Estetik ameliyatlar ve saglik hakkinda haberler
5th February 2008

Cinsel İlişkide Baş ağrısı

Memorial Hastanesi Nöroloji Bölümü’nde Uzm.Dr.Abdullah Özkardeş, cinsel ilişki ile olan baş ağrıları hakkında bilgi verdi.

Baş ağrıları insanlığın en büyük problemlerinden biridir. Her insan hayatı boyunca en az 3 kez şiddetli baş ağrısı yaşamaktadır. Tüm dünyada baş ağrıları için yılda 13.000 ton aspirin kullanılmaktadır. Hafif veya 1-2 kez olan ağrılar için insanların pek çoğu, doktora baş vurmamaktadır. Bu nedenle baş ağrılarının gerçek sıklığını tahmin edebilmek de güçtür. Baş ağrıları, geniş bir hastalıklar grubudur ve birçok türü bulunmaktadır. 13 baş ağrısı ana grubu bulunmakta ve bunlarda alt gruplara ayrılmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu oluşturmaktadır. Migren ve gerilim tipi baş ağrıları, 2 önemli ve sık grubu olşuturmaktadır. Seyrek görülen, fakat olduğunda oldukça rahatsız edici olan ve bazen hayati önemi de olabilen baş ağrısı türleri de vardır.

Baş ağrıları, öksürük, eksersiz ve cinsel ilişki ile tetiklenip başalyabilir. Bunlar bir tür efora bağlı baş ağrılarıdır. Cinsel aktivite, kompleks bir olaylar serisidir. Cinsel ilişki sırasında olan baş ağrıları, eskiden beri bilinmesine ve pek çok kişi tarafından yaşanmasına rağmen, çok iyi anlaşılabilmiş değildir. Hastalar, hastalığın ne kadar ciddi olup önemsenmesi ve ne gibi önlemler alınması gerektiği konularında bilgilenmek istemektedirler.

Cinsel ilişkiye bağlı baş ağrılarının 2 ana tipi vardır:

İyi huylu cinsel ilişki baş ağrıları: Orgazm öncesinde veya sırasında baş ve ensede olur. Cinsel aktivite ve heyecan arttıkça, ağrı yoğunlaşır. Kadın ve erkeği etkileyebilir. Birkaç dakika sürebildiği gibi saatleri de bulabilir. Çok rahatsızlık verici olabilir ve genellikle cinsel ilişkiyi sınırlar, sonlandırır. Ağrıyı yaşayanlar yine olabilecek diye cinsel ilişkiden kaçarlar. Ağrı başlayınca orgazmdan önce ilişkinin sonlandırılması ile ağrı kesilebilir. Kas kasılmasından veya damarların genişlenmesinden olduğu düşünülmektedir. Bu tür ağrılar, geçmişinden migren ve gerilim tipi baş ağrıları olan hastalarda daha sık ortaya çıkmaktadırlar. Ağrılar birkaç ay içerisinde geçse de , hastaların yarısından 6 yıla kadar tekrarlayabilir. Bazen birkaç hafta cinsel ilişkiden kaçınmak gerekebilir. Eğer bu yapılamıyorsa, işilki öncesi ilaç almak gerekebilir. Stresi azaltmanın da, bu ağrılara iyi geldiği bilinmektedir. Sildenafil (Viagra), bu ağrıların %10 kadarına iyi gelmektedir. Bazı hastalarda kilo verme, eksersiz yapma ve cinsel ilişkide daha pasif bir rol üstlenme, ilişki sırasında her zaman uygulanan postürün değiştirilmesi ve aynı gün ekstra cinsel aktiviteden veya aktivilerden kaçınmak faydalı olabilir.

Cinsel ilişki sırasında ilik kez olan baş ağrısı: Hasta bu ağrıyı hayatında yaşadığı en kötü baş ağrısı olarak tanımlar. Bu tip baş ağrısı, aksi gösterilene kadar ciddi bir acil durumdur. Bu tür baş ağrısı, genellikle akut bir beyin kanamasına bağlıdır. Bu ağrılar sık değildir, fakat olduğunda hayatı tehdit edebilen ve acil değerlendirme ve tedavi gerektiren ağrılardır. Cinsel ilişki sırasında olan beyin kanamaları, anormal bir damarın yırtılması sonucu oluşur. Anormal damarlar, anevrizma denilen damar balonlaşmaları veya Arterio-venöz malformasyon denilen doğuştan gelen anormal damar iştirakleridir. Bunların yırtılması ile beynin yüzeyine veya beynin içine kanama olabilir. Böyle bir şüphe varsa beyin tomografisi incelemesi gerekir. Tomografide kanama bulgusu gözlenmez ise, bel bölgesinden beyin omurilik sıvısı almak gerekebilir ve bu sıvıda da kan aranır. Kanın damardan çıkarak beyin etrafına veya içine yayılması, patlayıcı bir başağrısına neden olur. Cinsel ilişki sırasında olan kalp olan AVM’si olan insanlar, genellikle bunun farkında değillerdir. Tüm hayatları boyunca bunları taşırlar ve onlar yırtılıp kanadığı güne kadar bir yakınmaları olmayabilir. Böyle bir durum insan sağlığı için oldukça risk taşır.

Her iki tip baş ağrısında da bilinçlendirmek ve gerektiğinde tıbbi yardım aramak önemlidir. Bu tür ağrısı olan erkek veya kadının önce dinlenmesi, muayene edilmesi ve şüphe uyandıracak bir durum varsa tomografik inceleme yapılması gerekir. Sonuçlara göre uygun bir tedavi yapılmalıdır. Herşeyin normal olması, hayati riski ortadan kaldırırır, fakat ağrının rahatsız edici ve cinselliği sınırlandırıcı etkisi devam eder. Ağrının yaşanması ve bu nedenle cinsel ilişkilerin sınırlandırılması oldukça önemli bir sağlık sorunudur. www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Emzirme Dönemi

Anne sütü bebek için doğal ve oldukça değerli bir besindir.Emzirme sırasında hastalıklara karşı koruyucu olan protein yapılı maddeler (Antikorlar) bebeğe geçer ve ishal, solunum yolu enfeksiyonu, orta kulak iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu ve zehirlenmelerden bebeği korur.Emzirme sırasında salgılanan hormonlar annenin rahim adelesinin kasılmasını rahimin küçülmesini ve kanamanın azalmasını sağlar. Emzirme anne ile bebek arasındaki iletişim ve bebeğin psikososyal gelişimi için de önem taşır

Bu dönemde yeni doğan bebeği ile ilgilenmek isteyen anne için yeni bir gebelik düşüncesi ürkütücü olmaktadır. Emzirme döneminde doğurganlık (fertilite) azalır. Doğumdan sonra doğurganlık (fertilite) nin yeniden kazanılması emzirme süresi, sıklığı adetin başlaması ile ilgilidir.Ovulasyon(yumurtlama) genellikle ilk adetten birkaç hafta sonra başlar. Bebek anne sütü alıyorsa 6 ila 8 ay koruyabilir.Fakat bebek ek gıda(mama) alıyorsa doğumdan sonra 3. haftadan itibaren korunma yöntemi uygulanmalıdır. Emziren kadınlarda bu risk % 1-2 den az olmakla beraber ilk adetten önce ovulasyonun başlayabildiği de gösterilmiştir. Emzirme döneminde adet olamama (amonere) gebelikte korur mu ?

Emzirme veya pompa ile sütün sağılması yumurtlama ve yumurtlama gelişimini baskılayan prolaktin hormonunu arttırır ve gebelikten koruyabilir.Dünya sağlık örgütünün yaptığı çok merkezli bir çalışmada ; bebek sadece anne sütü ile besleniyorsa, 6 aydan küçükse, annenin adeti başlamamışsa %98,1 oranında gebelikten koruduğu gösterilmiştir.Gündüz ve gece emzirme olmalıdır(günde en az 6 kez). Bu yöntem çalışan annelerde başarılı değildir.Bebeğe 6. aydan sonra ek gıdalara başlanması ile emzirme devam etse de koruyuculuk azalır. Bariyer yöntemi ; Başarısızlık oranı %10 civarındadır. Prezervatif kullanımı gebelikten koruduğu gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklardan da korur. Diafram (Vajinaya uygulanan esnek kap) doğumdan sonra 6 haftadan önce kullanılamaz. l tablet (spermisit) kullanımı emzirme döneminde oluşan l kuruluğu arttırır.

Doğum kontrol hapları(kombine haplar) : Östrogen ve progesteron içerirler.Yapılan çalışmalarda bu hapların östrogen içeriğinin süt miktarını azalttığı gösterilmiştir. Östrogen içerdiği için gebelikte oluşan kanın pıhtılaşma eğilimi nedeniyle damar tıkanıklığı riski taşır doğumdan sonra 6 haftadan önce başlanmamalıdır. Anne emzirmese bile doğum kontrol hapına başlamak için en az 6 hafta beklenmelidir.

Sadece progesteron içeren doğum kontrol hapları : Doğumdan 6 hafta sonra başlanmalıdır.Emzirme döneminde güvenle kullanılabilir.
Progesteron İçeren İğne (3 aylık iğne) : Uzun yıllardır denenmiştir. Yan etkisi yoktur sütü az da olsa arttırdığı saptanmıştır.Adet görmemeye neden olur ve bu durum iğne kesilince düzelir.
Aylık İğneler : Östrogen içerdiği için sütü azaltır ve bu emzirme döneminde kullanım konusunda yeterli bilgi yoktur.
İmplant : Kolda cilt altına uygulanan hormon içeren yaklaşık 3 cm lik çubuk şeklinde bir yapıdır. Üç yıl koruyuculuğu vardır. Süte geçen az miktarda hormon bebeği etkilemez.Adet görmemeye neden olabilir.

Rahim içi araç (spiral) : Başarısızlık oranı % 1-3 olarak saptanmıştır. En erken doğumdan 4-6 hafta sonra uygulanabilir. Daha erken uygulanırsa rahim kasılmaları ile atılabilir. Hormonlu veya bakırlı spiral uygulanabilir. Hormonun vücuda geçişi çok azdır ve sütü etkilemez. Cerrahi Yöntem : Kalıcıdır.

Erkek kısırlaştırılması (vazektomi) anne sağlığını ve emzirmeyi etkilemeyen , kolay, riski olmayan daha ucuz bir yöntemdir.Kadının kısırlaştırılması batın boşluğu açıldığı için enfeksiyon, kanama, karın içi organlarda yaralanma riski taşır ve genel anestezi gerektirir. Doğum sonrası göbek altından veya sezaryende uygulanımı emzirmeyi etkilemez. Sonuç olarak emzirme döneminde uygulanacak doğum kontrol yöntemi seçimi birçok faktöre bağlıdır. Bunlar önceden kullanılan alışılmış metod, gelecekte çocuk isteği, eşin katılımı, emzirme durumu gibi faktörlerdir. Hangi yöntemin uygun olduğu bu faktörlere göre belirlenmelidir. www.memorial.com.tr

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Havuz Suyuna Dikkat Etmeliyiz

Özellikle yaz aylarında hava sıcaklığının yükselmesiyle birlikte genital bölgenin nemli kalmasına bağlı olarak vajinal mantar enfeksiyonlarında artış görülmektedir. Birçok kadın kaşıntı ve vajinada yanma hissi ile kendini gösteren mantar enfeksiyonu ile hayatı boyunca en az bir kez karşılaşmaktadır.

Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir, kadınlarda özellikle yaz aylarında havuz suyuna bağlı olarak ortaya çıkan “Vajinal mantar enfeksiyonu” hakkında bilgi verdi.

Vajinal mantar enfeksiyonu nedir?

Kadınlarda oldukça sık rastlanılan vajinal akıntı, kaşıntı ve yanma gibi şikayetler, genellikle genital bölgede meydana gelen bakteri, virus ve mantar enfeksiyonlarından kaynaklanmaktadır. Bu tür enfeksiyonlara neden olan mikroorganizmaların bir kısmı cinsel yolla kişiden kişiye bulaşırken, bir kısmı da vajinanın normal florasında meydana gelen değişikliklere bağlı olarak enfeksiyon meydana getirir. Birçok kadın hayatı boyunca en az bir kere bu sorunla karşılaşmakta ve tedavi edilmediği takdirde vajinal enfeksiyonlar kişiye çok rahatsızlık verecek şekilde tekrarlayan bir hal alabilmektedir.

Vajinal mantar enfeksiyonlarının nedenleri nedir? Niçin özellikle yaz aylarında ortaya çıkar?

Özellikle yaz aylarında hava sıcaklığının yükselmesiyle beraber genital bölgenin nemli kalmasına bağlı olarak vajinal mantar enfeksiyonlarında artış görülmektedir. Çoğu kez vajinada normal olarak bulunan mantarların, vajen florasında meydana gelen değişiklikler sonucu aktif hale gelmesi ile kişide enfeksiyon gelişebilir. Antibiyotik kullanımı, gebelik, şeker hastalığı ve bağışıklık sisteminin baskılanmasına neden olan bir takım hastalıklarda, l mantar görülme riski artmaktadır. Özellikle yaz aylarında ise genital bölgenin nemli kalmasına sebep olan sentetik çamaşırlar, dar pantolonlar da mantar enfeksiyonu riskini arttırmaktadır. Bunların dışında yine yaz aylarında ve özellikle havuz sonrası bu şikayetlerin arttığı görülmektedir. Burada sebep sanılanın aksine havuzdan mantar bulaşması değil, havuz suyundaki klorün vagen florasındaki yararlı bakterileri öldürmesi sonucu var olan mantar sporlarının aktif hale gelmesidir.

Vajinal mantar enfeksiyonunun en sık görülen belirtileri nelerdir?

Vajinal mantar enfeksiyonunun en sık görülen belirtisi, kaşıntı ve vajinada yanma hissidir. Bu durumda dış genital organlarda kızarıklık ve ödem meydana gelir. Mantar hastalıklarında oluşan kaşıntı genellikle çok şiddetlidir ve çoğu kez hastayı doktora getiren en önemli nedendir. Bazen kaşımaya bağlı olarak o bölgenin derisinde sıyrıklar ve küçük kanamalar dahi oluşabilir. Genellikle hastalarda beyaz renkli, kokusuz, süt kesiği kıvamında dediğimiz akıntı da görülebilir. Bu belirtilere ek olarak şiddetli mantar enfeksiyonlarında idrar yaparken yanma, idrarın değdiği bölgelerde sızlama ve cinsel ilişki esnasında ağrı oluşabilir.

Vajinal mantar enfeksiyonları nasıl tedavi edilir? Enfeksiyonlardan korunmak mümkün müdür?

Kadınlarda oldukça sık olarak rastlanan bu tür enfeksiyonlar; l fitiller, kremler ve gerektiği durumda ağızdan alınan ilaçlarla tedavi edilebilmekte, semptomlar ise 1-2 gün içinde gerileyebilmektedir. Hastaya oldukça sıkıntılı günler yaşatabilen bu enfeksiyondan korunmak için basit birkaç önlem oldukça yararlı olabilir. Öncellikle genital bölgenin ıslak ve nemli kalmasını önlemek için sentetik çamaşırlar ve dar kıyafetler giymekten kaçınılmalı, pamuklu ve rahat iç çamaşırlar tercih edilmelidir. Ayrıca genital bölgenin temizliği için normal sabun, parfümlü kozmetik ürünleri gibi tahrişe yola açabilecek temizlik ürünlerini değil, bu bölge için özel üretilmiş sabunlar kullanılmalıdır. Bunların dışında yaz aylarında havuz sonrası genital bölgenin kuru kalması için hanımlara ıslak mayo veya ile kalmamalarını, klorlu sudan arınmak için havuz sonrası duş almaları gerekmektedir. Kadınlar, kendilerinde herhangi bir zamanda gelişen akıntı, kaşıntı yanma gibi şikayetleri ciddiye almalıdır. Herhangi bir sorunda bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalıdırlar. www.memorial.com.tr

Kategorilenmemiş |

5th February 2008

Psikolojinin Hayatımızdaki Olumsuz Etkileri

İnsanın bir işe sahip olması ve çalışması karşılığı maddi ve manevi anlamda doyum sağlaması en temel ihtiyaçlar arasında yer almaktadır. Her insanın içinde geçim kaygısı vardır ve bu kaygı beraberinde iş sahibi olma veya çalışma isteğini doğurur. Geçim kaygısını ortadan kaldırmasının yanı sıra çalışmak kişiye saygınlık ve özgüven kazandırır, sosyal çevre ile etkileşim kurmasını, toplumda itibar görmesini sağlar. Bunlar kişinin en temel ihtıyaçlarıdır ve bu temel ihtiyaçlardan mahrum kalması kişide psikolojik olarak sorunlar ortaya çıkarır. İşsizlik büyük bir umutsuzluğa, çaresizliğe, yalnızlık duygusuna ve depresyona yol açar. İşsiz kişi için çoğunlukla hayatın anlamı azalır ya da yok olur ve gelecek karamsarlıkla algılanır.

Öz saygıyı ayakta tutan unsurlardan biri olan topluma yararlı olma duygusunun yok olması kişide saygınlığı yitirmişlik duygusu yaratır ki bu da kişiyi özgüveninde azalmadan intihara kadar götürebilir. Depresyonla birlikte işsiz kişi de aşırı derecede stres, sinirlilik, kaygı (anksiyete bozuklukları), uykusuzluk, yeme bozuklukları gibi sorunlar da gözlenebilir.

İşsizlikle ilgili psikolojik sorunlar yaşayanlar size ne gibi şikayetlerle geliyorlar? Bu şikayetlerle gelenlerin sayısında artış var mı?

Türkiye’ ye yeni geldiğim ve yeni işe başladığım için bu soruya yurt dışındaki iş tecrübelerime ve Türkiye’ ye ait genel bigilerime dayanarak cevap vermek durumundayım. İnsanlar genelde işsizlikten şikayetçi olarak psikoloğa başvurmuyorlar. Hatta çoğu zaman yaşadıkları psikolojik problemlerin işsizlikten kaynaklandığının bile farkında değiller. Genelde depresif belirtilerden (hayatın anlamını yitirmek, enerji ve istek azlığı, özgüven kaybı), yüksek derecede stres ve kaygılardan (kötü bir şey olacakmış gibi hissetme) ve bunların sonucu olarak psikosomatik rahatsızlıklardan ve ev içi (ailevi) ilişkilerde yaşanan sorunlardan şikayetçi olarak yardım istemektedirler…

Devlet İstatistik Enstitüsü açıklamasına göre geçen yılın son çeyreğinde yüzde 11.5 olan işsizlik rakamı, bu yılın ilk çeyreğinde 12.3’e çıktı. Ülkemizde her geçen gün işsizlik ve işsizlik sorunlarının artması göz önünde bulundurulduğunda bu kişilerin profesyonel yardıma ihtiyaç duymaları ve başvurmalarının da artması kaçınılmazdır.

İşsiz sayısının artışı toplumsal psikolojiyi nasıl etkiler?
Artan işsizlik insanların gelecek güvencesine tehdit oluşturduğu için kişilerde “gelecek endişesi”ni doğuruyor. Bu endişe kişilerin davranışlarına ve duygularına yansıyor. Sonuç olarak karşımıza değer yargılarını yitirmiş, toplumsal dayanışmanın ve sosyalleşmenin azaldığı, bireyselliğin ya da bireysel çıkarların artığı, umutsuz, ümitsiz ve kişiler arası ilişkileri bozuk bir toplum çıkıyor. www.memorial.com.tr

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Koah Hastalığı ve Önemi

“Kronik obstrüktif (tıkayıcı) akciğer hastalığı”nın baş harflerinden oluşan “KOAH”, aslında iki hastalığı tanımlamakta kullanılır: kronik bronşit ve amfizem. Kronik bronşit, en az iki yıl üst üste ve bu iki yılın en az üç ayında öksürük ve balgamla seyreden ilerleyici bir rahatsızlıktır. Amfizem ise, kana oksijen taşınmasını sağlayan hava keseciklerinde harabiyete neden olan bir hastalıktır. Bunun sonucunda akciğerde elastikiyet kaybı ve nefes darlığı görülür.

Çoğumuzun adını bile duymadığı KOAH, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, kalp-damar hastalıkları, zatürre ve AIDS’ten sonra 4. en sık ölüm nedenidir. Ölüm nedenleri arasında bu kadar üst sıralarda yer almasının ötesinde KOAH, yaşam kalitesini bozan, işgücü kaybına neden olan ve kişiyi zaman içinde öz bakımını bile gerçekleştiremeyecek hale getiren bir hastalık. Ülkemizde yaklaşık 3 milyon kişinin KOAH’lı olduğu tahmin edilmekte. Tüm dünyada ise bu sayı 600 milyona ulaşıyor.

KOAH’ın Nedenleri:

KOAH’ın başlıca nedeni (%90 hastada) sigaradır. Yalnızca sigara değil, pipo ve puro kullanımı da KOAH’a yol açmaktadır. Sigara içenlerin beşte birinde KOAH gelişmektedir. Sigara içen kişilerde içmeyenlere göre KOAH riski 30 kat kadar artmıştır. Sigaraya erken yaşta başlanması ve uzun süre çok miktarda içilmesi, KOAH’ın daha ağır seyretmesine neden olur. Sigara dışında bazı mesleki faktörler (madencilik, fırın/tahıl işçiliği, çiftçilik…) ve ısınma amaçlı tezek yakılması da KOAH’a zemin hazırlar.

Ne yazık ki, KOAH, tanısı ihmal edilen bir hastalık. Toplumda yeterince bilinmiyor ve önemsenmiyor. Halbuki erken tanı ve müdahale, hastalığın gidişini durdurabilir ya da yavaşlatabilir. Tanıda öncelikle hastanın şikayetleri değerlendirilmekte ve solunum fonksiyon testleri ile akciğer grafisi gibi tetkiklerden yararlanılmakta. Başlıca belirtileri, öksürük, daha çok sabahları balgam çıkarma ve özellikle eforla gelen nefes darlığı. Tanıda gecikilmesinin en önemli sebebi, sigara içenlerin öksürüğü ve balgamı “normal” kabul etmeleri. Oysa biliyoruz ki, “normal öksürük” ya da “normal balgam” yoktur. KOAH’lı kişiler, öksürük ve balgamı çoğunlukla o kadar kanıksamışlardır ki, yakınmaları iyice artana kadar doktora başvurmayı düşünmezler. Oysa, KOAH’a erken tanı konup zamanında sigara bırakılırsa yıllık akciğer fonksiyon kaybı azalmaktadır. 35 yaşından sonra sağlıklı her insanın 1 saniye içinde dışarı verebildiği soluk hacmi yılda 30 ml azalma gösterir. Sigara içen KOAH’lılarda bu azalma 150 ml kadardır. Dolayısıyla KOAH’lılarda sigaranın bırakılması, hastanın daha uzun yıllar boyunca hayat kalitesinin yüksek kalması açısından kritik önem taşımaktadır.

Sigara, eroin ve kokain gibi bağımlılık yapıcı bir maddedir. Bu fiziksel bağımlılık nedeniyle kişi sigarayı bırakmada zorluk çekmektedir. Kendi kendine sigara bırakılamıyorsa, sigara poliklinikleri devreye girmelidir. Günümüzde sigara bağımlılığının tıbbi tedavisi mümkün. Sigara polikliniğimizde, öncelikle hastalarımızın fizik muayeneleri yapılmakta, gerekli görülen tetkikleri istenmekte ve fiziksel mi, yoksa ruhsal bağımlılığın mı daha ön planda olduğu saptanmaktadır. Bundan sonraki aşamada kişinin bağımlılık tipine göre, nikotin yerine koyma tedavisi ya da ilaç tedavisi önerilmektedir.

Dünya KOAH Günü:

Sadece ülkemizde değil, dünyada da giderek artış gösteren KOAH hakkında bilinci arttırmak amacıyla her yıl Kasım ayının üçüncü Çarşamba günü “Dünya KOAH Günü” etkinliklerine ayrılmıştır. Dünya KOAH Günü, Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığına karşı Küresel Girişim (GOLD) grubu tarafından tüm dünya ülkelerinde düzenlenmektedir. Bu özel günde, KOAH hakkında bilgi arttıracak çalışmalar yapılmakta; kendilerinde KOAH olduğunun farkında olmayan kişilerin basit bir solunum testi yaptırması ve erken tanısı teşvik edilmektedir. Günümüzde dünyada KOAH hastası olan her dört kişiden sadece biri hastalığının farkındadır. Ülkemizde ise KOAH’lı her on kişiden dokuzu, hasta olduğunu bilmemektedir.

Sonuç olarak: Kendinizi ihmal etmeyin. Nefes darlığı, öksürük, balgam yakınmalarınız varsa, mutlaka bir Göğüs Hastalıkları Uzmanı’na başvurun ve KOAH hastası iseniz erken tanı şansını yakalayın. www.memorial.com.tr

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Lejyoner Hastalığı Hakkında Bilgiler

Lejyoner hastalığı Legionella pneumophila olarak adlandırılan bakterinin neden olduğu bir akciğer infeksiyonudur. Halk arasında ‘’zatürre’’ olarak bilinen bu hastalığa neden olan bakteri ilk olarak 1976 yılında Philadelphia’da bir otelde Amerikan Lejyonerlerinin toplantısına katılanlarda ortaya çıkan bir salgın sonucu keşfedilmiştir. Bu nedenle enfeksiyon, salgından etkilenenlerin anısına Lejyoner hastalığı olarak ve keşfedilen yeni bakteri de Legionella pneumophila olarak adlandırılmıştır.

Memorial Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü hekimleri Lejyoner hastalığının belirtileri, tedavi yöntemleri hangi şartlarda ortaya çıkabileceği ile ilgili bilgi verdi.

Bu bakterinin enfeksiyon yapma potansiyeli oldukca zayıftır. Bakteriye maruz kalan bireylerin yalnızca %1-5′inde hastalık ortaya çıkabilir. Bireyde hastalığın ortaya çıkabilmesi için bir yatkınlık olması gerekir. Normal bağışıklık sistemine sahip sağlıklı bireylerde, etken alınsa bile çoğu kez hastalık gelişmez. Hastalığın ortaya çıkması için bireyin bazı risk faktörlerini taşıyor olması gerekir. En önemli risk faktörleri, kişinin solunum yolu direncini veya genel vücut direncini zayıflatan etkilerdir. Bunlar: 50 yaşın üzerinde olmak, sigara tiryakiliği, alkol bağımlılığı, bağışıklık sisteminin çeşitli nedenlerle baskılanmış olması (organ nakli, uzun süreli kortizon tedavisi, kanser tedavisi), kişinin kronik bir akciğer hastalığının olmasıdır. Sudaki bakterinin akciğerlere ulaşabilmesi için iki temel mekanizma ileri sürülmektedir. Birincisine göre; bakteri önce üst solunum sistemine yerleşmekte ve buradan akciğere aspirasyon yoluyla ulaşmaktadır. “Aspirasyon” ağızdaki materyalin alt solunum yoluna istenmeden kaçması ve yetersiz öksürme refleksi nedeniyle geriye çıkarılamaması olarak tarif edilebilir. İkinci teoriye göre ise; suyun küçük su damlacıkları (aerosol) haline gelmesi ve havada asılı kalması sonucunda bakteriyi içeren bu damlacıklar nefes alma ile akciğere ulaşmaktadır.

Lejyoner hastalığının belirtileri bakterinin alınmasından sonraki 2-10 gün arasında ortaya çıkar. Hastada birkaç gün süre ile halsizlik ve yorgunluk yakınması olur. Hastaların çoğunda ateş yükselir (>38.50C). Giderek alt solunum yolu enfeksiyonu belirtileri gelişir. Öksürük, göğüs ağrısı ve nefes darlığı ortaya çıkar. Hastalar çoğu kez balgam çıkaramaz. Bulantı, kusma, karında rahatsızlık hissi ve ishal görülebilir. Diğer yaygın belirtiler başağrısı ve kaslarda ağrı olup; bazı olgularda huzursuzluk, dalgınlık, sıkıntı, bilinç bulanıklığı ve komaya kadar ilerleyebilen sinir sistemi bulguları gözlenebilir. Hastanın şikayetleri, hekimin muayene bulguları veya akciğer filmi hastalığın diğer akciğer enfeksiyonlarından ayrılması için yeterli değildir. Bu nedenle teşhiste birinci koşul hastalığın akla getirilmesidir.

Hastalık için ciddi klinik şüphe varsa balgam, serum ve idrar örnekleri alınarak incelemeye gönderilmeli ve hemen empirik (körlemesine) antibiyotik tedavisinin başlanarak sonuca göre tavır alınması gerekmektedir. Tedavi süresi 14-21 gündür. ilin ve ilin türevi antibiyotikler tedavide etkisizdir. Bu nedenle kuşkulu durumlarda hastanın mutlaka hekim tarafından izlenmesi ve uygun antibiyotik tedavisinin başlanması gerekir. Hasta akciğer infeksiyonunun başlangıcında uygun antibiyotikle tedavi edilirse ve özellikle hastada bağışıklık sistemini baskılayan bir hastalık yoksa sonuç yüz güldürücüdür. Bağışıklık sistemi baskılanmış olan hastalarda, organ nakli alıcılarında, uygun antibiyotik tedavisinin yapılmadığı durumlarda; hastanede kalma süresi uzayabilir, komplikasyonlar görülebilir ve hastalık ölümle sonuçlanabilir.

Lejyoner hastalığına neden olan bakteri doğal çevrede yaygın olarak mevcuttur; göller, nehirler, dere, çay v.b. akarsular gibi yüzey sularının, termal su banyoları ve çamurların normal florasında bulunur. Şebeke suyunun işlenmesi esnasında kullanılan tekniklere rağmen çok küçük konsantrasyonlarda da olsa doğadaki sulardan şehir şebeke suyuna geçebilir. Ardından bina su sistemleri içinde yerleşir ve koşullar uygun ise çoğalır, yani, teorik olarak, suda her zaman bulunabilir.

Sonuç olarak koruyucu önlemlerinin uygulanması koşulu, suda bakterinin araştırılması esasına dayandırılamaz. Maliyetin çok yüksek olması ve elde edilecek sonuçların bilimsel ve epidemiyolojik değer taşımaması nedenleriyle su sistemlerinin Rutin olarak Legionella varlığı yönünden araştırılması önerilmemektedir. Lejyoner hastalığının seyahat veya otelde kalma ile ilişkisi sudan bakterinin bireye ulaşması için gerekli koşulların oluşup oluşmadığına bağlıdır. Suyu aerosol haline getiren araçlar (havalandırma sistemlerinin soğutma kuleleri, duş başlıkları, jakuziler, dekoratif fıskiyeler…) turistik tesislerde yaygın kullanılmaktadır ve bakterinin bireye ulaşmasına aracılık edebilmektedir.

Lejyoner hastalığına yol açan bakterinin tesisata yerleşmesinin önlenmesi amacıyla otellerin su sistemlerinde düzenli aralıklarla bakım yapmaları gerekmektedir. Su sistemlerinde Legionella bakterisinin araştırılması seyahat-ilişkili Lejyoner hastalığı tespit edilen bir vaka bildirildiğinde vaka-kaynak ilişkisinin ortaya konulabilmesi için yapılması gereken bir çalışmadır. Amaç; aynı otelde ortaya çıkabilecek yeni vakaları ve/veya salgınları önlemektir. Bu tür tesislerin iki yıl süre ile; bir yandan kontrol önlemlerini uygularken bir yandan da önlemlerin yeterli olup olmadığını araştırmak üzere su örneklerini düzenli olarak laboratuvara göndermesi gereklidir. www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Verem Hastalığı

Veremin nedenleri hakkında bilgi verir misiniz?
Stres, uykusuzluk ve beslenme eksikliği verem hastalığının en önemli nedenlerindendir. Çünkü bu nedenlerle vücut direnci düşer. Verem önceden; içki ve sigara kullanan, iyi beslenmeyen insanların hastalığı olarak bilinirdi. Ancak son zamanlarda, zayıflama uğruna özellikle şok ve uzun süreli diyetler yapan bayanlarda, otobüs, minibüs gibi toplu taşıma araçları ile taksi şoförlerinde, ev hanımlarında, üniversite öğrencilerinde çok fazla görülmeye başlandı.

Neden şok diyetler?
Uzun süreli ve bilinçsiz olarak yapılan diyetler, yıpratıcıdır ve vücut direncini düşürür. Çünkü beslenme yetersizlikleri ortaya çıkar. Diyetlerinde sebze, meyve ve etten yoksun bir beslenme programı uygulayanlar için verem büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Vücut direncinin düştüğü bu dönemlerde vücuda alınacak bir verem mikrobu, hastalığı tetiklemektedir. Diyette yalnızca vücut direnci düşmemekte, yaşanan zayıflama stresi de vücudu yıpratmaktadır.

Şoförler de tehlikede!
Toplu taşıma araçları, otobüs ve minibüs şoförleri ile taksi şoförleri verem tehdidi altındadır. Çünkü özellikle kış aylarında camların kapalı olduğu havasız ve kalabalık bir ortamda, öksürük ve aksırık ile verem mikrobu saçan hastalar nedeniyle, bu mikrobu vücuduna rahatlıkla alabilir. Vücut direnci düştüğü anda da hastalık ortaya çıkmaktadır.

Üniversite öğrencileri birbirlerine bulaştırıyor!
Üniversite öğrencileri arasında da verem çok fazla görülmektedir. Üniversite yurtlarında kalan ve toplu yaşamın getirdiği sağlıksız koşullardan etkilenen öğrenciler, bu mikrobu birbirlerine rahatlıkla bulaştırabilmektedir. Özellikle sınav döneminde çok fazla uykusuz kalmaları, kötü ve sağlıksız beslenmeleri vücut dirençlerini düşürmektedir. Bu durum da vücuda herhangi bir sebeple alınan verem mikrobunun hastalığa dönüşmesinde etkili olmaktadır. Çünkü verem mikrobunu vücuduna alan herkeste bu hastalık ortaya çıkmamaktadır. Mikrop vücuttayken, direnç düştüğü anda hastalık; akciğer, dalak, göz, beyin zarına yerleşebilmektedir.

Risk grubunda ev kadınları da ilk sıralarda!
Ev kadınlarının da bu hastalıktan etkilenmelerinin en önemli nedeni, zorlaşan yaşam koşullarının beraberinde getirdiği stres ve kötü beslenme. Vücudun direncini artıran tüm besinlerden dengeli bir biçimde alamamak, verem tehlikesini artırmaktadır.

Türkiye’deki tüberküloz hastalarının durumu ile yurt dışındaki hastaları kıyaslar mısınız?
Tüberküloz hastaları düzenli tedavi görmüyorlar. İki ay ilaçlarını alıp kendilerini iyi hissettiklerinde tedaviyi bırakıyorlar. Tüberküloz, bir yıl düzenli ilaç tedavisi gerektiren bir hastalıktır. Eğer bir sene boyunca düzenli tedavi yapılmazsa, nüksedebilir. Tüberküloz mikrobu, kullanılan ilaçlara karşı direnç kazanır. Türkiye’de, dirençlenen mikroplarla yeniden başlayan tüberkülozların da sayıları artmaya başlamıştır. Böylelikle tüberküloz hastalığının tedavisi daha da zor hale gelmiştir. Yurt dışında ise vaka sayısı bizden çok daha az olduğu için tedavi için 6 aylık süre yeterli olabilmektedir.

Tüberkülozdan korunmak mümkün müdür?
Tüberküloz aşısının 8 ila 10 yıl koruma kapasitesi vardır. Ancak bu yüzde yüz değil. Tüberküloz mikrobu çok küçük olduğu için bu mikrobu taşıyan kişilerle birlikteyken çok kalın maske kullanılmalıdır. Korunmanın en iyi yolu, vücut direncini düşürmemektir. Uykuya dikkat etmek, dengeli ve iyi beslenmek, olabildiğince stresten uzak durmak gereklidir. Balgam, iştahsızlık, halsizlik, özellikle gece terlemesi ve kilo kaybı olan kişiler mutlaka bir akciğer grafisi çektirmelidir..www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Emniyet Kemeri İsteniyo

9 kişinin öldüğü kazadan sonra TCDD’ye koltuklara emniyet kemeri takılması yönünde öneri gitti..

Kütahya Valisi Şükrü Kocatepe’nin, 9
kişinin öldüğü kazadan sonra TCDD’ye koltuklara emniyet kemeri takılması
yönünde öneride bulunduklarını söyledi.

Vali Kocatepe, gazetecilere yaptığı açıklamada, tren kazasında, 9
vatandaşın, kırılan camlardan dışarı fırlayıp vagonun altında kalarak
yaşamlarını yitirdiğini, birçok kişinin de etrafa savrulup çeşitli
yerlere çarptıkları için yaralandığını kaydetti.

“Eğer uçaklarda ve kara yolu taşıtlarında olduğu gibi emniyet kemeri
uygulaması olsaydı bu vatandaşlarımız ölmeyebilirdi” diyen Kocatepe,
emniyet kemerinin insanların camdan dışarı fırlayıp trenin altında kalma
ihtimalini yok denecek kadar azaltacağını bildirdi.

Kocetepe, TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman’ın trenlerde emniyet kemeri
takılması yönündeki önerilerine sıcak baktıklarını ve yetkili kurullarda
görüşeceklerini söylediğini ifade ederek, “İşin teknik boyutları TCDD
tarafından incelenecek ve karar kamuoyuna açıklanacak” diye konuştu.
www.gazetevatan.com

Kategorilenmemiş |

5th February 2008

İlğinç Mesaj

‘Din adamlarına psikolojik eğitim verilmesi zorunlu’ yazılı pankartla 7 kattan atladı!

Şişli’de genç bir psikolog, üzerinde “Din adamlarına psikolojik eğitim verilmesi zorunlu” yazılı pankartla çalıştığı binanın 7. katından atladı. İtfaiye tarafından açılan brandaya rağmen beton zemine atlayan genç psikolog, olay yerinde hayatını kaybetti.

Alınan bilgiye göre, iş psikolojisi üzerine kitapları bulunan 36 yaşındaki psikolog Tevfik Gökhan Baransel, saat 10.30 sıralarında Şişli Halaskargazi Caddesi üzerinde çalıştığı 7 katlı binanın teras katına çıktı. Üzerinde “Din adamlarına psikolojik eğitim verilmesi zorunludur. Kahvelerde ve camilerde verilen vaazlara inanmayın” yazılı afişle bir süre bekleyen Baransel, çevredekilerin uyarılarına rağmen aşağıya inmedi.

Olay yerine gelen itfaiye ekipleri, Baransel’in atlama ihtimaline karşı branda gerdi. Genç psikolog daha sonra, çevredekilerin korku dolu bakışları altında elindeki afişle ölüme atladı. Açılan branda yerine beton zemine doğru kendini bırakan Baransel, büyük bir hızla yere çakılarak hayatını kaybetti. Baransel’in cesedi ve elindeki afişin üzeri polis ekipleri tarafından örtüldü. Polis, genç psikoloğun intiharıyla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı..gazetevatan.com

Kategorilenmemiş |

5th February 2008

Çocuk İstemekte Yeni Yöntem

Eğer çocuk istiyorsanız düğmeye basıyorsunuz kanallarınız açılıyor…

İngiliz uzmanlar istenmeyen hamileliklerin önlenmesi için çığır açacak bir buluşa imza attı. Sperm yollarının bağlanması olarak bilinen ve her yıl yaklaşık 400 bin kişiye uygulanan yöntem uzaktan kumandalı hale getirildi. Ameliyat ısrasında sperm yollarına uzaktan kumandayla çalışan valf gibi bir cihaz takılıyor. Uzaktan kumandasına bastığınızda valf kapanıyor. Ancak çocuk yapmak istediğinizde bir yeniden ameliyat olmak yerine bir düğmeye basarak sperm kanallarınızı yeniden açabiliyorsunuz.www.gazetevatan.com

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

  • Dostlar

  • Diğer Projelerimiz

  • Hastaneler
  • burun estetiği
  • göğüs estetiği
  • plastik cerrahi