Estetik ameliyatlar ve saglik hakkinda haberler
1st February 2008

Rahim Ağzı Yaraları ve sebepleri

Halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinen servisit en sık karşılaşılan jinekolojik problemlerden birisidir. Genel anlamı ile servisit rahim ağzı dokusunun iltihabıdır. (Yandaki resimde iltihabi serviks dokusu görülmektedir) Sıklıkla bir enfeksiyona bağlıdır, ancak bazen irritasyon ya da travma sonrası da ortaya çıkabilir. Kadınların yarısından fazlası hayatının bir döneminde bu hastalığa yakalanır.

Yaşı ne olursa olsun cinsel yönden aktif her kadın servisit için uygun bir adaydır. Kasık ağrısı ve vajinal akıntısı olan kadınların çoğunda başka bir hastalıkla bir arada ya da tek başına servisit bulunabilir. Belirtileri diğer pek çok hastalığa benzediği ve spesifik yakınmalar yaratmadığı için kişinin kendi kendine servisitten şüphelenmesi zordur. Genelde başka bir nedenden dolayı yapılan jinekolojik muayene ile fark edilir.

Belirtiler : Servisitin ilk belirtisi adet kanamasının bitişini takip eden dönemde ortaya çıkan vajinal akıntıdır. Diğer belirtiler arasında anormal vajinal kanama, kaşınma, vajinada yanma, ilişki esnasında ağrı, ilişki sonrasında kanama, idrar yaparken yanma ve bel ağrısı bulunur. Hafif vakalarda herhangi bir bulgu olamayabilir ancak olay ilerledikçe kötü kokulu ve iltihabi bir akıntı ortaya çıkar. Uzamış ve tedavi edilmemiş bir servisit mukus (serviks salgısı) yapısını kötüleştirerek spermlerin servikal kanala girişini bozabilir ve bu şekilde kısırlığa yol açabilir. Kısırlık tedavisinin ilk aşaması serviks ve vajendeki enfeksiyonların düzgün şekilde giderilmesidir. Servisiti olan kadın gebe kalırsa da düşük ve erken doğum riskleri vardır. Ayrıca bu tür annelerden doğan bebeklerde doğum sonrası akciğer ve göz enfeksiyonları da normalden daha fazla görülür.

Tanı : Servisit, yani serviksin iltihabı, vücudun normal çalışan savunma mekanizmalarının bir sonucu gelişir. Herhangi bir dokuda yaralanma, irritasyon ya da enfeksiyon olduğunda beyaz kan hücreleri yani akyuvarlar o bölgeye göç ederler ve bu bölgedeki kan akımı artar. Bu olay serviskte olduğunda, normalde açık pembe olan serviks kızarır ve şişer. Bu durum muayenede yara şeklinde görülebilir. Servisit tanısı genelde jinekolojik muayene ile konsa da tanıdan emin olmak ve kesin tanı koyabilmek için bazı ek tetkikler gerekebilir.

Servisit Tanısında Kullanılan Testler :
- Smear : Servikal enfeksiyonu ve erken dönem serviks kanserinin taramasında kullanılır. Smear her kadının yılda bir defa yaptırması gerek son derece basit ancak bir o kadar da önemli bir testtir. Muayene sırasında, rahim ağzı salgısından ince bir fırça ile sürüntünün alınıp bir cam üzerine yayılarak patolojik incelemenin yapılması işlemlerini içerir. Son derecede ağrısız ve basit bir işlemdir.

- Biopsi : Eğer rahim ağzı ileri derecede anormal görünüyor ise lokal anestezi altında şüpheli alanlardan serviks biopsisi (parça alımı) yapılabilir. Eğer tek bir alan belirlenemiyorsa saat 3,6,9 ve 12 hizalarından biopsi alınır ve patolojik incelemeye gönderilir.

- Kolposkopi : Rahim ağzının ve vajenin ışık altında büyütece benzer bir optik alet yardımı ile incelenmesidir. Şüpheli alanları daha kolay ortaya çıkarmak için kolposkopi öncesi rahim ağzı bir takım kimyasal maddeler ile silinir ve daha sonra boyanır. Dokunun boya tutmadaki farklılıklarına göre biopsi alınacak yer tespit edilir. Kolposkopi ile rahim ağzındaki kılcal damarların yapıları da değerlendirilir ve anormal damarlanma olup olmadığı saptanır. Bu damarlanma değişiklikleri servisit ile kötü huylu hastalıkların ayrımında önemlidir.

- Servisit Nedenleri : Servisitin başarılı şekilde tedavi edilebilmesi altta yatan nedeninin tanımlanması ile ilgilidir. Eğer buna neden basit bir irritan (tahriş edici) madde ise bu maddenin kullanılmaması sorunu çözecektir. Altta yatan sebep bir enfeksiyon ise uygun şekilde antibiyotik tedavisi servisit problemini de çözecektir. Servisite neden olan en önemli üç mikroorganizma klamidya, gonore ve trikomonasdır. Bunun dışında bazı allerjik maddeler de bu duruma yol açabilir.

Servisit Tedavisi : Eğer servisit durumu uzamış veya altta yatan etkenin tedavisine rağmen tabloda gerileme yoksa bu bölgedeki anormal hücreleri tahrip etmek için bazı küçük cerrahi girişimler yapılabilir.
En sık kullanılan koterizasyon (yakma), krioterapi (dondurma) ve lazer tedavileridir. Her üç metotta da amaç aynıdır: iltihabi dokunun öldürülerek yaranın adeta dağlanması.

Koterizasyon : Koterizasyon ısı yardımı ile tahrip etmektir. Halk arasında bu işleme yara yakma adı verilir. Kronik servisitteki en eski ve en klasik yöntemdir. Kalem şeklinde bir probun ucundan elektrik akımı geçirilerek ısı elde edilir. Bir kaç dakika süren işlem esnasında çok hafif ağrı olabilir. Nadiren koter sonrası oluşan nedbe dokusu rahim ağzı kanalında tıkanmalara yol açabilir.

Kriyoterapi : Krioterapi ise sıvı karbondioksit veya azot yardımı ile anormal dokuların dondurulmasıdır. Buna da halk arasında yara dondurma ismi verilir. Kotere göre bazı avantajları vardır. Daha az ağrıya neden olur ve daha kontrollü bir doku tahribine olanak tanır. Daha az nedbe dokusu oluşmasını sağlar. Bu nedenle servikal kanalda daralmaya yol açmaz. Tabanca şeklinde bir cihaz ile uygulanır. Bu tabancanın ucunun değdiği yerler donar. İşlem herhangi bir anestezi uygulanmadan yapılır. Son derece basit ve bir kaç dakika süren bir işlemdir.

Lazer : Dokuların lazer ile tahrip edilmesidir. Kriyoterapiye bir üstünlüğü yoktur.

Tedavi şekli ne olursa olsun hücrelerin tahrip edilmesini takiben 1-2 hafta kadar süren kirli bir vajinal akıntı görülür. Bu süre zarfında lekelenme şeklinde kanamalar olabilir, bu nedenle işlemlerden sonra 3-4 hafta kadar cinsel ilişkiden kaçınmak gerekir. Tamamen iyileşme bazen 6-8 hafta kadar zaman alabilir.

Servisitten Korunmak İçin Önlemler : Servisitten korunmak ya da erken dönemde teşhis edilmesini sağlamak için bazı basit önlemler yeterlidir.
- Çok emin olmadığınız kişiler ile ilişkiye girmeyin. Partnerinizde gonore belirtileri varsa hemen doktorunuzla görüşün. Şüpheli ilişkilerinizde prezervatif kullanın.
- Vajinal akıntı varlığında muayene olmayı geciktirmeyin.
- Herhangi bir şikayetiniz olmasa bile yılda bir kez jinekolojik muayeneden geçin ve mutlaka smear aldırın.
- Kokulu tampon, deodorant, pudra gibi irritan maddeleri asla kullanmayın.
- Vajen içini suyla veya sabunla kesinlikle yıkamayın. Çünkü o bölgenin doğal asidik bir ortamı vardır. O ortamın bozulması sizi enfeksiyonlar açısından riske atacaktır.
- İç çamaşırlarınızı sık sık değiştirin ve sentetik olmayan pamukluları tercih edin.
- Tuvalet sonrası temizliğinize dikkat edin. Her zaman önden arkaya doğru silin, arkadan öne değil.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Kadında Myomlar

Myomlar bulundukları bölgeye (lokalizasyonlarına) bağlı olarak değişik türde şikayetler yaratırlar. Bu nedenle de rahimde yerleştikleri yerlere göre sınıflandırılırlar. • Subbmuköz Myom :
Hemen rahim içini döşeyen “endometrium” tabakasının altında yerleşmiştir. Büyüdükçe endometriumu içeri doğru iter. Bu itilme adet düzensizliklerine neden olabilir.

Bir süre sonra myom rahim boşluğuna doğru büyümeye başlar ve orijinal yerine ince bir sap ile bağlı kalır.

Büyümeye ya da sarkmaya devam eder ise rahimden dışarıya hatta vajinadan vücut dışına sarkabilir. Myom hareket ettikçe sapının etrafında dönebilir ve adet aralarında kanamaya neden olabilir. Bu tür myomlarda enfeksiyon da ortaya çıkabilir.

• İntramural Myom :
Rahmi oluşturan kas tabakasının (duvarın) içinde yer alan myomlardır. Myom nüvesi büyüdükçe rahim de büyür.

• Subseröz Myom :
Rahmin dış yüzünden köken alan ve dışarı doğru büyüyen myomlardır. Genelde kanama, kasık ağrısı gibi problemler yaratmaz.

• Saplı Myom :
Herhangi bir subseröz ya da submüköz myom büyümeye devam edip de rahim ile bağlantısı sadece ince bir bağ ile sağlanır ise bu durumda saplı myomdan söz edilir. Eğer myom kendi etrafında dönerse sapı yani dolayısı ile kan bağlantısı da bozulur ve myom nüvesinde “dejenerasyon” meydana gelir. Eğer myomun sapı geniş bir tabana oturmuş ise buna “sessile tipte myom” adı verilir

• İnterligamentöz Myom :
Rahmi yerinde tutan ve “ligaman” adı verilen bağların arasında gelişen tümörlerdir. Bunların cerrahi ile çıkartılması son derece güçtür.

• Paraziter Myom :
Büyüyen myom nüvesi başka bir organa yanaşıp buna yapışırsa bir süre sonra rahim ile arasındaki bağlantı kopabilir ve myom yeni bağlandığı dokudan beslenmeye başlayabilir. Bu durumda parazitik myomdan söz edilir. Gerçekçi olmak gerekirse myomların hemen hepsi aslında birden fazla anatomik lokalizasyonda bulunur.

Örneğin myomun büyük bir kısmı intramural olmasına rağmen submüköz veya subseröz komponenti de olabilir. Bu durumun istisnası saplı subseröz myomlardır.

Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Doğuştan Gelen

Kalça çıkıklığı doğuştan olduğu gibi, doğum sırasında (zor doğumlarda) da meydana gelebilmektedir.

Bilhassa evde gerçekleştirilen doğumlarda kalça çıkığına sık rastlanmaktadır. Kız çocuklarında, erkek çocuklara oranla, kalça çıkığı olayları daha fazladır.

DIKKAT: Erken farkedilmez ve tedavisine yine erken başlanmaz ise; ileride ciddi yürüme bozukluğuna yol açar.

Nasıl Anlaşılır?
• Bebeğin bacaklarını düz bir şekilde uzattığınız zaman kalça çıkı ğı olan bacak diğerinden kısadır.

• Bacaklar serbest bırakıldığında çıkık olan bacak dışa doğru dönük durur.

• Bacakları yan yana getirdiğiniz de kalçaya bitişen yerlerin iç kısımlarındaki kıvrımlar simetrik (birbirine benzer) değildirler.

• Yukarıdaki belirtiler sizi şüpheye düşürecek olursa şu deneyi yapabilirsiniz: Bacağı dizden yukarıda elle kavrayın. İçeriden dışarıya doğru bir daire çizecek şekilde çeviriniz. Çıkık olan kalçanın eklem yerinden gıcırtılı bir ses duyulacaktır.

DIKKAT: Her şeye rağmen kalça çıkığından şüphe ettiğiniz zaman mutlaka çocuk doktoruna gidip röntgen çektiriniz. Filmde kalça çıkığı kesin bir şekilde görüleceğinden tedavisine erkenden başlanacak; herhangi bir bozukluk bırakmadan çocuk sağlığına kavuşturulacaktır.

Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Cinsel Taciz

Tecavüz kayıtlara en az siklikla gecen en agir suclardan biridir.Son elli yilda tip bilimi, tecavüzu onleme ve denetim altina almak icin psikoterpinin yanisira degisen olculerde igidis etme-psiko cerrahi-elektro sok-hormanlara ve beyne uygulanan ilac tedavis gibi yontemlerin hepsini denemistir. tecavüzun var olmadigi hic bir modern kultur bulunmamakla beraber sikligi toplumda topluma degismektedir.

Bunun yanisira kimi etnografik bilgiler tecavüzu hic bilmeye sanayi oncesi toplumlarin da var olduguna isaret etmektedir.

Tecavüz ve cinsel tacizle ilgili genel yaklaşımlar:
• Kurban, gercek sucludur ve tecavüzu istemistir..
• tecavüzcu ruh hastasidir ve elinde olmadan boyle bir eylemde bulunmustur
• şiddet kulturunun ve erkek egemenliginin bir ifadesidir, kurumsallasmistir
• “Kadinlara hadlerini bildirmeye” yonelik bir eylem ve toplumsal denetim mekanizmasidir.
• Etnik temizlik adina, oc alma, asagilama, hakaret ve iktidar ispati icin, Sirplar Kosova da 20 bin Kosovali kadina tecavüz etmislerdir.Ve bugune kadar onlari, toplumsal ve psikolojik yonden desteklemek icin pek bir sey yapilmamistir.

tecavüz kurbanlarına öneriler:
tecavüzun travmatik etkileri cok agirdir. Cinsel tacize veya tecavüze ugrayan kisilerde asagidaki duygulanim bozukluklari gorulebilir :
• Inkar ve reddetme
• Ice kapanma, guvensizlik inancsizlik
• Depresif ve anksiyetik duygulanim
• Kontrolu yitirme kaygisi

Boyle bir yasanti gecirmis olan birey, en kisa zamanda cevresindekileri haberdar etmeli, olayi gizlemektense aciga cikarmalidir.Cunku gizlenen tacizler, tacizkar kisinin davranislarini yinelemesine zemin hazirlar.

Yakin cevredeki destek birimleri (aile-yakin arkadaslar-es vs.) harekete gecirilmeli ve ardim istenmelidir.
Oncelikle toparlanmak icin, birey kendisine zaman tanimali, yasayabilecegi duygusal patlamalari dogal kabul etmelidir. Yapmaktan zevk aldigi ugraslara- cok zor olsa da - yonelmeli, yasamiyla ilgili radikal kararlar almaktan kacinmali, alkolden uzak durmalidir.

Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Cinsel Tiskinti Sebepleri

• cinsel tiksinti devamlı olarak veya tekrarlayıcı olarak cinsel birleşmeden çok fazla miktarda tiksinti duyarak, cinsel ilişkiden kaçınma halidir.

• Bu durum kişide yoğun bir gerilim ya da sosyal ilişkilerde güçlüklere yol açar.

• cinsel tiksinti teşhisinin konması için bu durumun başka bir psikiyatrik bozuklukla net bir ilişkişinin olmaması gerekir.

• Kişi cinsel ilişki söz konusu olduğunda kaygılanır, tiksinir ya da korku duyar. Bu iğrenme hali cinsel birleşmenin herhangi bir anına ilişkin olabilir.

• Bunlar sperma (cinsel birleşme sırasında boşalan sıvı materyal) ile ilgili ya da cinsel kasılmalar ve cinsel organların temas etmesi gibi farklı durumlara yönelik olabilir. Bazı vakalarda öpüşmek ve ten teması dahi cinsel tiksintiyi oluşturabilir.

• Bu rahatsızlığı olan kişiler o anda bas dönmesi, mide bulantısı, sıcak basması, terleme, çarpıntı, nefes darlığı, baygınlık gibi yakınmalarla panik nöbetleri yaşayabilirler.

• Bu durumdaki kişiler durumdan kaçınmak için eslerinden çeşitli bahanelerle uzak durarak, erken yatabilir, aşırı bir çalışma temposu içine girebilir, evde kalma surelerini kısıtlayabilir ya da alkol-madde kullanımına başlayabilirler.

• Tedavide başlangıçta imajinasyon yöntemleri ve bazen ilaç tedavileri ile kaygının azaltılması ile psikoterapi sürdürülür.

Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Yorğunluk

Nedeni genetik farklılıklar Bugüne kadar çok sık gündeme gelen kronik yorgunluk sendromu, aslında genetik yapı farklılıklarından kaynaklanıyor. Kan testiyle kronik yorgun olup olmadığınız anlaşılabilecek..

Nihayet bilim adamları kronik yorgunluğu açıklamak için bilimsel bir neden buldu: Bugüne kadar kronik yorgunluk sendromu, “akşamdan kalma” bir gecenin sabahında ortaya çıkan, aşırı yorgunluk, düşünce bulanıklığı, kesintili uyku ve baş ağrısı belirtileri olarak açıklanıyordu.

Ancak aşırı miktarda içilen içkinin yol açtığı rahatsızlıklar bir gün sonra geçerken, kronik yorgunluk yıllarca sürebilir ve yaşam kalitesini büyük ölçüde bozduğu biliniyor. Belirtileri aynı olmakla birlikte, kaynakları farklı olarak kabul ediliyor ancak net bir açıklama getirilemiyordu.

Bazı bilim adamları bu hastalığın myaljik ensefalomelomiyelitis (ME) ile büyük benzerlikler taşıdığını ileri sürüyordu ancak pek çok uzman bu hastalığın biyolojik bir temeli olduğuna inanıyor.

Londradaki St.George Üniversitesinden Jonathan Kerr ve ekibi 25 sağlıklı deneğin akyuvarlarındaki geniyle, 25 kronik yorgunluk hastasının genini karşılaştırdı ve 9522 genin 35inde farklılıklar saptadı. Kan testiyle
Hastalarda 15 genin dört kat daha faal olduğu, yalnızca bir genin daha tembel olduğunu ortaya çıktı. Kerry bu çalışmasının neticesinde KYS hastalarındaki fiziksel değişiklikleri kesin olarak teşhis ederse, tüm şikayetlerin hasta tarafından “uydurulduğu” yaygın görüşü de böylece geçerliliğini yitirecek.

Londradaki Charing Cross Hastanesinden nörolog Russell Lane “Bu heyecan verici yeni çalışma, son derece karmaşık bir yapısı olan hastalığın moleküler açıdan anlaşılmasını sağlayacak.

Bilim adamları hastalığın teşhisinin kan testleriyle yapılabileceğine işaret ediyor. “Hastalığın büyük ölçüde akyuvarlarda ve bunların faaliyetinde geliştiğini ortaya çıkarttık” diyen Kerrye göre, böylece ilaç ile müdahalenin kapısını da aralandı.

Hastalığın virüs tarafından tetiklendiği yönündeki bulgular, semptomların ortaya çıkış şekli ile birebir örtüşüyor. Epstein-Barr, Q ateşi, enterovirüs, parvovirüs B19 kuşku duyulan virüslerden bazıları.

Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Kanserle Diyet

Kayısı: Antioksidan olan betakaroten açısından zengindir. Hücrelere ve dokulara zarar veren moleküllerin etkisini ortadan kaldırarak kansere karşı koruyucu etkisi vardır. Lifli olduğu için bağırsakları koruyucudur.

• Tahıllar: Arpa, mısır, buğday, yulaf gibi tahıllar B ve E vitamini, potasyum ve kalsiyum içerir. Kanserojen maddelerin vücuttan atılması sürecini hızlandırır.

Tahıl ağırlıklı bir beslenme rejimi, bağırsak kanseri riskini yarı yarıya azaltıyor.

• Fasulye: Fasulye, C vitamini ve betakaroten gibi kalp hastalığı ve kanseri önleyen antioksidanlar açısından zengindir. B vitamini de seks hormonlarını kuvvetlendirir.

• Pancar: Demir ve folik asit açısından zengin olan pancar eski çağladan beri kan hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Amerikalı uzmanlar pancar suyunun sarılık tedavisinde de etkili olduğunu belirtiyor.

• Lahana: Kanserli hücrelerin çoğalmasını önleyen karoten maddesi içerir.

• Havuç: Tam 40 araştırma havuç tüketimi arttıkça kanser riskinin azaldığını ortaya koymuştur. Bunun temel nedeni betakaroten, C ve E vitaminleri gibi antioksidanlar açısından zengin oluşudur.

• Nohut: Yağ düzeyi düşük olan ve kolesterol içermeyen nohut kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, bakır, manganez, betakaroten ve folik asit açısından zengindir. Göğüs kanserine karşı korur.

• İncir: Potasyum, demir ve kalsiyum içerir. Sindirim sistemine yardımcı olur. Eski çağlarda kanserli hücrelerin tedavisinde kullanılan incir, modern tıp tarafından da kansere karşı koruyucu olarak öneriliyor.

• Sarımsak: Bağışıklık sistemini güçlendirdiği ve kansere, yüksek kolesterole, kalp ve dolaşım sistemi hastalıklarına karşı koruyucu etkisi vardır.

• Fındık: Kalp krizine karşı koruyucu olan E vitamini açısından en zengin besinlerin başında gelir. Her gün yenilen bir avuç fındık kansere ve kırışıklıklara karşı koruyucudur.

• Mercimek: B vitamini, demir, kalsiyum, magnezyum, fosfor ve potasyum içerir. Lifli özelliği kandaki kolesterol oranını düşürür, şeker ve kalp hastaları için yararlıdır.

• Zeytinyağı: İçindeki omega yağ asitleri, kandaki kolesterol düzeyini dengede tutar. Antioksidan özelliği olan E vitamini açısından da zengindir. Bu sayede kalp krizi, felç, kanser ve erken yaşlanmaya karşı beyni koruyucu etkiye sahiptir.

• Soğan: Bağışıklık sistemini güçlendirir. İçerdiği allicin ve sülfür; mide ve bağırsak kanserine karşı koruyucu etkiye sahiptir. Son araştırmalar kemik erimesine karşı, peynir ve sütten daha etkili olduğunu göstermiştir.

• Şeftali: Teki bile insanın C vitamini ihtiyacının yüzde 50,sini karşılayabilir. Sindirimi kolaydır. Kansere ve kalp krizine karşı koruyucu olan betakaroten açısından da zengindir. Bir tanesinde 33 kalori vardır.

• Pirinç: Pirinç mükemmel bir enerji kaynağıdır. E ve B vitaminleri açısından zengindir. Bağırsak kanserine karşı koruyucu olan pirinç, kolesterolü düşürerek kalp krizi riskini de azaltır.

• Çilek: Kolesterol düzeyini düşürür ve sindirim sistemini düzenler. Ellegic asit adı verilen kansersavan bir maddeyi de içerir.

• Domates: Likopen açısından zengin ender bitkilerden biridir. Likopen, pankreas gibi çeşitli kanser hastalıklarını önleme konusunda hayati önemdedir. C vitamini açısından zengindir ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Lifli bir besin olması da bağırsak kanseri riskini azaltır.

Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Sütle Sağlıklı Diyet

Sağmal ineklerin günde 30 litreye kadar verebildikleri sütün, ihtiyacımız olan her türlü maddeyi içinde taşıdığını biliyor muydunuz?

Gerçekten 100 gram sütte 87.2 gram su, 3.3 gram çeşitli proteinler (kazein, laktalbumin, laktoglobulin), 3.8 gram yağ, 4.

8 gram karbonhidrat (laktoz), pekçok mineral (kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, klor, magnezyum, sülfür, krom, bakır, çinko, demir, manganez, iyot selenyum) ve vitaminIerin her türü (A, ti-
amin, riboflavin, piridoksin, folik asit, B 12, C, D, E, K) bulunur. Bu miktar süt, 67 kalori sağlar.

Eksiksiz Gıda
Süt, görüldüğü gibi eksiksiz ve mükemmel bir gıdadır. Sağlıklı bir insanın 100′ den fazla besin maddesine ihtiyacı vardır ve bu maddeler de, ancak çeşitli yiyeceklerle temin edilebilir. Çalışan bir insana, günde 70-80 gram protein, 50-70 gram yağ, 300-400 gram karbonhidrat ve kafi miktarda su, diğer muhtelif vitaminler ve madeni maddeler lazımdır.

Bu maddeleri kısmen etle, ekmekle, şekerle, suyla, ayrıca çeşitli meyve ve sebzelerle ancak alabilmekteyiz. Fakat süt, bu besin maddelerini vücudumuzun ihtiyaçlarına en uygun bir oranda bünyesinde toplayan bir gıda olarak dikkatimizi çeker. Hiçbir şey yemeden, yalnız yeteri miktardaki süt ile uzun süre sağlıklı olarak yaşayabiliriz.

Sütün bileşimi ve insan bünyesinin bilinmediği, 14 asır öncesinden bugüne ulaşan bir hadis-i şerif, bizleri hayrete düşürmektedir: “Bir kimseye süt içirildiğinde, şöyle desin: Allah’ım onu mübarek kıl ve ziyadesini ver. Çünkü sütün yerini tutacak hiçbir yiyecek veya içecek yoktur.”

Sağlığı Korur
Sütün bir özelliği de, bütün hastalıklara karşı en faydalı ve koruyucu bir besin olmasıdır. Sağlığın korunması için alınması gerekli çok sayıda gıdanın hemen tamamı sütte mevcuttur.
Ayrıca, iskeletin iyi teşekkülü için de sütün içindeki maddelere ihtiyacımız vardır.

Sütün diğer bir üstünlüğü, öbür gıdalardan farklı olarak “esansiyel” denilen ve vücuda mutlaka dışarıdan alınması gereken özelliğiyle, insanın en fazla ihtiyaç duyduğu kalsiyum, fosfor gibi mineral maddeleri ile B kompleks vitaminIerinden B2 ihtiyacını karşılamak için çok iyi bir kaynak durumundadır.

Süt, her yaştaki kişilerin içmesi gerekli olan çok önemli bir besin maddesidir. Çocukların sağlıklı büyümesini, gençlerin beyin faaliyetlerinin artmasını sağlar. Saç ve cilt güzelliği verir. Zinde tutar, enerlik yapar.

Süt, bu şaşırtıcı yönlerinden dolayı çok tüketilmekte ve gelişmiş ülkelerde, okul döneminden başlayarak içme alışkanlığı kazandırılmaya çalışılmaktadır.

Son olarak sütten yapılan iki gıdadan söz etmek istiyoruz.
Yoğurt :Lezzetle yenmesinin yanısıra tedavi edici olarak da kullanılan yoğurt, sütün bütün özelliklerine sahip bir gıda maddesidir.

Yoğurtta bulunan laktik asit, patolen (hastalık amili) bakterileri öldürür. Laktobasiller ise antibiyotiklere benzer maddeler üreterek mikropların üremesini durdururlar. Denilebilir ki, hiç mikrop barındırmayan birkaç yiyecek maddesinden biri de yoğurttur.

Yoğurt, çocuklardaki ishale iyi gelir. Kalb hastalığının başlıca sebebi olan kolesterolün kandaki seviyesini düşürür. Mikrobik sarılıkta, antibiyotik ilaç gibi iş görür. Allerlik reaksiyonları azaltır.Büyüme ve gelişmeyi teşvik eder. Kanserin teşekkülünü geciktirir.

Bu özellikleriyle yoğurt, birçok hastalıkta diyet olarak kullanılan çok kıymetli bir gıda maddesidir.
Burada hasta için süt değil de, sütten yapılan yoğurt gibi yiyeceklerin tavsiye edilmesi dikkat çekicidir. Çünkü bunların sütle yani gıda değerini taşımasının yanı sıra sindirilmeleri çok daha kolaydır. C02 ile ferahlatıcı, serinletici bir özellik taşırlar.

Peynir
Peynir, sütün ihtiva ettiği en mühim mineralleri taşıdığı gibi, kesif bir gıda maddesidir ve oldukça’da besleyicidir. Aynı miktar süte oranla 5-6 kat protein ve yağ bulundurur. Sütün suyu ayrılıp protein kısmı, yani kazeini pıhtılaşıp konsantre olduğundan, bu özelliği gösterir. Kazein, tabiatta yalnızca sütte bulunur.

Vücudumuzun kendi kendine yapamadığı ve mutlak surette gıda maddeleri ile almamız şart olan aminoasitlerin hepsini ihtiva eder. Hazmı da kolayolan peynir, en güzel ve en besleyici gıdalardan birisidir.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

İdeal kilo

√ Bir kişinin ideal (olması gereken) kilosunu bulmak için çeşitli yollar ve hazırlanmış cetveller vardır.

√ Her zaman uygulanabile­cek şu basit formül eskiden beri sık kullanılmaktadır:
• Boy, 150′den çıkarılır.
• Bulunan rakamın dörde bölünmesiyle elde edi­len sayıya 100 eklenir.

• Bu rakam boydan çıkarıldığında, elde edi­len, netice o şahsın ideal kilosunu gösterir.
• Kadınlar için bu değer­ler birkaç kilo daha düşüktür.

√ Mesela;
• boyu 1.78 cm. olan bir erkeği alalım.
• Önce 178 - 150 = 28 ‘i buluruz.
• Bunu dörde bölersek 7 çıkar.
• 100 ekleyip (100 + 7 = 107) boydan çıkarmamız (178 - 107) ideal kiloyu verir:
• 71 kg.

• Işte bu değerin yüzde 10′u (7 kg) aşıldığında şişmanlık sınırı­na girilmiş olur.
• Yani, boyu 1.78 cm. olan bir erkek 78 kiloyu aşı­yorsa şişman sayılmaktadır.

• Son yıllarda; yaş boy, cins ve vücut yapısına (ufak, orta veya iri) göre, ideal vücud ağırlığını gösteren cetveller geliştirilmiştir.

• Böylece şişmanlık söz konusu ise diyet listeleri, diyet programları, zayıflama rejimleri gündeme gelir.

Sağlık Haberleri |

  • Dostlar

  • Diğer Projelerimiz

  • Hastaneler
  • burun estetiği
  • göğüs estetiği
  • plastik cerrahi