliyatlar ve saglik hakkinda haberler
1st Ağustos 2010

Boyun fıtığı estetiği ameliyatları

Boyun fıtığı boynun aşırı zorlandığı durumlarda disklerin omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşması sonucunda oluşan duruma boyun fıtığı adı verilmektedir.

Yapılan cerrahi işlemler ve fizikel işlemler sonrasında boyun fıtığı belirtilerine baktığımızda bu belirtiler, sinirler üzerinde oluşan baskılara bağlı ortaya çıkan kol ve boyun ağrıları, kol kaslarınki direnç azalması ve ellerde uyuşma olarak karşımıza çıkmaktadır. Tedavisi süreci ilaç, fiziksel ve egzersiz uygulama alanlarını kapsamaktadır.

Eğer boyun fıtığı teşhisi konulmuşssa bu durumda kişilerin yapması gereken bzı durumlar vardır. Bunlar; ağır cisimler kaldırmamak, başınızı üzerinde yük taşımamak, boyun bölgenizi öne eğik pozisyonda sürekli ve sabit tutmamak, telefon görüşmesi esnasında telefonu boyun ve omuz arasında bırakmamak, uyurken başın yatağınızın kenarından sarkarak aşağı düşmemesine dikkat etmek, aşırı yüksek yastık kullanmamak ve boyun yastığı tercih etmektir.

Bunlar yapılmadığında, ilerleyen bir fıtık söz konusu olduğunda ve uygulanan tedavilerin iyileşme yönünde cevap vermemesi anında cerrahi estetik yani boyun fıtığı estetiğine geçilebilir.

Estetik |

31st Temmuz 2010

Yüz Kazıtma Estetiği

Yüz kazıtma estetiği yüzdeki çiziklerin, yaraların, akne ve derinleşmiş sivilce izlerinin giderilmesinde kullanılan bir tedavi yöntemidir.

Yüz kazıma operasyonu sonrasında kazınan deri kendini 24 saat içerisinde atıyor. Bu işlem sonucunda pembeleşen cilt yaklaşık olarak 1 ila 2 ay sonra tekrar kendini toparlamaya başlıyor. Düzelmelerden sonra gerekli görülürse 3 ay sonra tekrarlanmasında bir sakınca görülmüyor.

Yapılan işlem sonrasında hastaların güneşe kesinlikle çıkmamaları gerekmektetir. oksa ciltlerinde lekelenmelere kalabilir. Ayrıca yüz bölgesinde yine herhangi bir darbe gelmemeli ve uçuk gibi yaralarda oluşmamalıdır.

Yapılan yüz kazıma işlemi sonrasında yüzde %80 oaranına bir iyileşme görülmektedir. Uzmanlar artık bayanların sık sık yüz kazıtma operasyonlarına girdiklerini ve bu estetik ameliyatın kadınlarda giderek artış gösterdiğini vurguladılar.

Estetik |

2nd Temmuz 2008

Yoğun çalışma temposundan cinselliğe zaman kalmıyor

Yoğun çalışma temposu, sürekli bir yerlere ya da bir şeylere yetişme telaşı ve koşturma içerisinde geçen bir yaşam temposunun insan vücudunda stres hormonlarını yükselttiğini, yükselen stres hormonlarının ise başta cinsel istek ve ereksiyon olmak üzere çeşitli cinsel işlevleri olumsuz yönde etkilediğini anlatan Doç. Dr. Cem İncesu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kentlerde yaşayan insanların sürekli biçimde zamansızlık sorunu yaşamaları çiftlerin sekse ayırdıkları zamanı azaltmakta, ayrıca ayrılan zamanın kalitesini düşürmektedir. Bu gelişmelerin doğal sonucu, aralara ve boş zamanlara sıkıştırılmaya çalışılan, özellikle gece geç saatlerde ve yorgun biçimde yaşanan, ‘görev icabı’ başlatılan, ‘isteksizce’ sürdürülen, ‘yeterince haz almadan ya da doyuma ulaşamadan’ tamamlanan ya da hafta sonu tatiller gibi belirli zaman dilimlerine ertelenen bir cinsellik kültürü ve yaşam biçimi toplumda yerleşmeye başlamıştır.”

Bu sürecin kadınlar açısından değerlendirdiğinde tablonun biraz daha karardığını vurgulayan İncesu, çalışan, eşiyle aynı güçlükler, koşuşturmalar, kariyer planları gibi stres faktörleriyle karşı karşıya olan kadınların ev ve çocuk bakımı gibi yükleri de üstlenmeleri sonucu kendi özel yaşamlarına, kişisel gelişimlerine ve cinselliklerine enerji ve zamanları kalmadığını kaydetti.

Doç. Dr. İncesu, bu durumun kadınlarda zaten var olan cinsel isteksizlik ve motivasyonsuzluğu daha da arttırdığını bildirdi.

EN SIK GÖRÜLEN CİNSEL SORUNLAR
Cem İncesu, Türkiye’de kadınların en sık yaşadığı cinsel sorunun cinsel isteksizlik ve cinsellikten yeterince haz alamamak olduğunu dile getirerek, bunun da en temel nedeninin cinsellik konusunda toplumun muhafazakarlığı ve kadın-erkek arasındaki ayrımcılıktan kaynaklandığını söyledi.

Kadınların, doğdukları andan evlendiği güne kadar cinsellik alanında sürekli yasaklar, kısıtlamalar, suçluluk ve günahkarlık duyguları ile büyütüldüklerini söyleyen İncesu, cinselliğin kötü, acı ya da utanç verici, kadınlar için gereksiz ve ayıp bir kavram olarak benimsetildiğini ifade etti. Doç. Dr. İncesu, şunları anlattı:
“Sonra bir gün birileri ‘artık evlendin, bugünden itibaren cinsellik eşinle serbest, hatta cinsellik senin evli bir kadın olarak görevin’ der ama ne yazık ki cinsellik öyle hesap kitaplara, mantıksal önermelere, toplumsal kurallara sığabilecek uyabilecek bir olgu değildir. CETAD’ın 2006 yılında ülke çapında yaptığı bir araştırma, kadınlarımızın evlendikleri ilk günden başlayarak büyük sorunlar yaşadıklarını göstermektedir. Her 100 kadından 54’ü ilk denemelerinden başlayarak şiddetli ağrı, kasılma ya da korku, kaçınma gibi nedenlerle cinsel birleşme kurmakta bile büyük güçlükler yaşamaktadır. Her 10 kadından yaklaşık 1’inde bu zamanla da düzelmemekte ve vajinismus olarak bilinen bir cinsel işlev bozukluğu olarak sürmektedir.”

Vajinismusun cinsel birleşme kuramama, cinselliğin düzenli yaşanamaması, çocuk sahibi olamama ve boşanma gibi dramatik sonuçları olan bir sorun olduğuna işaret eden İncesu, bunun Batı ülkelerinde ender görülmesine rağmen Türkiye’de cinsel tedavi merkezlerine gelen kadınların en sık başvuru nedeni olduğunu belirtti.

Doç. Dr. İncesu, erkeklerin en sık yaşadığı cinsel sorunların ise erken boşalma ve sertleşme bozuklukları olduğunu dile getirerek, 40’lı yaşlardan sonra ve hipertansiyon, damar hastalıkları ve şeker hastalığı gibi hastalıkların ortaya çıkmasıyla sertleşme bozukluklarının oranlarının çok yükseldiğini söyledi.

İncesu, herhangi bir hastalığı olmayan 40 yaşın altındaki genç popülasyonda ise sertleşme sorunlarının oranının yüzde 10-20’lerde olduğunu ve gençlerde ortaya çıkan bu sorunun psikojenik etkenler ile ilişkili sorunlardan kaynaklandığını anlattı.

ERKEKLER TEDAVİYİ REDDEDİYOR
Çiftlerin cinselliklerini ve bu alanda yaşadığı ortak sorunlarını konuşmada güçlükler yaşadıklarını vurgulayan İncesu, başvuran çiftlerle yaptıkları görüşmelerde cinsel sorunlarını uzun süre birbirlerine hiç açmadıklarını, konuşmadıklarını, bazen uzun yıllar her iki tarafın da sorunun kendisinden kaynaklandığını düşünerek karşı tarafın konuyu açmasını beklediğinin anlaşıldığını kaydetti.

İncesu, erkeklerin de cinsel açıdan özgür ya da açık olmadıklarını, en özgüvenli görünenlerin bile cinsel konularda genellikle çekingen, utangaç ve kırılgan olduklarını ifade ederek, “Cinsel bir sorun yaşandığında erkeklerin ilk tepkileri inkardır. Uzun süre sorunları olduğunu kabul etmez, konu eşi tarafından açıldığında sıklıkla tepkiyle karşılar, tedaviye başvurmayı, yardım istemeyi, çözüm arayışına girmeyi şiddetle reddeder” diye konuştu.

Cinsel fonksiyon bozuklukları yaşayan erkeklerin büyük bölümünün sorunlarını adeta bir kader olarak algılamayı tercih ettiklerine dikkat çeken İncesu, “Tedaviye başvuru oranı bu alanda sorun yaşayan erkeklerin yüzde 10’unun da altında olduğunu söyleyebiliriz” dedi. Doç. Dr. İncesu, şu bilgileri verdi:
“Cinsel sorunlara etkin çözümler, günümüz dünyasında mümkündür. Cinsel sorunların tam olarak çözülme oranları yüz güldürücüdür. Cinsel tedavi merkezlerine başvuran ve cinsel terapi, tedavi süreçlerine giren kadın ve erkeklerin cinsel sorunlarının çözüm oranları yüzde 70’den aşağı değildir. Vajinusmus tedavisinde yüzde 95 başarı vardır. Kadın cinsel işlev bozukluklarında henüz rutin bir ilaç tedavisi bulunmamakla birlikte, erkeklerde durum farklıdır. Son 10 yıldır ereksiyon sorunlarının çözümünde gündeme gelen ilaç tedavileri gerçekten bir çığır açmıştır. Bugün artık bu sorun erkeklerin korkulu rüyası olmaktan çıkmıştır. Özellikle cinsel terapi uygulamaları ile birlikte yürütülen ilaç tedavisinde ereksiyon sorunlarında tedavi başarı oranları daha da yükselmektedir.”

Sağlık Haberleri |

2nd Temmuz 2008

çay ve kahve felci önlüyor

26 bin 556 Fin sigara tiryakisi üzerinde yapılan araştırma, günde iki bardak veya biraz üzerinde çay içmenin yüzde 21 oranında beyin içi ve zarı damarlarında pıhtılaşma-tıkanmanın, yani “enfarktüsün” yüzde 21 oranında azaldığını belirledi.

Araştırma Dr. Susanna C. Larsson’un meslektaşları tarafından yapıldı ve “Stroke (Felç)” dergisinin haziran sayısında yayımlandı.

Araştırma kadınlar ve sigara içmeyenler üzerinde de denenerek geniş genellemeye gidilebilecek.

Sağlık Haberleri |

2nd Temmuz 2008

Karpuz kanseri önlüyor

Yaz aylarında her bölgede bulunması ve fiyatının diğer meyvelere göre ucuz olması nedeniyle karpuza talebin fazla olduğunu kaydeden Çiçek, şunları söyledi:
“Karpuzun yaz aylarında bolca tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Karpuz, kansere karşı koruma özelliği olan laykopen maddesi bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Kansere yol açan en büyük sebeplerden biri, doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesidir. Laykopen maddesi ise antioksidan özelliği sayesinde, serbest radikaller denilen zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engeller. Laykopen, doku ve organlara bağlanarak zararlı maddelere karşı koruma sağlar. Bu nedenle karpuz, kansere karşı koruma sağlayan en önemli besinlerden biridir.”

Vücudu kansere karşı en fazla koruduğu bilinen maddelerin başında A ve E vitaminlerinin geldiğini kaydeden Çiçek, karpuzda bulunan laykopenin kansere karşı koruyuculuğunun A vitamininden 2 kat, E vitamininden 10 kat daha fazla olduğunu ifade etti.

KARPUZUN DİĞER FAYDALARI
Karpuzun besin değeri açısından da oldukça zengin bir meyve olduğunu söyleyen Çiçek, orta boy bir karpuzdan kesilen ince bir dilimin 6.4 gram kanbonhidrat, bir miktar protein ve yağ ile 26 kalori içerdiğini belirtti.

Karpuzun içerdiği bol miktardaki potasyumun da insan sağlığı açısından son derece faydalı olduğunu anlatan Çiçek, “Potasyum, böbreklerin daha iyi çalışmasını ve böylece böbrekler tarafından vücuttan sodyumun atılmasını hızlandırır. Fazla sodyumun vücuttan atılması sonucunda da kan basıncı dengelenir, kalp işlevleri düzenlenir ve kalp krizi riski azaltılır. Karpuz, yüksek miktarda su içerdiği ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını sağlar” dedi.

Sağlık Haberleri |

2nd Temmuz 2008

Düzgün beslenememe kansere yol açıyor

Çalışmaya konu olan kanserli hastalardan kadınların yüzde 50’sinin, erkeklerin ise yüzde 25’inin hafif şişman ve şişman olduklarının saptandığını ifade eden Doç. Dr. Kızıltan, şunları kaydetti:
“Hastaların genel ve beslenme alışkanlıklarına bakıldığında yüzde 47.6’sının sigara içtikleri, yüzde 17.1’inin alkol tükettikleri, yüzde 51’inin ev dışında yemek yedikleri, yüzde 12.3’ünün ise öğün atladıkları belirlenmiştir. Hastaların süt, et, sebze, meyve ve tahıl gruplarından yetersiz tüketim yaptıkları belirlenmiştir.”

Bu durumun kendilerine hastaların, kanser öncesi dönem beslenmelerinde, bilimsel çalışmalarda özellikle bazı kanserler türlerine karşı koruyucu etkisi olduğu rapor edilen kalsiyum alımı ile sebze, meyve ve posa tüketimlerinin yetersiz olduğunu gösterdiğine işaret eden Kızıltan, “Beslenmede yapılan hatalar kansere davetiye çıkarıyor” dedi.

Sağlık Haberleri |

2nd Temmuz 2008

Yaşlanma ve Kilolar

Karın bölgesindeki şişmanlık hızlı yaşlanmanın simgesi kabul ediliyor. Prof. Dr. Mehmet Öz’e göre bitki kimyasalından zengin meyve ve sebze ile beslenmek ve her gün düzenli hareket etmek şişmanlığı önlüyor ve ömrü uzatıyor. Bunamadan korkanlara ise Mehmet Öz, her gün zerdeçal tüketmelerini öneriyor.

Time dergisi’nin bu yıl dünyanın en etkili 100 ismi arasında seçtiği Türk kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, “ Yaşlanmayı hızlandıran ön önemli şey göbekteki yağlar. Büyük göbek ortaya çıkınca yağlar böbreklere ve damarlara basınç yapıyor, tansiyon yükseliyor, karaciğeri zehirliyor, kolesterol miktarı artıyor. İnsülini baskılıyor ve şeker hastalığı gelişiyor.”

BOŞ GIDA ŞİŞMANLATIYOR
“Siz Genç Kalın” isimli 5. kitabını yayınlayan kalp cerrahı Doktor Mehmet Öz’e göre uzun yaşamak için şeker, fast food, meşrubat gibi vitamin ve mineral fakiri gıdalardan kaçınmak şart:
“Yediğiniz gıda sağlıklıysa vücut kendiliğinden kaloriyi az kullanıyor. Yani şişmanlama riski azalıyor. Bu yüzden yediğiniz sebze ve meyvenin saf ve temiz olmasına özen gösterin. Örneğin meşrubat içtiğinizde vücut kaloriyi algılıyor. Ama alacağı vitamin mineral olmadığı için yeniden yeme ihtiyacı duyuyor. Bu yüzden renkli meyve ve sebzeleri bol tüketin. Saf şeker de boş gıda. Şeker kırılmış bir cam parçası etkisi yapıyor damarın içini çiziyor. Damar bu çizilmeyi ortadan kaldırmak için kolesterolü kullanıyor. Damarlar sertleşiyor paslanıyor. Damarlar bozulduktan sonra beyin de bozuluyor. Bunama riski oluşuyor.”

KİLO VERMEK CİNSEL ORGANI BÜYÜTÜYOR
Doktor öz, cinsel sorunları olan göbekli kişilere de kilo vermelerini öneriyor:
“Kilo vermek penisi büyütüyor. Niye mi büyütüyor? Çünkü kilo verince penislerini görebiliyorlar. Şişman insanlarda yağ nedeniyle penis kayboluyor. Düşünün ki her kaybettiğiniz 15 kilo için 2.5 santim penis kazanırsınız.

Sağlıklı yaşamak isteyenlere blendırdan geçirilerek hazırlanacak bir de içecek formülü var Doktor Öz’ün:
“Lutein çok önemli bir bitki kimyasalı. Kanser riskini azaltıyor. Yeşil gıdalarda fazlasıyla var. Ben de bir içecek hazırladım her gün tüketiyorum. İçinde maydonoz, ıspanak, yeşil elma, kereviz, limon, zencefil ve buz var. Ailece tüketebilirsiniz. ABD’de Oprah’da televizyon şovunda içti ve çok beğendi.”

BUNAMAYA KARŞI ZERDAÇAL TÜKETİN
Yaşlılıkta bunamaktan korkanlar ise Doktor Öz’e göre her gün düzenli zerdeçal tüketmeli:
“Bunamanın en az görüldüğü yer Hindistan. Çünkü zerdeçalı yani köri sosunu çok tüketiyorlar. Hayvan deneylerinde zerdeçalın beyinde alzheimere neden olan yapışkan maddeyi azaltığı anlaşıldı. Her gün tüketilebilir.”

Sağlık Haberleri |

2nd Temmuz 2008

Yumurta alerjisine önlem

Besin alerjilerinin kusma, kaşıntı, döküntü, egzama ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle ortaya çıktığını kaydeden Anlar, alerji konusunda özellikle yumurtaya dikkat edilmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Yumurtanın özellikle akı, küçük ve yetişkin insanlar için besin alerjisine neden olabilmektedir. Yumurta, besin alerjilerinin yüzde 30’luk bir oranla en yaygın sebeplerinden biridir. Yumurtaya karşı alerjik reaksiyonların görülme sıklığı çocuklarda erginlere göre daha fazladır.”
Anlar besin alerjisinin gerekli önlemlerin alınmaması durumunda ciddi hastalıklara hatta ölümlere bile neden olabileceğini belirterek, “Tedavisi yapılmadığı takdirde ölümlere dahi neden olabilen besin alerjisinin tüm olumsuz etkilerinden korunmak için görülen ilk belirtilerde doktora başvurulup tedaviye başlanılması gerekir” dedi.
 
BESİN ALLERJİLERİNDE EN SIK RASTLANILAN BELİRTİLER :
 Kusma
 Bulantı
 Kramp tarzında karın ağrıları
 Ürtiker (kurdeşen)
 Ekzema
 Başağrıları
 İshal
 Astım
 Öksürük, hırıltılı solunum
 Tekrarlayan orta kulak soruları
 Nezle (burun kaşıntısı, aksırık, geniz akıntısı)

Sağlık Haberleri |

2nd Temmuz 2008

Ayak Mantarına Karşı İlaç

Kaptanoğlu, yaptığı açıklamada mantarların, fırsatını bulduğu ortamda hemen üreyen canlı mikroorganizmalar olduğunu belirterek, “Nemi sevdikleri için banyo, sauna, havuz ve deniz ortamlarında sık bulunurlar” dedi. Ortak kullanılan ayakkabı, terlik, havlu ve çorapların, hastalığın bulaşmasına yardımcı olduğunu kaydeden Kaptanoğlu, “Ayak mantarlarının yaz aylarında artış göstermesinin sebebi, çoğu kişinin ayaklarında kış ayında uyuyan mantarların, yazın ayak terlemesinin artmasıyla nemli ortamda çoğalarak kendini göstermesidir” diye konuştu. Kaptanoğlu, mantar belirtilerini, “ayaklarda kaşıntılı kızarıklık, soyulma, sulu kabarcık, parmak aralarında çatlaklıklar” olarak sıralayarak, ayaklarda kızarıklık, soyulma, kaşıntı olduğunda ihmal etmeden dermatoloğa başvurulması gerektiğini söyledi.

Ayak şikayetlerinin bir bölümünün kalıtımsal veya bazı sistemik hastalıklara bağlı olabileceğine dikkat çeken Kaptanoğlu, “Ancak pek çoğu uzun süreli ihmal ve ilgisizlik sonucu ortaya çıkmaktadır. Çeşitli çalışmalar, toplumun yüzde 75’inden fazlasının, hayatlarının bir döneminde, ağır ya da hafif bir ayak sorunu yaşadığını göstermektedir. Sözü edilen şikayetlerin bu kadar sık görülmesi, çevre ve hasta tarafından, normal, katlanılması gereken sorunlar olarak kabul edilmesine yol açabilir. Eğer ayaklarınızla ilgili herhangi bir sıkıntı yaşıyorsanız bunu bir uzmana danışmanız ve ayak sağlığı/bakımı ile ilgili bilgi almanız en doğru yaklaşım olacaktır” şeklinde konuştu.

AYAKLARDA AŞIRI TERLEME ENFEKSİYONLARI TETİKLİYOR
Kaptanoğlu, ayaklardaki aşırı terlemenin pek çok insanın şikayeti olduğunu ifade ederek, ayakların uzun süre çorap ve ayakkabı içinde kapalı kaldığından, en az ıslaklık kadar, ayakkabı materyali ya da eklenen enfeksiyonlara bağlı kokunun da kişiyi rahatsız edeceğini dile getirdi. Kaptanoğlu, bu durumda öncelikle terleme miktarının normal olup olmadığının değerlendirilmesini, eşlik eden mikrobik durum varlığının araştırılmasını ve buna uygun bir tedavinin uygulanması gerektiğini anlattı.

Ayakta, ortopedik bozukluklara ya da uygun olmayan ayakkabı seçimine bağlı nasırların oluşabileceği bilgisini veren Kaptanoğlu, bu nasırların bazen siğillerle karıştırıldığına dikkat çekerek, “Vücudun her yerinde olabilen siğiller ayak tabanında oluştuklarında üstlerine binen kuvvet nedeni ile dışa doğru büyüyemez ve içe doğru gömülerek ağrıya neden olurlar. Bu nedenle ayaktaki sert, nasır benzeri, ağrılı oluşumların ayırıcı tanısı yapılarak tedavileri buna göre planlanmalıdır” dedi.

NASIRLAR NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?
Nasırların çeşitli yumuşatıcı ilaçlar, kökten cerrahi işlemler, elektrikle yakma ve sonrasında uygun ayakkabı veya ürün ile koruma şeklinde tedavi edildiğini aktaran Kaptanoğlu, siğillere yönelik lokal soğuk uygulaması olan kriyoterapi, elektrokoterizasyon veya siğil içine ilaç uygulanması gibi çok çeşitli tedavi yöntemlerinin olduğunu ancak uygun tedaviye siğilin durumuna göre, doktor tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtti.

Sağlık Haberleri |

2nd Temmuz 2008

Uçuş ve sağlık

Uzun süreli uçak yolculuklarının verdiği rahatsızlıklar üzerine bir açıklama yapan Yıldırım, zaman dilimlerinin hızla geçilmesi sonucunda biyolojik saatin kesintiye uğramasıyla ortaya çıkan uyumsuzluk tablosuna Jet-Lag denildiğini ve bu uyumsuzluklar sonucunda bedende çeşitli bozuklukların ortaya çıktığını söyledi.

Yıldırım, “İnsan vücudu normalde 3 zaman dilimi, yani 45 boylama kadar olan farkları tolere edebilir. Bu nedenle Jet-Lag, 3 saat ve üzerindeki uzun uçak yolculukları sonrasında görülebilir. Jet-Lag’ın oluşmasında, kısaca gidilen yön (batıdan doğuya gidişlerde daha fazla), süre ve kişinin yaşı (yaş artıkça görülme sıklığı ve şiddetinde artış) ve zindeliği önemlidir” dedi

Yıldırım, Jet-Lag semptomlarının uzun süreli uçak yolculukları sonrası tamamen yok etmenin mümkün olmadığını dile getirdi. Yıldırım, dikkatli bir planlamayla uçuş öncesi ile uçuş sırasında ve uçuştan sonra yapılabileceklerle uyumu kolaylaştırmak gerektiğini ifade ederek şunları kaydetti.

UÇUŞTAN ÖNCE YAPILABİLECEKLER:
- Yolculuk öncesi iyi dinlenin ve uçuş sırasında gevşek olun.
- Uykudan önceki son öğün karbonhidrattan zengin, proteinden fakir olsun.
- Bol ve rahat pamuklu giyecekler giyin
- Yolculuk sırasında ayakta ödem olabileceğinden bol ve rahat ayakkabı yada terlik tercih edin
- Uçuş sırasında iniş ve kalkışlardaki basınç farklarından dolayı kulakta şiddetli ağrı olabilir. Eğer soğuk algınlığı varsa uçuştan önce doktora başvurun .
- Bulantı olmasından endişeleniyorsanız uçuştan 2-3 saat önce bulantı kesici ilaç alın

UÇUŞ SIRASINDA YAPILABİLECEKLER
- Uçağa bindikten sonra saatinizi gidilecek yerin yerel saatine göre ayarlayın
- Uçaktaki kuru havanın etkisini azaltmak için uçuş sırasında bol sıvı alın. Su ve meyve sularını tercih edin. Köpüklü içeceklerden kaçının. Unutmayın alkollü içecekler diüretik etki ederek idrar oluşumunu arttırır ve böbrek sisteminin normal işleyişini etkileyerek su kaybını arttırır.
- Kafeinli içecekler su kaybını arttırır ve santral sinir sistemini etkileyerek uyumayı zorlaştırır. Bu nedenle uzun sürecek yolculuklarda içmeyin.
- Aşırı yemekten kaçının. Sindirim sorununa yol açabilir.
- Uçus şırasında hareketsiz kalmak,kramplara ve ödeme yol açabilir. Bu nedenle oturduğunuz yerde, kol, bilek ve bacaklar için isometrik egzersizler yapın. Uçağın arkasına yürümek ve esneme-gerilme egzersizleri yapmak daha da faydalı olur.

UÇUŞ SONRASI YENİ COĞRAFİ BÖLGEDE YAPILABİLECEKLER
- Kısa bir nap (şekerleme) yapıp gece uyamaya çalışın
- Altı zaman diliminden fazla uçulmuşsa, gidilen günü istirahat ederek geçirin.
- İlk üç gün aktivitelerinizin çoğunu eğer yolculuk doğudan batıya yapılmışsa sabah, tersine batıdan doğuya yapmışsa öğleden sonra yapın.
- Uyku haplarını kullanmayın. Eğer ihtiyaç hissediliyorsa ilk 2-3 gün kısa etkili sakinleştirici kullanılıp daha sonra bırakın. Uzun etkili olan sakinleştiriciler ,batıya doğru uçuşlarda kullanmak iyi olur. Çünkü, bu uçuşlarda erken uyanma problemi olabilir. Uzun süreli kullanmada bağımlılık yapabilir. Jet lag tedavisinde bugün için kullanılan 3 seçenek olmasına rağmen daha geniş ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

JET-LAG BELİRTİLERİ NELERDİR ?

Bitkinlik,yorgunluk,keyifsizlik
Dikkat kaybı
Zihinsel ve fiziksel performans kaybı
Zaman ve mesafe algısı bozukluğu
Yargı ve hafıza kusurları
Reaksiyon zamanı uzaması
Akşamları uyuyamama
İştahsızlık, hazımsızlık, bağırsak bozukluğu (çoğunlukla kabızlık şeklinde olan bağırsak bozuklukları)
Bulanık görme, baş ağrısı ,vücud ağrısı ve terleme

Sağlık Haberleri |

  • Dostlar

  • Diğer Projelerimiz

  • burun estetiği
  • göğüs estetiği