Estetik ameliyatlar ve saglik hakkinda haberler
5th Şubat 2008

Beynimizdeki Hasar

Aşırı şişmanlığa beynin iştahı kontrol eden bazı bölgelerindeki bozuklukların neden olabileceği ortaya çıktı.

Yapılan bir araştırma, aşırı kilo alma eğilimi gösteren farelerin iştahı kontrol etmekte anahtar rol oynayan beyinlerinin bazı bölümlerinde, aşırı kilolu olmayan farelerinkine göre anormallikler olduğunu gösterdi.

Aşırı kilolu farelerde beynin açlık, susuzluk, zevk, acı ve kızgınlık gibi duyguların işlevlerinden sorumlu olan bölümü hipotalamustaki bir grup hücrede bozukluklar olduğunu gören bilim adamları, bu bozuklukların aşırı kilolu farelerin beyninin, açlık hissini ortadan kaldıran ve vücuttaki yağları düzenleyen leptin hormonuna daha az tepki vermesine neden olduğunu belirttiler.

Güney Kaliforniya Üniversitesi’nden Sebastien Bouret ve ekibi, bu hayvanların sinirsel gelişimindeki farklılıkların doğumun ilk haftasından itibaren gözlenebileceğini belirtti.

Bu araştırmanın sonuçlarının aşırı kilonun hayatın ilk evresinden itibaren beyinde önceden programlanabileceğini gösterdiğini söyleyen Bouret, beynin gelişiminin başındaki kritik dönemde bu anormallikleri düzeltebilecek tedavilerin bulunabileceğini ifade etti. www.haber7.com

Kategorilenmemiş |

5th Şubat 2008

Anlamadaki Zorluklarımıza Çözüm

Unutkan, dalgın, anlamakta güçlük çeken yetişkinler ve çocuklar için zihin geliştirme programı ‘Rehacom’, alkolikler için de uygulanabiliyor.

Psikolog Sema Bengi Gürkan, Türkiye’de İstanbul’da yeni kullanılmaya başlayan Rehacom programını Adana’ya getirdiğini, bunun özellikle sınavlara hazırlanan çocuklar için önemli olduğunu belirtti.

Gürkan, “Unutkan ve dalgın olan, anlamakta güçlük çeken, dikkat ve öğrenme bozukluğu olan çocuklara, aynı şeyi tekrar tekrar anlatan yetişkinlere yardım eden bir programdır.

Beyin ‘Check Up’ programı dahilinde önce kişinin anlama-kavrama, dikkat ve bellek gibi bilişsel işlevlerdeki performansı bilgisayarlı testlerle ölçülüyor. Beyin biyoelektriksel aktivitesindeki düzensizliği saptamak amacıyla Kantitatif EEG çekiliyor ve sonuçlar değerlendiriliyor.

Beynin modüler sistemle çalıştığı göz önüne alınarak en sorunlu alanlar belirleniyor. ‘Bilgisayarlı Eğitim Modülleri’ ile tedaviye başlanıyor. Program ortalama 6 ay sürüyor. Bu program özellikle adaptasyonda güçlük çeken çocuklar için kullanılıyor” dedi.

Gürkan, ayrıca programın alkol bağımlılıklarında, mantıklı akıl yürütmelerinde, yüz, sima ve sözcük belleme, uyanıklık ve tetikte olmak ve bölünmüş dikkat sıkıntısı çekenler için de uygulandığını belirtti.

Öğrencilerin sınavlara hazırlandığı sırada çok fazla problem yaşadığını kaydeden Sema Bengi Gürkan, “Fazla bilgiyi akılda tutamama şikayetleri, çeşitli olaylar karşısında zihni karışanlar, bir konu dışında ikinci bir konuya konsantre olamayanlar, zihinsel birikimi olmayan 10 yaş ve daha büyük çocuklar da bu program ile egzersiz yapıp gelişebilirler” diye konuştu.www.haber7.com

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Diş Çürükleri

Günde dörtten fazla dışarıdan şeker alımı, diş çürüğü riskinde artışa yol açıyor. Nişastalar, şeker eklenmişse daha çürük yapıcı özellik taşıyor…

Diş çürükleri; beslenme, genetik özellikler, fluorid alımı ve davranış biçimini içeren çok faktörlü bir etiyolojiye sahip. Diş çürüğü oluşumu karbonhidratları metabolize eden plak bakterilerine doğrudan bağlıdır: bu yolla oluşan asitler dişlerde demineralizasyona yol açıyor.

Her öğün, asit atağa yol açan karbonhidratlar içeriyor. Demineralizasyon süreci sadece günlük asit atak sayısına değil ayrıca süresine ve yoğunluğuna da bağlıdır ki bu da gıdaların niceliği, fiziksel durumu ve bileşimi ile ilişkili oluyor.

Bunun sonucu olarak ana öğünler dışında tüketilen abur cuburların sıklığı ve tiplendirilmesi ve özellikle şeker ve nişasta içerikleri önem taşıyor.

Diyet ve diş hastalıkları arasındaki ilişkinin incelendiği yeni yapılan kapsamlı bir incelemede çürüğün etiyolojisinde şeker tüketim sıklığının önemi saptandı: günde dörtten fazla dışarıdan şeker alımının diş çürüğü riskinde artışa yol açtığı gösterildi. Nişastalar, şeker eklenmişse daha çürük yapıcı özelliği taşıyor.

Bununla beraber bir çok epidemiyolojik çalışma, ağız sağlığı ve şeker alım sıklığı arasındaki ilişkiyi çok az veya önemsiz olduğunu ileri sürmüştür- yani alım sıklığı sadece küçük oranda çürük değişikliklerinde etkilidir.

Diş çürüğü tüm hastalık gurupları içerisinde en sık görülen enfeksiyon hastalıklarından biridir. Çocuk ve genç erişkinlerde sık görülür ve en önemli komplikasyonu da önlem alınmaz ise özellikle gençlerde görülen diş kaybıdır .

Diş çürüğünün oluşmasında etken olan başlıca faktörler:

Karbonhidratlar, ağızda yaşayan bakteriler, zaman ve tüm bu etkenlerin bir arada bulunduğu “diş “ yapısıdır. Diş çürüğünün oluşmasında karbonhidratlar önemli bir etkendir . Diş çürüğünün oluşabilmesi için ağız boşluğunda bulunan çürük yapıcı bakterilerin alınan besinlerden asit üreterek ortamın pH’sını düşürmeleri gerekir .

Ağız ortamında çürük yapıcı bakterilerin bulunabilmesi dişlerin sürmesinden sonra , genellikle de bulaşma yolu ile oluşur. İlk bulaşma genellikle anne veya daha az olasılıkla bakıcıdan olur. Bu açıdan çocuğun beslenmesi sırasında bulaşmanın olabildiği ölçüde engellenmesi önemlidir.

Bulaşma 3 yaşına kadar kontrol altına alınabilirse bireyin ileriki yaşamında sağlıklı bir ağız hijyenine sahip olma olasılığını artıracaktır. Çocukların çürük açısından riskli oldukları yaş grupları ”infektivite penceresi” olarak değerlendirilen dönemlerle ilişkilidir.

Bunlar süt diş dizisinin tamamlandığı 3 yaş ve karışık dişlenme döneminin başladığı 5-8 yaş dönemlerine rastlar. Mutans streptokokları ve laktobasiller özellikle çürük oluşumunda aktif rol oynarlar. Laktobasiller diyete yanıt veren bakterilerdir .

Besinlerin çürük oluşturabilme potansiyelleri onların karyojeniteleri olarak değerlendirilir ve bu bağlamda her tür besin maddesinin belirli bir çürük oluşturabilme etkisi vardır .Ayrı ayrı her besin maddesinin çürük yapıcı özellikleri oldukça farklılık gösterir . Ancak genel olarak değerlendirildiğinde halk arasındaki yanlış inanışları da önlemek önemlidir.www.haber7.com

Kategorilenmemiş |

1st Şubat 2008

Zehir ve Ölüm

Antalya Gazipaşa’daki köpek barınağında 27 hayvan zehirlenerek öldürüldü.

Gazipaşa Çevre Turizm ve Doğal Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Mürüvvet Yılmaz, hayvanseverlerin desteğiyle kurdukları barınakta sokaktan topladıkları başıboş köpekleri kısırlaştırdıklarını ve koruma altına aldıklarını söyledi.

Hacımusa Çayı’nın Sarıağaç bölgesindeki barınakta yaklaşık 170 köpek bulunduğunu belirten Yılmaz, köpeklerden 9′unun 18 Ekim’de, 14′ünün 27 Ekim’de, 4′ünün de dün öldüğünü bildirdi.

Yapılan incelemede köpeklerin zehirlendiğinin belirlendiğini ifade eden Yılmaz, “Son günlerde kimliği belirsiz kişiler köpek barınağındaki köpeklerimizi zehirliyorlar. Yaptığımız incelemede köpeklere zehirli ciğer verildiğini tespit ettik. Emniyet güçleri gerekli araştırmayı yapıyorlar” dedi.

Şu anda barınakta 140 civarında köpek olduğunu belirten Yılmaz, “Zehirlenmeler devam ederse köpekleri tekrar sokağa salacağız. En azından kaçarak kendilerini kurtarırlar, biz de vicdan azabı çekmez, sorumluluk almayız” diye konuştu.

Sağlık Haberleri |

1st Şubat 2008

Tavşan Ölümleri

Kurak yaz, ardından kara kış Haliç’in tavşanlarını vurdu. İstanbul Haliç’teki Tavşan Adası’ndaki tavşanlar birer birer ölüme yenik düşüyor.

İstanbul’da kurak geçen yaz mevsiminde susuzluktan kırılan tavşanlar, şimdi de soğukla mücadele ediyor.

Ancak soğuğa karşı direnişte barınacak kulübeleri bile yok; onları soğuktan koruyan, içine sadece 3-5 tavşanın girebileceği birkaç küçük kulübe…

Sayıları 500′ü bulan Haliç’teki tavşanların sayısı bugünlerde birer birer azalıyor.

Bölge sakinleri, tavşan ölümlerinin ardında ilgisizliğin yattığını düşünüyor.

Tavşanları bir hastalık vurmuş olabileceği de ihtimaller arasında:

“Bazen bir hastalık geldiği zaman 400-500 tane ölebiliyor burada. Yuva yok. Hayvanlara yuva yapsınlar.”

Bir diğer ihtimal ise tavşanlara “deniz faresi”nin saldırmış olabileceği.

Bölge sakinleri, tavşan ölümlerinin nedenlerine ilişkin “tahmin”lerde bulunurken, zamanında “Yeşil Haliç” sloganının simgeleri arasında sayılan adaya bırakılan tavşanlar onları hatırlayacak “yetkili”leri ilgisini bekliyor.

Sağlık Haberleri |

1st Şubat 2008

Dünyanın Derdi

Çin’den Portekiz’e Türkiye’den Birleşik Arap Emirlikleri’ne kadar zarar verdiği palmiye sayısı milyonlarla ifade edilen kırmızı palmiye böceği, aynı zamanda büyük miktarda maddi kayba da yol açıyor.

Adana Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Uluslararası Kırmızı Palmiye Böceği Çalıştayı Koordinatörü Nurettin Çelmeoğlu, kırmızı palmiye böceklerinin, palmiye ağaçlarına henüz larva dönemindeyken zarar vermeye başladığını söyledi.

Bir çift kırmızı palmiye böceğinin yılda üç kez döl verdiğini ve 3 yılda 50 milyon adete kadar çoğalabildiğine dikkati çeken Çelmeoğlu, nem ve ısının da bu böceğin oluşumu ve yayılmasında büyük rol oynadığını belirtti.

Biyologlar tarafından dünya genelinde 1700′lü yıllarda tespit edilen, 1861 yılında Hindistan’da ismi literatüre geçen böceğin, doğal dengenin bozulmasıyla çoğalıp zarar vermeye başladığının sanıldığını belirten Çelmeoğlu, “Çok sinsi bir zararlı olan böcek, bir defada 900 metre kadar ilerleyebiliyor, gece ve gündüz üreyebiliyor.

Bu böcek Türkiye’nin yanı sıra Yunanistan, İtalya, Fransa, İspanya, İsrail, Mısır ve KKTC gibi Akdeniz ülkelerinin yanı sıra, Ürdün, Portekiz, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Çin gibi ülkelerde de önemli zarara yol açıyor” dedi.

Tahribat büyük

Çelmeoğlu, hastalıkla mücadele amacıyla düzenlenen toplantıya katılmak üzere Adana’ya gelen İspanya Tarım Bakanlığı Biyolojik Kontrol Laboratuvarı uzmanı Prof. Dr. Maria Gomez’in elde ettiği verilere göre, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, İspanya ve İtalya’da “kırmızı palmiye böceği” zararlısının bir milyonun üzerinde palmiye ağacının yok olmasına yol açtığını söyledi.

Çelmeoğlu, bu zararlının görüldüğü ülkelerdeki tahribatın devam ettiğini ve ölen ağaç sayısının toplamının henüz kesin olarak belirlenmediğini bildirdi.

Ağacın fiyatı 250-300 dolardan 20 dolara düştü

Çelmeoğlu, özellikle sahillerde park ve bahçe düzenlemelerinin vazgeçilmesi olan palmiye ağaçlarının fiyatının, böcek nedeniyle 1 yılda 250 - 300 dolardan 20 dolara kadar düştüğünü söyledi. Çelmeoğlu, “Bu böcek dünyadaki birçok ülkenin başına bela oldu. Antalya’da turistik otellerin bahçesinde 200 binin üzerinde palmiye ağacı var.

Bunların da etkileneceğini düşünürsek, böceğin hem kentlerdeki bahçe ve park
düzenlemeleri hem de turizm sektörüne zararı astronomik boyutlara ulaşıyor” dedi.

Türkiye’de durum

Çelmeoğlu, ithal edilen ağaçlarla gelerek bulunduğu yerlerdeki diğer palmiye ağaçlarına yayılan böceğin, Türkiye’de Adana, İzmir, Antalya ve Muğla kent merkezlerinden sonra İstanbul’da da tespit edildiğini anımsattı.

Kırmızı Palmiye Böceği ile mücadele kapsamında ilaçlama ve kesim işlemleri için çeşitli çalışmalar yapıldığını ifade eden Çelmeoğlu, yine mücadele kapsamında bir çalıştay düzenlediklerini ve içerisinde akademisyenlerin de bulunduğu komisyon oluşturduklarını anımsattı.

Çelmeoğlu, bu komisyonun, zararlının etkiliği olduğu illerde yapılacak çalışmalarda lokomotif görevi üstleneceğini belirterek, şöyle konuştu:

“Yurdun çeşitli bölgelerindeki doğal yayılma alanlarını da tehdit eden böceğe karşı, bakanlık düzeyinde de girişimde bulunuldu. Adana’da oluşturulan komisyon, burada yapılan mücadele çalışmalarını ve önlemleri, diğer illerdeki kuruluşların görevlilerine anlatmaya başladı.

Adana il genelinde 119 bin palmiye ağacı belirlendi. Bunlardan bin 600 tanesi hastalık riski taşıyor. Yaklaşık 500 tanesi ise böceğin verdiği zarar nedeniyle öldü. 600′ünün de ölme ihtimali bulunuyor.”

Sağlık Haberleri |

1st Şubat 2008

Cüzzam Hastsalığı

Dünyada üç dakikada bir kişinin cüzzama yakalandığı bildirildi.

55′inci Dünya Cüzzamlılar Günü öncesinde açıklama yapan Paris’teki bir sağlık vakfı, bir basilin sebep olduğu hastalığın bulaşmasının önlenebildiğini ve hastanın bir yıldan kısa sürede tedavi edilebildiğini vurguladı.

Uzmanlara göre, cüzzam basilinin kuluçka dönemi 10 ila 20 yıl sürüyor. Fazla bulaşıcı olmayan hastalık, esas itibarıyla solunum yoluyla geçiyor.

Basilin bulaştığı insanların yüzde 90′ında hastalık ortaya çıkmıyor. Cilt lekeleri hastalığın ilk habercisi oluyor.

1981 yılından beri üç antibiyotik karıştırılarak yapılan tedavi, basili öldürüp hastalığın bulaşmasını önlüyor. Hasta 6 ila 12 ay içinde iyileşebiliyor.

Son 25 yıl içinde 14 milyondan fazla hasta iyileşti. İstatistiklere göre, 2006 yılında, 20 bini çocuk olmak üzere en az 265 bin kişi cüzzama yakalandı.

Cüzzam, başta Hindistan ve Brezilya olmak üzere 100 kadar ülkede görülüyor.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st Şubat 2008

Anne Adaylarını tiroid Korkutuyor

Hamilelik sürecinde yaşanan tiroit hastalıklarının, bebekte zeka geriliğine, düşüğe ve anne karnında ölüme neden olabileceği, hatta anne adayının hayatını riske sokabileceği bildirildi.

Tiroit bezi fonksiyonlarındaki aksaklıkların hamilelik sürecinde fark edilmemesinin, düşük riskine, doğacak çocukta zeka geriliğine neden olabileceği ve kimi durumlarda anne adayının hayatını tehlikeye sokabileceği belirtildi.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, hamileliğin kimi anne adayları için rutin kontroller ve hekim desteğiyle tehlikesiz ve huzurlu bir şekilde atlatılacak bir dönem, kronik rahatsızlıkları olan anne adayları ve doğacak bebek içinse temkinli yaklaşılması gereken bir süreç olduğunu söyledi.

Özellikle tiroit bezi fonksiyonlarındaki aksaklıkların hamilelik sürecinde fark edilmemesinin hem anne adayı hem bebek açısından ciddi sağlık problemlerine yol açabileceği uyarısında bulunan Şatıroğlu, tedavi edilmeyen tiroit hastalıklarının doğacak çocukta zeka geriliğine neden olabileceğine dikkati çekti.

Şatıroğlu, “Hamilelik sürecinde yaşanan tiroit hastalıkları, bebekte zeka geriliğine, düşüğe ve anne karnında ölüme neden olabilir hatta anne adayının hayatını riske sokabilir” dedi.

“Hipotiroidi, bebeğin gelişimini etkiliyor”

Şatıroğlu, hamilelik sürecinde tedavi edilmeyen “hipotiroidi” nin (yetersiz tiroit salgılama), doğacak bebekte ciddi komplikasyonlara neden olabileceğini söyledi.

Bebeğin, hamileliğin birinci yarısında sağlıklı gelişebilmesi için anneden plasenta yolu ile tiroit hormonu alması gerektiğini ifade eden Şatıroğlu, annedeki tiroit azlığı sebebiyle bebeğin ihtiyaç duyduğu tiroidi alamadığını belirtti.

Şatıroğlu, hamileliğin ikinci 3 aylık döneminde bebeğin beyin gelişiminin başladığını belirterek, “Bu nedenle ikinci 3 aylık dönemde oluşan hipotiroidi, çocuğun beyninde geri dönüşümsüz bozukluklara neden olur.

Gebeliğin ikinci yarısında annedeki tiroit hormon azlığı çocuğun IQ’sunun normale göre düşük olmasına, tedavi edilmeyen hamilelerde ise çocuğun IQ’sunun normalden çok daha düşük olmasına yol açar. Tedavi edilen vakalarda ise çocuğun IQ’su normaldir” dedi.

“Hipertiroidi düşük riskini artırıyor”

Hamile bir kadında tiroit hormonlarının aşırı düzeyde üretilmesinin “hipertiroidi” olarak adlandırıldığını belirten Şatıroğlu, her bin gebeliğin 1-2’sinde hipertiroidinin görülebildiğini söyledi.

Şatıroğlu, hastalık hamileliğin erken evresinde ortaya çıkarsa bebeğin anne karnında ölümü, düşük ya da bebekte gelişme geriliğinin görülebileceğine işaret ederek, “Hastalık, hamileliğin son aylarında ortaya çıkarsa bebekten ziyade annenin hayatı tehlikeye girer” diye konuştu.

Şatıroğlu, bu hastalığı taşıyan kadınların adet periyotlarının da düzensiz olabileceğini ve gebe kalmada sıkıntı yaşayabileceklerini söyledi. Hipertiroidi hastası olan anne adaylarına uygulanabilecek tedavi yöntemlerinin zor olduğunu belirten Şatıroğlu, şunları kaydetti:

“Bu tür hastalara genellikle ameliyat yapılmaz. Bunun nedeni yüksek tiroit hormonları varlığında anestezi vermenin çok riskli olmasıdır.

Ayrıca bu hastalarda radyoaktif iyot (RAI) tedavisi de kesinlikle uygulanmaz. Kullanılabilen tiroit karşıtı ilaçlar ise çok etkili olmaz ve de bebek üzerine zararlı etkileri olur. Zehirli guatrı hafif düzeyde olan hamilelerde pasif takip yani ilaçsız yakın takip yapılabilir ve gerektiğinde ilaçla müdahale edilebilir.”

Şatıroğlu, çarpıntı, terleme, kilo kaybı ve boğazda şişliğin hipertiroidinin en önemli belirtileri olduğunu ifade ederek, anne adaylarının bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora gitmeleri gerektiğini söyledi.

“Tiroit testleri yapılmalı”

Hamilelik öncesi tiroit fonksiyonlarının kontrolünün yapılması gerektiğini vurgulayan Şatıroğlu, doğuma yakın dönemde tiroit fonksiyon testlerinden serbest T3, serbest T4 ve TSH’la birlikte tiroit antikorları denilen Anti TPO ve Anti Tg değerlerine bakılması gerektiğini söyledi.

Şatıroğlu, tiroit sorunuyla karşılaşan gebenin ihtiyaç duyduğu tiroidi ilaç tedavisi ile karşılayabileceğini belirterek, doğum sonrasında da annenin kontrollere devam etmesi ve tedaviyi sürdürmesi gerektiğini dile getirdi.

Normal yollarla çocuklarının olmadığı gerekçesiyle tüp bebek merkezlerine başvuran hastaların ilk olarak tiroit fonksiyonlarının gözden geçirildiğini ifade eden Şatıroğlu, “Tüp bebek tedavisinde başarı oranını yükseltmek için anne adayının tiroit fonksiyonlarını normal değerlerde tutmak önemli.

Bozuk tiroit fonksiyonu tüp bebek tedavisini başarısızlıkla sonuçlandırabilir” uyarısında bulundu. Şatıroğlu, tiroit rahatsızlığı olan anne adaylarının hamile kalmaya
karar vermeden önce mutlaka tedavi sürecinden geçmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st Şubat 2008

Daha Yolun Başındayken Olmaz

Organ bağışı için ‘Bırakın Gözleriniz 3000 Yılını Görsün’ kampanyası başlatmaya hazırlanırken kaza geçiren madalyalı yüzücü, yaşam savaşında. Kampanyası ise şimdilik arkadaşlarına emanet

AA - ANTALYA - Trafik kazasında ağır yaralanan 12 madalyalı genç yüzücü Musa Burak Altun’un ‘Bırakın Gözleriniz 3000 Yılını Görsün ‘ sloganıyla hazırladığı organ bağışı kampanyasına, arkadaşları sahip çıktı. Kampanyanın afişleri, Altun’un yaşam savaşı verdiği hastanenin bahçesinde sergilendi.
Antalya’da yaşayan 18 yaşındaki Musa Burak Altun, geçen yıl mezun olduğu Konyaaltı Lisesi’nin yüzme takımı kaptanıydı. Antalya yüzme il birincisiydi, 12 madalyası vardı. Ancak yüzmeye olduğu kadar, insanları yaşatan organ bağışına da ilgisi vardı. Bunun için üç yıldır çalışıyor, bu konudaki haberleri topluyordu. Çalışmalarını ‘Bırakın Gözleriniz 3000 Yılını Görsün’ sloganı altında bir kampanyaya dönüştürdü. Şubat ayında kampanyayı başlatacaktı. Ancak Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nda iki gün önce Antalya 1. İdare Mahkemesi Üyesi Hâkim Mustafa Bilici’nin kullandığı otomobilin, kullandığı motosiklete çarpması sonucu kafa travması geçirerek ağır yaralandı. Akdeniz Üniversitesi Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altında ve halen bilinci kapalı.

Türkiye’deki en büyük arşiv
Musa Burak Altun’un arkadaşları, gencin kampanyasına da sahip çıkarak, Altun’un evindeki döviz ve gazete kupürlerinden oluşan posterleri dün hastane bahçesine taşıdı. Yaklaşık 40 genç, kampanya afişlerini hastane bahçesinde sergilerken kendilerine Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkez Koordinatörü Dr. Levent Yücetin ile Musa’nın babası İsa Altun da destek verdi.
Dr. Yücetin, organ nakli bekleyen insanlara karşı son derece duyarlı olan Altun’un başlatmak istediği kampanyanın, organ bağışının artması ve gençlerin bilinçlenmesinde büyük katkı yaratacağını söyledi. Altun’un organ bağışı ve nakli yapılan hastalarla ilgili gazete kupürlerinden oluşan arşivinin çok önemli bir çalışma olduğunu belirten Yücetin, “Çalışma, Türkiye’de organ nakli yapılan hastaların haberleriyle ilgili en büyük arşiv sayılabilir. Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi olarak biz de bu arşivden yararlanmak istiyoruz” dedi.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st Şubat 2008

Uyuşturucu

AA - CHICAGO - ABD’li araştırmacılar, uyuşturucu bağımlılığını ortadan kaldırabilecek bir aşı geliştirdi. 1995′ten beri bu aşı için çalışan psikiyatri ve nöroloji profesörü Thomas Kosten’a göre aşı, bağışıklık sisteminin uyuşturucuyu yabancı madde olarak kabul etmesini ve buna saldırmaya zorunlu kılmasını sağlıyor.
Tedavide, hastaya uyuşturucunun, vücudun tehdit kabul edeceği bir proteinle birlikte değişik bir türevi verilerek, vücudun antikor üretmeye başlaması sağlanıyor. Özellikle, kokain bağımlılığında etkinliği saptanan aşı, metamfetaminler, eroin ve hatta sigara bağımlılığında kullanılması
için geliştirilmeye çalışılıyor. Vücudun almak istediği kokain miktarını aşamalı olarak azaltan aşı, uyuşturucu kullanılırsa da antikor üretimini artırıyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin aşıyı onaylayabilmesi için daha büyük ölçekli deneyler yapılması gerekiyor.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

  • Dostlar

  • Diğer Projelerimiz

  • burun estetiği
  • göğüs estetiği