Estetik ameliyatlar ve saglik hakkinda haberler
5th Şubat 2008

Ülkemizde 5.5 Milyon Ev kızı Var

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) tarafından yapılan araştırmaya göre, Türkiye’de her 10 genç kızdan 7’si ne öğrenim görüyor ne de çalışıyor. 5.5 milyon ev kızına sahip Türkiye, bu rakamla 16 Avrupa ülkesinin nüfusunu solluyor.

TİSK’ten yapılan açıklamada, ‘Ülkemizde 25-29 yaş grubundaki genç kızlardan yüzde 66’sı ne öğrenim görmekte, ne de çalışmaktadır. Çağdışı nitelikteki bu durum alarm zili olarak kabul edilmeli, genç kızların eğitimden ve istihdamdan dışlanmasına son verecek bir seferberlik başlatılarak ‘kadının yeri evidir’ yaklaşımı terk edilmelidir’ görüşü dile getirildi.

TİSK Araştırma Servisi’nce yapılan araştırma, 15-29 yaş grubu genç kızların yaklaşık yüzde 60′ının; 25-29 yaş grubunda ise yüzde 66’sının hem eğitimden, hem de istihdamdan dışlandığını ortaya koydu. OECD’nin Education at a Glance (Eğitime Bakış) 2007 verileri, OECD’ye üye ve aday 30 ülke arasında öğrenim görmeyen, istihdam edilmeyen ve iş aramayan genç kızların çağ nüfusuna oranının (atalet oranının) açık arayla en yüksek Türkiye’de olduğunu gösteriyor.
Genç kızlarda atalet oranı Türkiye’de 15-19 yaş grubunda yüzde 47,5′e; 20-24 yaş grubunda yüzde 58,3′e, 25-29 yaş grubunda yüzde 65,8′e yükseliyor. Buna karşılık, söz konusu oran OECD genelinde sırasıyla yüzde 6,7, yüzde 13,2 ve yüzde 20 düzeylerinde. Avrupa Ülkeleri ortalaması OECD’den de düşük ve sırasıyla yüzde 3,9, yüzde 10 ve yüzde 17,1. Ülkemizdeki oranlar, Batı Avrupa’nın 5 katı ve Türkiye’deki durum, Meksika’dan bile çok daha kötü. Çalışma hayatının başlangıç ve gelişme devresine rastlaması gereken 25-29 yaş dönemindeki genç kızlardan üçte ikisinin ‘ev kızı’ durumunda bulunması, sorunun büyüklüğünü ifade ediyor. Gençlikte atalet oranı, erkekler dahil edildiğinde de OECD’nin en yüksek oranını yansıtıyor. Türkiye’de 15-29 yaş grubundaki erkek ve kızların yüzde 35′i atıl durumda. Bu oran OECD genelinde yüzde 9, AB genelinde ise yüzde 7. Türkiye’de atıl kalan (ne okuyan ne de çalışan) gençlerin sayısı devasa boyutlarda.

Türkiye’de 2007 yılı sonu itibariyle 15-29 yaş grubunda 5 milyon 324 bini kız olmak üzere toplam 6 milyon 624 bin genç geleceklerine yatırım yapma imkanından yoksun şekilde en verimli çağlarını boşa harcıyor. Bunlardan 2 milyon 117 bini 25-29 yaş grubundaki genç kızlar. Türkiye’de ‘ev kızlarının’ sayısı 5,5 milyona yakın ve bu sayı Avrupa’daki 16 ülkenin nüfusundan daha fazla. Söz konusu ülkeler şunlar: ‘Danimarka, Slovak Cumhuriyeti, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Litvanya, Slovenya, Estonya, Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi, Lüksemburg, Malta, Norveç, İzlanda, Hırvatistan, Makedonya ve Arnavutluk’ www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Bir Baba İki Anneli Çocuk..!

İngiliz bilim adamları, 3 ebeveynli embriyo vücuda getirdi.

Mitokondrial DNA’larında bozukluk bulunan kadınların taşıdığı bazı hastalıkların anneden çocuğa geçmesini önleme fikriyle harekete geçen Newcastle üniversitesinden bilim adamları, embriyoyu, tüpte dölleme yöntemiyle bir erkekle iki kadının DNA’larını kullanarak oluşturdu.

Mitokondri, hücrelere enerji veren minik güç santralleri olarak biliniyor. Genetik bozukluklar, mitokondrinin gıdayı ve oksijeni tamamen yakmaması anlamına gelebiliyor ve bu durum, 40′tan fazla hastalığa yol açan zehirlerin oluşumuna sebep olabiliyor.

Araştırmacılar bu hastalıkların, risk altındaki embriyolara mitokondri nakli yapılmasıyla çözülebileceği fikrinden hareketle yumurtanın çekirdeğini çıkardılar. Araştırmacılar, daha sonra bu çekirdeği, vericinin DNA’sı çıkarılmış yumurtasına nakletti.

Böylece, nükleer DNA’sını (genler) anne babasından mitokondrial DNA’sınıysa üçüncü kişiden alan bir embriyo gelişti.

Deneme amaçlı yapılan çalışmada gelişen embriyo, 6 gün sonra imha edildi. Genetik hastalıkların tedavisine yönelik bir adım olduğu düşünülen çalışmaya, ileride ‘tasarım bebeklerin yaratılacağı’ korkusunu duyanlardan tepki gelmesi bekleniyor.

Araştırma, Londra’da yapılan Tıbbi Araştırma Konseyi Merkezinin toplantısında bilim çevrelerine sunuldu.www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Mucize Bebek

Almanya’nın Ludwigshafen kentindeki Türk ailesinin evinde çıkan yangında, anne ve babası tarafından pencereden atılan 8 aylık Onur Çağlar’ı Türk kökenli Alman polisi Hakkı Paker kurtardı.

Muhammet ve Nergis Çağlar’ın üçüncü kattan attıkları Onur, polis Hakkı Paker’in kolları arasında hayata tutundu. Onur’un hayatını kurtaran Paker, olaydan sonra şoka girdiğini belirterek, amirlerinin izni olmadan konuşamayacağını söyledi.

Paker’in olay sırasındaki bir mesai arkadaşı ise “Arkadaşımız şok altında, travma geçiriyor” dedi.
www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Arabasının İçinde Fenalaşarak yaşamını yitirdi

İzmir’in Karşıyaka ilçesinde bir kişi kullandığı otomobilin içinde fenalaşarak yaşamını yitirdi.
Bir mandırada çalışan Hasan Nuri Güzel’in (29) kullandığı 35 ZMR 82 plakalı otomobil, Altınyol Turan Köprüsü girişinde orta şeritte aniden durdu. Çevredeki vatandaşların polisi araması üzerine olay yerine gelen güvenlik güçleri, Güzel’i otomobilinden çıkararak yol kenarına aldı ve ambulansa haber verdi. Ancak Güzel, ambulans gelmeden olay yerinde yaşamını yitirdi.

Bekar olan Güzel’in bir süredir iş sorunları nedeniyle sıkıntılı olduğu, olaydan yarım saat kadar önce yakınlarını arayarak sağlığının iyi olmadığını söylediği öğrenildi.

Öte yandan, Güzel’in cenazesi İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı birimlerde nöbetçi doktor bulunmaması nedeniyle bir süre yol kenarında bekledi. Ölüm raporu, yaşamını yitiren Güzel’in doktor olan bir akrabası tarafından hazırlandı..www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Okul Çantası ve Bıraktığı Hasar

Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tuncay Centel, okul döneminde öğrencilerin ağır sırt çantaları nedeniyle karşı karşıya olduğu skolyoz tehlikesi ve yine öğrencilik döneminde sıkça yaşanan ortopedik sorunlar hakkında bilgi verdi.

Öğrenciler okula giderken kilolarca kitap ve defteri de sırt çantalarında taşımak zorunda kalıyor. Okul çantalarının ağırlığı ve yanlış taşıma yöntemleri sırtta ’skolyoz’ adı verilen eğriliklere neden oluyor.

Skolyoz nedir?

Skolyoz diye adlandırılan durum, omurganın arkadan bakıldığında C ya da S şeklini almasıdır. Boy kısalığına, estetik görünüm bozukluğuna, akciğer kapasitesinin daralmasına ve psikolojik bozukluklara ileri yaşamda kireçlenme de eklenince bel ve sırt ağrılarına neden olmaktadır. Sırt ağrılarını sadece okul çantalarının yanda taşınmasına yormak doğru değil; oturma alışkanlıkları, çocuğumuzun çalıştığı ev ve okuldaki masaların ve sandalyelerin yüksekliği de omurga sağlığı açısından önemli öğelerdir.

Okul çantasının ağırlığı ne olmalıdır?

Okul çantası sırtta ve omuzlarda ağrıya neden olmayacak ağırlıkta olmalı. 12 yaşından küçük olan çocukların 4; 12-15 yaş arası çocukların da 5 kilograma kadar olan çantaları taşıyabileceğini söyleyebiliriz. Ancak, çantanın uzun süre taşınmamasına dikkat edilmelidir. Bu açıdan bakıldığında okul servisleri koruyucu bir rol üstlenmiş durumdadır.

Öğrencilerin okul sıralarında oturuş şekilleri nasıl olmalıdır?

Öğrenciler genelde masa üzerine dayanarak ders dinlemeyi alışkanlık haline getirir. Ancak çocukların en azından ders dinlerken arkalarına yaslanmaları ve dik oturmaları sağlanmalıdır. Teneffüslerde ise öğrenciler sıralarında oturmak yerine kalkıp dolaşmalıdır. Ara sıra yapılacak basit sırt egzersizleri de bir sonraki dersin daha rahat geçmesine yardımcı olacaktır.

Okul döneminde başka ne tür ortopedik sorunlar görülebilir?

Okulda geçen süreye, okul ile ev arasında geçen süre ile etüd saatleri ve kurslar da katıldığında, çocukların zamanlarının büyük bölümünün ayakkabıyla geçtiği anlaşılmaktadır. Bu da okuldan dönen çocukların sadece sırt ağrısından değil, ayak ağrısından da yakınmalarına neden olur. Çocukluk çağında ayaklarda ağrılara neden olan bir dizi hastalık vardır. Burkulmalar ve travmalar dışında bu hastalıklar arasında en yaygın bilineni düztabanlıktır.

Düztabanlık, ayağa iç yandan bakıldığında, mevcut ayak kavsinin kaybolup ayağın iç kenarının bütünüyle yere temas etmesi durumudur. Çocuklarda en sık esnek düztabanlık görülmektedir. Yani, ayak kavisini oluşturan bir takım kemiğin arasındaki bağların yapısal gevşekliği söz konusudur. Esnek düztabanların çok büyük bir kısmında, şekil olarak normal kabul edilen ayaklardan farklı bir biçimde görülse de, ilerde herhangi bir işlevsel kusurla karşılaşılmamaktadır.

Düztabanlık tedavisi nasıl yapılır?

Yumuşak malzemeden yapılmış, hafif ve esnek ayakkabıların ayak sağlığı üzerindeki katkıları inkar edilemez. Esnek düztabanlardaki tedavi seçenekleri, tabanlık kullanımından cerrahi girişime kadar çeşitlilik gösterir. Bu nedenle içe basma saptanan çocukların, okula başlamadan önce bir çocuk ortopedistine gösterilmesi yanlış tedavileri önleyecektir. Ayrıca ayak kemiklerinin doğuştan bazı anormalliklerinde de düztabanlık oluşur. Bu tip durumlar çoğunlukla ağrıya neden olur ve ciddi bir tedavi gerektirir.

Doğru teşhis nasıl konulur?

Okul çağı çocuklarında ayak ağrılarının nedenini okula başlarken yeni alınan ayakkabılara yormak yanlıştır. Çünkü çocukluk çağında ayakta ağrıya neden olabilecek ve çocuğun okulla olan dengesini etkileyecek bir dizi doğuştan veya sonradan olma bozukluk bulunmaktadır. Ağrılı bir ayakta, uzman hekimin çektireceği basit bir röntgen sonucu konacak tanı ve buna göre yönlenecek tedavi ile çocukların sıkıntısı önlenecektir.

Beden eğitimi dersleri çocuklar için risk taşır mı?

Beden eğitimi derslerinde ortaya çıkan ve masum tabiatlı hastalıkların başında, osgood-schlatter gelmektedir. Çocuklarda dizkapağını kaval kemiğindeki büyüme plağına bağlayan kuvvetli bağın çekmesiyle, zamanla dizin hemen altında ortaya çıkan şişlik ve ağrı ile karakterize bir durumdur. İlkokul sonlarındaki erkek çocuklarda daha yaygındır. Birkaç yıl sürer ve genellikle kendiliğinden geçer. Bu çocukların çoğunda, hastalığın derecesine bakmaksızın, beden eğitimi dersi tamamen yasaklanır.

Ne var ki, osgood-schlatter’li hastaların çoğunda bu önlemin bir yararı yoktur; aksine çocuk üzerinde olumsuz psikolojik baskısı olur. Bu hastaların çoğu, çocuk ortopedistleri tarafından basit önlemlerle, fiziki aktiviteleri tam kısılmadan tedavi edilebilir. Osgood-schlatter hastalığı olan çocuklar sıra kenarında yer seçmeli ve otururken dizlerini açarak, kıvırmadan oturmalıdırlar. İki sıra arası, dizleri kıvırmaya zorlayacak kadar dar olmamalıdır. www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

İdrar Kaçırma

Kişinin sosyal yaşantısını yakından etkileyen idrar kaçırma problemi, 35 yaşın üzerindeki her 5 kadından birinde görülüyor. Özellikle çalışan kadınlarda depresyona yol açan idrar kaçırma rahatsızlığını önlemek için bol su içilmesi, diyetten kaçınılması, kahve ve kola tüketiminin azaltılması öneriliyor. Memorial Hastanesi Üroloji Bölümü doktorları kadınların korkulu rüyası haline gelen idrar kaçırma problemini anlattı: “Temelde kadınların hastalığı olan idrar kaçırmaya tıpta inkontinans denmektedir. İdrar kaçırmanın belli bir miktar ölçümü yoktur; çünkü hijyenik pet kullanmak zorunda olmasına rağmen yakınmayan kadınların yanında, damlama şeklinde ve seyrek idrar kaçırmalarını bile büyük bir sorun olarak gören kadınlar da vardır. Bu da idrar kaçırmanın hastalık boyutunun kadının sosyo-kültürel durumuna sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteriyor. Kırsal kesimde sorun yaşlanmaya bağlı doğal bir problem gibi görülerek doktora başvurulmazken, kentlerde ve özellikle çalışan kadınlarda idrar kaçırma depresyon ve sosyal ilişkilerde kısıtlanmaya (idrar kokusu, ıslaklık hissi yüzünden) yol açarak daha erken dönemlerde tedavi için doktora başvurmaya neden olmaktadır. Sonuçta kişinin sosyal yaşantısını etkileyecek olan her idrar kaçırma bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir.”

35 yaşın üzerindeki her 5 kadından birinin sorunu

İdrar kaçırma probleminin genel inanışın aksine sadece yaşlanma ile ortaya çıkan bir durum olmadığını belirten Prof. Dr. Kemal Sarıca, rahatsızlığın genç yaşlarda da görüldüğünü söyledi: “Özellikle menopoz sonrası dönemde olan ve zor doğum yapmış kadınlarda görülen bu durum bazen daha erken yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. 35 yaşın üzerindeki her beş kadından biri az ya da çok zaman zaman olan idrar kaçırma problemi ile karşı karşıyadır. 65 yaşından sonra ise neredeyse her 3 kadından birinde bu problem vardır. Yapılan araştırmalarda kadınların % 25’inin hayatlarının herhangi bir döneminde idrar kaçırdığı hesaplanmıştır. Ancak doktora başvuran kadınlar bu rakamların çok altındadır. İdrar kaçırma kadın tarafından saklanan ve genellikle utanılacak bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan bir başka araştırmada ise kadınların doktora başvurana kadar bu şikayetle ortalama 9 yıl geçirdikleri tespit edilmiştir. İnsan ömrünün uzaması ile bu sorun daha da büyümektedir.”

İdrar kaçırma sosyal yaşamı etkiliyor!

İdrar kaçırmanın hangi durumlarda görüldüğünü Prof. Dr. Sarıca şöyle anlattı: “İdrar kaçırma; öksürme, hapşırma veya gülme gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda ortaya çıkabileceği gibi, daha az eforla da (yürümek, yataktan kalkmak gibi) meydana gelebilir. Bu tip idrar kaçırmaya zorlanma tipi idrar kaçırma-inkontinans adı verilmektedir. Bazı hastalarda kaçırma, kişinin ani olarak idrara çıkma ve sıkışma hissi ile beraberdir. Bu tip idrar kaçırmaya ise sıkışma tipi inkontinans denir. Bunun sebebi ise genellikle belli değildir. Bu hastalar alışverişe çıkmaya korkarlar, misafir ziyaretine gitmeye çekinirler; çünkü bu durumun aniden ortaya çıkacağını ve tuvalete yetişemeyeceklerini düşünürler. Bazı kişilerde idrar kaçırma yukarıda anlatılan iki tip kaçırmanın da birlikte görüldüğü tiptedir. Bu tip idrar kaçırmaya da karışık tip inkontinans denir. Zorlanma ile idrar kaçırma genellikle l yoldan doğum yapmış kadınlarda görülür. Kasık adalelerinin veya sinirlerinin doğum sırasında zedelenmesi sonucu mesane boynu öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma, yük taşıma, cinsel ilişki sırasında yer değiştirerek veya kapanamayarak karın içinde artan basınçla hastanın idrar kaçırmasına neden olur.Tedavi genellikle cerrahidir. Fizik tedavi yöntemleri (kasık adalelerinin güçlendirilmesi, elektrikle uyarma (stimulasyon), menapozdaki kadınlarda hormon tedavisi de uygulanabilir. Sıkışma tipi idrar kaçırma ise genellikle daha ileri yaşlarda görülmesine rağmen, mesanenin tahriş olduğu durumlarda da (iltihap, taş, tümör vb) ortaya çıkabilir. Bu hastalarda küçükken gece yatağa işeme, gece uykudan uyanarak idrar yapma (normalde 2 kez olabilir), gündüz çok idrara çıkma (normalde 6 kez) daha sıktır. Su sesi ile idrar hissi veya sıkışma olabilir. Genellikle fiziksel aktivite (gülme, konuşma, hapşırma, öksürme, yük kaldırma, cinsel aktivite gibi) ile de tetiği çekilebilen ansızın idrar yapma hissi duyarak tuvalete koşan hasta, tuvalet kapısında idrarını tutamayıp kaçırır. Genelde bu durumun sebebi bulunamaz. Mesane eğitimi, işeme alışkanlığının düzeltilmesi, elektrikle uyarma ve ilaç tedavisi gibi tedaviler uygulanır. ” İdrar kaçırma problemi olanlar diyet yapmamalı, bol su içmeli. İdrar kaçırma problemleri olanların diyet yapmaktan kaçınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kemal Sarıca, bol su içilmesini, kola ve kahve tüketiminin ise azaltılması geketiğini belirtti. Prof. Dr. Sarıca idrar kaçırma problemi yaşayanlara hangi tedavi yöntemleri uygulandığını şöyle anlattı : “Tedavide; fizik tedavi uygulamaları, cerrahi yöntemler ve ilaç tedavileri bulunmaktadır. İdrar kaçırmanın derecesi ve hastanın sosyal yaşamına olan etkisi göz önüne alınarak en basitten en girişimsel yönteme kadar tedavide pek çok metod uygulanabilir. Tedavide ilk basamak mesane eğitimi dir. Bu özellikle sıkışma tipi kaçırmalarda önemlidir. Sıkışmayı geciktirmek için tuvalete koşulmamalıdır. Ayakta durmalı ya da oturmalıdır. Perineye basınç uygulanır, karın kaslarını gevşetmek için solunum egzersizi yapılır. Zihni meşgul etmek için matematik problemi çözülmesi tavsiye edilebilir. Eğer engel olunamıyorsa kaçırmayı önlemek için idrar yapılabilir. Saatli ve düzenli idrar yapma yanında normal idrar yaparken de idrarını tutma (durdurma) eğitimleri yapılmalıdır. İdrar kaçıran bir kimse zannedilenin tersine gece haricinde bol sıvı almalıdır. Bu konstipasyonu (kabızlığı) önler. Lifli besinler alınmalıdır. Günlük idrar miktarı en az ortalama 1,5 lt olmalıdır. Normal bir kişi 4-6 kez gündüz ve bir iki kez de gece idrara çıkar. Kola, kahve, çay, çikolata ve alkol idrar yapma ihtiyacını arttırabilir, sıkışmaya sebep olabilir, diyetten çıkarılmalıdır. İleri düzeyde idrar kaçırması olan ve fizik egzersizlerin yararlı olmadığı olgularda operasyona gerek duyulur. Hekim gerekli incelemelerden sonra hangi tip operasyonu yapacağına karar verir. Günümüzde yeni tekniklerin uygulanması ile zorlanma tipi idrar kaçırmalarda % 90′a yakın başarılı olunmaktadır. Karından veya hazneden uygulanabilen bu operasyonlarda rahim ve idrar kesesi sarkmaları da varsa hepsi bir arada düzeltilir. Zor ameliyatlar değillerdir. Hatta günümüzde kadınlarda lokal anestezi ile dahi uygulanabilir. Vajenden yapılan bir küçük kesiden idrar kanalı bir gergisiz bant sayesinde karın katlarına asılır. Karında iki küçük kesiden (0.5 cm) başka hiç yara izi kalmaz. Birçok kişi bu konuda gereksiz biçimde sessiz kalır. Doktora danışmaya ve gereken yardımı almaya utanır. Bazı kişiler bu durumun yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu olduğunu ve olası nedenlerinin ve tedavi seçeneklerinin bulunması yerine bu duruma katlanması gerektiğini düşünür. Oysa, enfeksiyonu kontrol altına almak için antibiyotik kullanmak ya da idrar akışını kontrol eden kasları güçlendirecek egzersizleri öğrenmek gibi basit tedaviler söz konusu olabilir. Gerek görülürse de operasyon yapılır. ”
www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Ses Kısıklığı

Etiler Memorial Polikliniği Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Haldun Şan, “Ses Kısıklığı, hangi hastalıkların habercisi olabilir?” sorusunun yanıtını verdi.

Spot: Ses kısıklığı, genellikle sesin azalması veya hiç çıkmaması olarak algılanır. Ancak her türlü normalden farklı ses oluşumuna ses kısıklığı denir ve bu durum bazı ciddi hastalıkların habercisi de olabilir.

“Ses Kısıklığı” nedir?

Sesteki çatallaşmalar, titreşimler, boğuk ses ve diğer tüm ses değişikliğine ses kısıklığı denir. Gırtlaktan daha aşağı seviyelerdeki rahatsızlıklar sesin cılız ve zayıf çıkmasına neden olurken, gırtlağın kendisi ile ilgili hastalıklarda sert, tırmalayıcı ve kısık ses oluşumuna neden olur. Ağız boşluğu ve dil hastalıklarında ise ses boğuk, burundan ve “ağızda sıcak patates varmışçasına” çıkmasına sebep olur.

“Ses Kısıklığı” neden oluşur?

Ses kısıklığı oluşturan pek çok sebep vardır. Bunlar arasında çok basit ve kendiliğinden iyileşebilecek sebepler olduğu gibi ciddi ve tedavisinin büyük ameliyatlar gerektirdiği hastalıklar da olabilir.

Ses kısıklığına sebep olabilecek hastalıklar arasında şunlar sayılabilir:
Larenjit (Gırtlak iltihabı)
Ses tellerinde nodül, kist veya polip gibi iyi huylu kitleler
Akciğer hastalıkları
Ses teli hareketini sağlayan sinirlerin felci
Alerji veya iltihaplara bağlı geniz akıntısı
Mideden yukarı doğru asit kaçağının olması (reflü) ve şiddetli kusmalar
Gırtlak ve çevresindeki dokuların tümörleri
Ses telleri çevresine gelen darbeler
Psikolojik sebepler
Şeker hastalığı veya sinir sistemi hastalıkları gibi vücudun diğer bölgeleriyle birlikte ses telini de tutan hastalıklar
Sigara, duman ve kimyasal gazlar gibi tahriş edici maddelere maruz kalmak
Yanlış ses kullanımları(bağırma, çığlık, şiddetli ağlama ve öfke durumları)
Bir takım cerrahi travmalar(gırtlağa yada üst solunum yoluna yönelik yada genel anestezi için solunum yoluna tüp(entübasyon tüpü) yerleştirilmesine bağlı

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Doğrusu ses kısıklığı olur olmaz doktora gitmektir. Ancak ülkemizde bu pek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle genelde 1-2 haftadan daha fazla süren ses kısıklıklarında mutlaka doktora gidilmesini öneriyoruz. Ses kısıklığı ile beraber nefes alma zorluğu, ağızdan kan gelmesi, yutma zorluğu veya boyunda kitle (şişlik) gibi şikayetler de varsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak için daha acele etmek gerekir. Özetle kulak burun boğaz uzmanına ne zaman muayene olmak gerekir sorusunun cevabı olarak:

Ses kısıklığı 2-3 haftadan uzun sürerse,
Ses kısıklığı ile birlikte aşağıdaki belirtiler varsa:
Soğuk algınlığı gibi belirli bir neden yokken ağrı bulunması,
Öksürükle kan gelmesi,
Yutma güçlüğü,
Boyunda şişlik,

Birkaç günden uzun süren tam ses kaybı veya seste şiddetli değişiklik olursa Kulak Burun Boğaz uzmanı ile görüşülmelidir.
Ses kısıklığı olduğu zaman ne hemen ciddi bir hastalık endişesine kapılmalıyız ne de çok küçümseyip muayeneyi ihmal etmeliyiz. Özellikle sigara içen, 50 yaşını aşmış ve 2 haftadan uzun süreli ses kısıklığı olan erkek hastaların mutlaka hekime başvurmaları ve dikkatli bir gırtlak muayenesinden geçmeleri şarttır. Çünkü gırtlak kanserinin ilk ve en önemli işareti ses kısıklığı olup erken evrede saptandığında %100’e yakın oranda tedavi edilebilmektedir.

***Ses kısıklığının tedavisi, ses kısıklığı yapan hastalığa göre değişir. Çünkü ses kısıklığı kendisi bir hastalık değil başka hastalıkların belirtisidir.***

Nelere dikkat etmeliyim?

Ses kısıklığının olmaması veya olursa da kolay iyileşmesi için hastanın dikkat etmesi gereken hususler:

Sigara ve alkol kullanılmaması (sigaranın rolü çok daha fazladır)
Sesin doğru tonda, kalınlaştırma ve inceltmeleri fazla yapmadan kullanılması
Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılması
Diyaframı kullanarak, gırtlak kaslarını çok yormadan konuşulması
Bol su içilmesi
Boğaz temizleme hareketini yapmaktan kaçınılması
Mideden asit kaçağı olan (Reflü) hastalar için akşam saatlerinde çay, kahve, kola, alkol alınmaması, mideyi dolduracak kadar yemek yenmemesi, yemek yiyip hemen yatılmaması, yüksek yastıkta yatılması
Bulunduğunuz ortamın nemi ve ısısının uygun olması.. www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Cinsel İlişkide Baş ağrısı

Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nde Uzm.Dr.Abdullah Özkardeş, cinsel ilişki ile olan baş ağrıları hakkında bilgi verdi.

Baş ağrıları insanlığın en büyük problemlerinden biridir. Her insan hayatı boyunca en az 3 kez şiddetli baş ağrısı yaşamaktadır. Tüm dünyada baş ağrıları için yılda 13.000 ton aspirin kullanılmaktadır. Hafif veya 1-2 kez olan ağrılar için insanların pek çoğu, doktora baş vurmamaktadır. Bu nedenle baş ağrılarının gerçek sıklığını tahmin edebilmek de güçtür. Baş ağrıları, geniş bir hastalıklar grubudur ve birçok türü bulunmaktadır. 13 baş ağrısı ana grubu bulunmakta ve bunlarda alt gruplara ayrılmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu oluşturmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu olşuturmaktadır. Seyrek görülen, fakat olduğunda oldukça rahatsız edici olan ve bazen hayati önemi de olabilen baş ağrısı türleri de vardır.

Baş ağrıları, öksürük, eksersiz ve cinsel ilişki ile tetiklenip başalyabilir. Bunlar bir tür efora bağlı baş ağrılarıdır. Cinsel aktivite, kompleks bir olaylar serisidir. Cinsel ilişki sırasında olan baş ağrıları, eskiden beri bilinmesine ve pek çok kişi tarafından yaşanmasına rağmen, çok iyi anlaşılabilmiş değildir. Hastalar, hastalığın ne kadar ciddi olup önemsenmesi ve ne gibi önlemler alınması gerektiği konularında bilgilenmek istemektedirler.

Cinsel ilişkiye bağlı baş ağrılarının 2 ana tipi vardır:

İyi huylu cinsel ilişki baş ağrıları: Orgazm öncesinde veya sırasında baş ve ensede olur. Cinsel aktivite ve heyecan arttıkça, ağrı yoğunlaşır. Kadın ve erkeği etkileyebilir. Birkaç dakika sürebildiği gibi saatleri de bulabilir. Çok rahatsızlık verici olabilir ve genellikle cinsel ilişkiyi sınırlar, sonlandırır. Ağrıyı yaşayanlar yine olabilecek diye cinsel ilişkiden kaçarlar. Ağrı başlayınca orgazmdan önce ilişkinin sonlandırılması ile ağrı kesilebilir. Kas kasılmasından veya damarların genişlenmesinden olduğu düşünülmektedir. Bu tür ağrılar, geçmişinden migren ve gerilim tipi baş ağrıları olan hastalarda daha sık ortaya çıkmaktadırlar. Ağrılar birkaç ay içerisinde geçse de , hastaların yarısından 6 yıla kadar tekrarlayabilir. Bazen birkaç hafta cinsel ilişkiden kaçınmak gerekebilir. Eğer bu yapılamıyorsa, işilki öncesi ilaç almak gerekebilir. Stresi azaltmanın da, bu ağrılara iyi geldiği bilinmektedir. Sildenafil (Viagra), bu ağrıların %10 kadarına iyi gelmektedir. Bazı hastalarda kilo verme, eksersiz yapma ve cinsel ilişkide daha pasif bir rol üstlenme, ilişki sırasında her zaman uygulanan postürün değiştirilmesi ve aynı gün ekstra cinsel aktiviteden veya aktivilerden kaçınmak faydalı olabilir.

Cinsel ilişki sırasında ilik kez olan baş ağrısı: Hasta bu ağrıyı hayatında yaşadığı en kötü baş ağrısı olarak tanımlar. Bu tip baş ağrısı, aksi gösterilene kadar ciddi bir acil durumdur. Bu tür baş ağrısı, genellikle akut bir beyin kanamasına bağlıdır. Bu ağrılar sık değildir, fakat olduğunda hayatı tehdit edebilen ve acil değerlendirme ve tedavi gerektiren ağrılardır. Cinsel ilişki sırasında olan beyin kanamaları, anormal bir damarın yırtılması sonucu oluşur. Anormal damarlar, anevrizma denilen damar balonlaşmaları veya Arterio-venöz malformasyon denilen doğuştan gelen anormal damar iştirakleridir. Bunların yırtılması ile beynin yüzeyine veya beynin içine kanama olabilir. Böyle bir şüphe varsa beyin tomografisi incelemesi gerekir. Tomografide kanama bulgusu gözlenmez ise, bel bölgesinden beyin omurilik sıvısı almak gerekebilir ve bu sıvıda da kan aranır. Kanın damardan çıkarak beyin etrafına veya içine yayılması, patlayıcı bir başağrısına neden olur. Cinsel ilişki sırasında olan kalp olan AVM’si olan insanlar, genellikle bunun farkında değillerdir. Tüm hayatları boyunca bunları taşırlar ve onlar yırtılıp kanadığı güne kadar bir yakınmaları olmayabilir. Böyle bir durum insan sağlığı için oldukça risk taşır.

Her iki tip baş ağrısında da bilinçlendirmek ve gerektiğinde tıbbi yardım aramak önemlidir. Bu tür ağrısı olan erkek veya kadının önce dinlenmesi, muayene edilmesi ve şüphe uyandıracak bir durum varsa tomografik inceleme yapılması gerekir. Sonuçlara göre uygun bir tedavi yapılmalıdır. Herşeyin normal olması, hayati riski ortadan kaldırırır, fakat ağrının rahatsız edici ve cinselliği sınırlandırıcı etkisi devam eder. Ağrının yaşanması ve bu nedenle cinsel ilişkilerin sınırlandırılması oldukça önemli bir sağlık sorunudur. www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Emzirme Dönemi

Anne sütü bebek için doğal ve oldukça değerli bir besindir.Emzirme sırasında hastalıklara karşı koruyucu olan protein yapılı maddeler (Antikorlar) bebeğe geçer ve ishal, solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu ve zehirlenmelerden bebeği korur.Emzirme sırasında salgılanan hormonlar annenin rahim adelesinin kasılmasını rahimin küçülmesini ve kanamanın azalmasını sağlar. Emzirme anne ile bebek arasındaki iletişim ve bebeğin psikososyal gelişimi için de önem taşır

Bu dönemde yeni doğan bebeği ile ilgilenmek isteyen anne için yeni bir gebelik düşüncesi ürkütücü olmaktadır. Emzirme döneminde doğurganlık (fertilite) azalır. Doğumdan sonra doğurganlık (fertilite) nin yeniden kazanılması emzirme süresi, sıklığı adetin başlaması ile ilgilidir.Ovulasyon(yumurtlama) genellikle ilk adetten birkaç hafta sonra başlar. Bebek anne sütü alıyorsa 6 ila 8 ay koruyabilir.Fakat bebek ek gıda(mama) alıyorsa doğumdan sonra 3. haftadan itibaren korunma yöntemi uygulanmalıdır. Emziren kadınlarda bu risk % 1-2 den az olmakla beraber ilk adetten önce ovulasyonun başlayabildiği de gösterilmiştir. Emzirme döneminde adet olamama (amonere) gebelikte korur mu ?

Emzirme veya pompa ile sütün sağılması yumurtlama ve yumurtlama gelişimini baskılayan prolaktin hormonunu arttırır ve gebelikten koruyabilir.Dünya sağlık örgütünün yaptığı çok merkezli bir çalışmada ; bebek sadece anne sütü ile besleniyorsa, 6 aydan küçükse, annenin adeti başlamamışsa %98,1 oranında gebelikten koruduğu gösterilmiştir.Gündüz ve gece emzirme olmalıdır(günde en az 6 kez). Bu yöntem çalışan annelerde başarılı değildir.Bebeğe 6. aydan sonra ek gıdalara başlanması ile emzirme devam etse de koruyuculuk azalır. Bariyer yöntemi ; Başarısızlık oranı %10 civarındadır. Prezervatif kullanımı gebelikten koruduğu gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklardan da korur. Diafram (Vajinaya uygulanan esnek kap) doğumdan sonra 6 haftadan önce kullanılamaz. l tablet (spermisit) kullanımı emzirme döneminde oluşan l kuruluğu arttırır.

Doğum kontrol hapları(kombine haplar) : Östrogen ve progesteron içerirler.Yapılan çalışmalarda bu hapların östrogen içeriğinin süt miktarını azalttığı gösterilmiştir. Östrogen içerdiği için gebelikte oluşan kanın pıhtılaşma eğilimi nedeniyle damar tıkanıklığı riski taşır doğumdan sonra 6 haftadan önce başlanmamalıdır. Anne emzirmese bile doğum kontrol hapına başlamak için en az 6 hafta beklenmelidir.

Sadece progesteron içeren doğum kontrol hapları : Doğumdan 6 hafta sonra başlanmalıdır.Emzirme döneminde güvenle kullanılabilir.
Progesteron İçeren İğne (3 aylık iğne) : Uzun yıllardır denenmiştir. Yan etkisi yoktur sütü az da olsa arttırdığı saptanmıştır.Adet görmemeye neden olur ve bu durum iğne kesilince düzelir.
Aylık İğneler : Östrogen içerdiği için sütü azaltır ve bu emzirme döneminde kullanım konusunda yeterli bilgi yoktur.
İmplant : Kolda cilt altına uygulanan hormon içeren yaklaşık 3 cm lik çubuk şeklinde bir yapıdır. Üç yıl koruyuculuğu vardır. Süte geçen az miktarda hormon bebeği etkilemez.Adet görmemeye neden olabilir.

Rahim içi araç (spiral) : Başarısızlık oranı % 1-3 olarak saptanmıştır. En erken doğumdan 4-6 hafta sonra uygulanabilir. Daha erken uygulanırsa rahim kasılmaları ile atılabilir. Hormonlu veya bakırlı spiral uygulanabilir. Hormonun vücuda geçişi çok azdır ve sütü etkilemez. Cerrahi Yöntem : Kalıcıdır.

Erkek kısırlaştırılması (vazektomi) anne sağlığını ve emzirmeyi etkilemeyen , kolay, riski olmayan daha ucuz bir yöntemdir.Kadının kısırlaştırılması batın boşluğu açıldığı için enfeksiyon, kanama, karın içi organlarda yaralanma riski taşır ve genel anestezi gerektirir. Doğum sonrası göbek altından veya sezaryende uygulanımı emzirmeyi etkilemez. Sonuç olarak emzirme döneminde uygulanacak doğum kontrol yöntemi seçimi birçok faktöre bağlıdır. Bunlar önceden kullanılan alışılmış metod, gelecekte çocuk isteği, eşin katılımı, emzirme durumu gibi faktörlerdir. Hangi yöntemin uygun olduğu bu faktörlere göre belirlenmelidir. www.memorial.com.tr

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Havuz Suyuna Dikkat Etmeliyiz

Özellikle yaz aylarında hava sıcaklığının yükselmesiyle birlikte genital bölgenin nemli kalmasına bağlı olarak vajinal mantar enfeksiyonlarında artış görülmektedir. Birçok kadın kaşıntı ve vajinada yanma hissi ile kendini gösteren mantar enfeksiyonu ile hayatı boyunca en az bir kez karşılaşmaktadır.

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir, kadınlarda özellikle yaz aylarında havuz suyuna bağlı olarak ortaya çıkan “Vajinal mantar enfeksiyonu” hakkında bilgi verdi.

Vajinal mantar enfeksiyonu nedir?

Kadınlarda oldukça sık rastlanılan vajinal akıntı, kaşıntı ve yanma gibi şikayetler, genellikle genital bölgede meydana gelen bakteri, virus ve mantar enfeksiyonlarından kaynaklanmaktadır. Bu tür enfeksiyonlara neden olan mikroorganizmaların bir kısmı cinsel yolla kişiden kişiye bulaşırken, bir kısmı da vajinanın normal florasında meydana gelen değişikliklere bağlı olarak enfeksiyon meydana getirir. Birçok kadın hayatı boyunca en az bir kere bu sorunla karşılaşmakta ve tedavi edilmediği takdirde vajinal enfeksiyonlar kişiye çok rahatsızlık verecek şekilde tekrarlayan bir hal alabilmektedir.

Vajinal mantar enfeksiyonlarının nedenleri nedir? Niçin özellikle yaz aylarında ortaya çıkar?

Özellikle yaz aylarında hava sıcaklığının yükselmesiyle beraber genital bölgenin nemli kalmasına bağlı olarak vajinal mantar enfeksiyonlarında artış görülmektedir. Çoğu kez vajinada normal olarak bulunan mantarların, vajen florasında meydana gelen değişiklikler sonucu aktif hale gelmesi ile kişide enfeksiyon gelişebilir. Antibiyotik kullanımı, gebelik, şeker hastalığı ve bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden olan bir takım hastalıklarda, l mantar görülme riski artmaktadır. Özellikle yaz aylarında ise genital bölgenin nemli kalmasına sebep olan sentetik çamaşırlar, dar pantolonlar da mantar enfeksiyonu riskini arttırmaktadır. Bunların dışında yine yaz aylarında ve özellikle havuz sonrası bu şikayetlerin arttığı görülmektedir. Burada sebep sanılanın aksine havuzdan mantar bulaşması değil, havuz suyundaki klorün vagen florasındaki yararlı bakterileri öldürmesi sonucu var olan mantar sporlarının aktif hale gelmesidir.

Vajinal mantar enfeksiyonunun en sık görülen belirtileri nelerdir?

Vajinal mantar enfeksiyonunun en sık görülen belirtisi, kaşıntı ve vajinada yanma hissidir. Bu durumda dış genital organlarda kızarıklık ve ödem meydana gelir. Mantar hastalıklarında oluşan kaşıntı genellikle çok şiddetlidir ve çoğu kez hastayı doktora getiren en önemli nedendir. Bazen kaşımaya bağlı olarak o bölgenin derisinde sıyrıklar ve küçük kanamalar dahi oluşabilir. Genellikle hastalarda beyaz renkli, kokusuz, süt kesiği kıvamında dediğimiz akıntı da görülebilir. Bu belirtilere ek olarak şiddetli mantar enfeksiyonlarında idrar yaparken yanma, idrarın değdiği bölgelerde sızlama ve cinsel ilişki esnasında ağrı oluşabilir.

Vajinal mantar enfeksiyonları nasıl tedavi edilir? Enfeksiyonlardan korunmak mümkün müdür?

Kadınlarda oldukça sık olarak rastlanan bu tür enfeksiyonlar; l fitiller, kremler ve gerektiği durumda ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilebilmekte, semptomlar ise 1-2 gün içinde gerileyebilmektedir. Hastaya oldukça sıkıntılı günler yaşatabilen bu enfeksiyondan korunmak için basit birkaç önlem oldukça yararlı olabilir. Öncellikle genital bölgenin ıslak ve nemli kalmasını önlemek için sentetik çamaşırlar ve dar kıyafetler giymekten kaçınılmalı, pamuklu ve rahat iç çamaşırlar tercih edilmelidir. Ayrıca genital bölgenin temizliği için normal sabun, parfümlü kozmetik ürünleri gibi tahrişe yola açabilecek temizlik ürünlerini değil, bu bölge için özel üretilmiş sabunlar kullanılmalıdır. Bunların dışında yaz aylarında havuz sonrası genital bölgenin kuru kalması için hanımlara ıslak mayo veya ile kalmamalarını, klorlu sudan arınmak için havuz sonrası duş almaları gerekmektedir. Kadınlar, kendilerinde herhangi bir zamanda gelişen akıntı, kaşıntı yanma gibi şikayetleri ciddiye almalıdır. Herhangi bir sorunda bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalıdırlar. www.memorial.com.tr

Kategorilenmemiş |

  • Dostlar

  • Diğer Projelerimiz

  • burun estetiği
  • göğüs estetiği