Estetik ameliyatlar ve saglik hakkinda haberler
1st February 2008

Anne Adaylarını tiroid Korkutuyor

Hamilelik sürecinde yaşanan tiroit hastalıklarının, bebekte zeka geriliğine, düşüğe ve anne karnında ölüme neden olabileceği, hatta anne adayının hayatını riske sokabileceği bildirildi.

Tiroit bezi fonksiyonlarındaki aksaklıkların hamilelik sürecinde fark edilmemesinin, düşük riskine, doğacak çocukta zeka geriliğine neden olabileceği ve kimi durumlarda anne adayının hayatını tehlikeye sokabileceği belirtildi.

Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Şatıroğlu, hamileliğin kimi anne adayları için rutin kontroller ve hekim desteğiyle tehlikesiz ve huzurlu bir şekilde atlatılacak bir dönem, kronik rahatsızlıkları olan anne adayları ve doğacak bebek içinse temkinli yaklaşılması gereken bir süreç olduğunu söyledi.

Özellikle tiroit bezi fonksiyonlarındaki aksaklıkların hamilelik sürecinde fark edilmemesinin hem anne adayı hem bebek açısından ciddi sağlık problemlerine yol açabileceği uyarısında bulunan Şatıroğlu, tedavi edilmeyen tiroit hastalıklarının doğacak çocukta zeka geriliğine neden olabileceğine dikkati çekti.

Şatıroğlu, “Hamilelik sürecinde yaşanan tiroit hastalıkları, bebekte zeka geriliğine, düşüğe ve anne karnında ölüme neden olabilir hatta anne adayının hayatını riske sokabilir” dedi.

“Hipotiroidi, bebeğin gelişimini etkiliyor”

Şatıroğlu, hamilelik sürecinde tedavi edilmeyen “hipotiroidi” nin (yetersiz tiroit salgılama), doğacak bebekte ciddi komplikasyonlara neden olabileceğini söyledi.

Bebeğin, hamileliğin birinci yarısında sağlıklı gelişebilmesi için anneden plasenta yolu ile tiroit hormonu alması gerektiğini ifade eden Şatıroğlu, annedeki tiroit azlığı sebebiyle bebeğin ihtiyaç duyduğu tiroidi alamadığını belirtti.

Şatıroğlu, hamileliğin ikinci 3 aylık döneminde bebeğin beyin gelişiminin başladığını belirterek, “Bu nedenle ikinci 3 aylık dönemde oluşan hipotiroidi, çocuğun beyninde geri dönüşümsüz bozukluklara neden olur.

Gebeliğin ikinci yarısında annedeki tiroit hormon azlığı çocuğun IQ’sunun normale göre düşük olmasına, tedavi edilmeyen hamilelerde ise çocuğun IQ’sunun normalden çok daha düşük olmasına yol açar. Tedavi edilen vakalarda ise çocuğun IQ’su normaldir” dedi.

“Hipertiroidi düşük riskini artırıyor”

Hamile bir kadında tiroit hormonlarının aşırı düzeyde üretilmesinin “hipertiroidi” olarak adlandırıldığını belirten Şatıroğlu, her bin gebeliğin 1-2’sinde hipertiroidinin görülebildiğini söyledi.

Şatıroğlu, hastalık hamileliğin erken evresinde ortaya çıkarsa bebeğin anne karnında ölümü, düşük ya da bebekte gelişme geriliğinin görülebileceğine işaret ederek, “Hastalık, hamileliğin son aylarında ortaya çıkarsa bebekten ziyade annenin hayatı tehlikeye girer” diye konuştu.

Şatıroğlu, bu hastalığı taşıyan kadınların adet periyotlarının da düzensiz olabileceğini ve gebe kalmada sıkıntı yaşayabileceklerini söyledi. Hipertiroidi hastası olan anne adaylarına uygulanabilecek tedavi yöntemlerinin zor olduğunu belirten Şatıroğlu, şunları kaydetti:

“Bu tür hastalara genellikle ameliyat yapılmaz. Bunun nedeni yüksek tiroit hormonları varlığında anestezi vermenin çok riskli olmasıdır.

Ayrıca bu hastalarda radyoaktif iyot (RAI) tedavisi de kesinlikle uygulanmaz. Kullanılabilen tiroit karşıtı ilaçlar ise çok etkili olmaz ve de bebek üzerine zararlı etkileri olur. Zehirli guatrı hafif düzeyde olan hamilelerde pasif takip yani ilaçsız yakın takip yapılabilir ve gerektiğinde ilaçla müdahale edilebilir.”

Şatıroğlu, çarpıntı, terleme, kilo kaybı ve boğazda şişliğin hipertiroidinin en önemli belirtileri olduğunu ifade ederek, anne adaylarının bu gibi durumlarda vakit kaybetmeden doktora gitmeleri gerektiğini söyledi.

“Tiroit testleri yapılmalı”

Hamilelik öncesi tiroit fonksiyonlarının kontrolünün yapılması gerektiğini vurgulayan Şatıroğlu, doğuma yakın dönemde tiroit fonksiyon testlerinden serbest T3, serbest T4 ve TSH’la birlikte tiroit antikorları denilen Anti TPO ve Anti Tg değerlerine bakılması gerektiğini söyledi.

Şatıroğlu, tiroit sorunuyla karşılaşan gebenin ihtiyaç duyduğu tiroidi ilaç tedavisi ile karşılayabileceğini belirterek, doğum sonrasında da annenin kontrollere devam etmesi ve tedaviyi sürdürmesi gerektiğini dile getirdi.

Normal yollarla çocuklarının olmadığı gerekçesiyle tüp bebek merkezlerine başvuran hastaların ilk olarak tiroit fonksiyonlarının gözden geçirildiğini ifade eden Şatıroğlu, “Tüp bebek tedavisinde başarı oranını yükseltmek için anne adayının tiroit fonksiyonlarını normal değerlerde tutmak önemli.

Bozuk tiroit fonksiyonu tüp bebek tedavisini başarısızlıkla sonuçlandırabilir” uyarısında bulundu. Şatıroğlu, tiroit rahatsızlığı olan anne adaylarının hamile kalmaya
karar vermeden önce mutlaka tedavi sürecinden geçmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Daha Yolun Başındayken Olmaz

Organ bağışı için ‘Bırakın Gözleriniz 3000 Yılını Görsün’ kampanyası başlatmaya hazırlanırken kaza geçiren madalyalı yüzücü, yaşam savaşında. Kampanyası ise şimdilik arkadaşlarına emanet

AA - ANTALYA - Trafik kazasında ağır yaralanan 12 madalyalı genç yüzücü Musa Burak Altun’un ‘Bırakın Gözleriniz 3000 Yılını Görsün ‘ sloganıyla hazırladığı organ bağışı kampanyasına, arkadaşları sahip çıktı. Kampanyanın afişleri, Altun’un yaşam savaşı verdiği hastanenin bahçesinde sergilendi.
Antalya’da yaşayan 18 yaşındaki Musa Burak Altun, geçen yıl mezun olduğu Konyaaltı Lisesi’nin yüzme takımı kaptanıydı. Antalya yüzme il birincisiydi, 12 madalyası vardı. Ancak yüzmeye olduğu kadar, insanları yaşatan organ bağışına da ilgisi vardı. Bunun için üç yıldır çalışıyor, bu konudaki haberleri topluyordu. Çalışmalarını ‘Bırakın Gözleriniz 3000 Yılını Görsün’ sloganı altında bir kampanyaya dönüştürdü. Şubat ayında kampanyayı başlatacaktı. Ancak Gazi Mustafa Kemal Bulvarı’nda iki gün önce Antalya 1. İdare Mahkemesi Üyesi Hâkim Mustafa Bilici’nin kullandığı otomobilin, kullandığı motosiklete çarpması sonucu kafa travması geçirerek ağır yaralandı. Akdeniz Üniversitesi Beyin Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altında ve halen bilinci kapalı.

Türkiye’deki en büyük arşiv
Musa Burak Altun’un arkadaşları, gencin kampanyasına da sahip çıkarak, Altun’un evindeki döviz ve gazete kupürlerinden oluşan posterleri dün hastane bahçesine taşıdı. Yaklaşık 40 genç, kampanya afişlerini hastane bahçesinde sergilerken kendilerine Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkez Koordinatörü Dr. Levent Yücetin ile Musa’nın babası İsa Altun da destek verdi.
Dr. Yücetin, organ nakli bekleyen insanlara karşı son derece duyarlı olan Altun’un başlatmak istediği kampanyanın, organ bağışının artması ve gençlerin bilinçlenmesinde büyük katkı yaratacağını söyledi. Altun’un organ bağışı ve nakli yapılan hastalarla ilgili gazete kupürlerinden oluşan arşivinin çok önemli bir çalışma olduğunu belirten Yücetin, “Çalışma, Türkiye’de organ nakli yapılan hastaların haberleriyle ilgili en büyük arşiv sayılabilir. Akdeniz Üniversitesi Organ Nakli Merkezi olarak biz de bu arşivden yararlanmak istiyoruz” dedi.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Uyuşturucu

AA - CHICAGO - ABD’li araştırmacılar, uyuşturucu bağımlılığını ortadan kaldırabilecek bir aşı geliştirdi. 1995′ten beri bu aşı için çalışan psikiyatri ve nöroloji profesörü Thomas Kosten’a göre aşı, bağışıklık sisteminin uyuşturucuyu yabancı madde olarak kabul etmesini ve buna saldırmaya zorunlu kılmasını sağlıyor.
Tedavide, hastaya uyuşturucunun, vücudun tehdit kabul edeceği bir proteinle birlikte değişik bir türevi verilerek, vücudun antikor üretmeye başlaması sağlanıyor. Özellikle, kokain bağımlılığında etkinliği saptanan aşı, metamfetaminler, eroin ve hatta sigara bağımlılığında kullanılması
için geliştirilmeye çalışılıyor. Vücudun almak istediği kokain miktarını aşamalı olarak azaltan aşı, uyuşturucu kullanılırsa da antikor üretimini artırıyor. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin aşıyı onaylayabilmesi için daha büyük ölçekli deneyler yapılması gerekiyor.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Kalp Rahatsızlığı

• Kalp krizi, kalp nöbeti olarak da isimlendirilen ciddi bir rahatsızlıktır.
• Sebepleri çok çeşitlidir.
• Genellikle ağır, seyreder, yani yavaş ya­vaş gelişir.
• Başlangıçta belirtileri hafif olup uyarı niteliğindedir.
• Geliştikçe bilirtiler ağırlaşır ve sık sık tekrar eder.

√ Belirtileri:
• Soluk almada güçlük veya diğer adıyla nefes darlığı.

• Göğüste, üst karın bölgesinde, sol kolun aşağı taraflarındave omuzda ağrı.
• Ayak bileklerinde şişlik.
• Tırnaklarda ve dudaklarda morarma.
• Sürekli (kronik) öksürük.

Yukarıda saydığımız belirtilerden bir veya birkaçına maruz ka­lan kimseler mutlaka dbktora görünmeli; hastalık ilerlemeden te­davisine baktırmalıdır.

√ Ne Yapmalı?
• Kalp krizi geçiren birini gördüğünüz zaman, onu derhal yatı­rınız.
• Ağrı şiddetli ise, bacaklarının altına bir yastık koyarak ağrı­yı hafifletmeye çalışınız.
• Eğer nefes almakta zorluk çekiyor ise; başının altma bir yas­tık koyarak rahat nefes almasını sağlayınız.
• Odayı havalandırınız.
• Hastanın yanında ilâcı varsa kendisine sorarak, bu mümkün değilse cebinden çıkarıp kutunun üzerinde yazılı dozda ilâç veri­niz.
• Hastayı en kısa zamanda doktora yetiştiriniz.

Kategorilenmemiş, Estetik, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Estetik Bakım

Ürtiker (kurdaşen), ciltte meydana gelen genellikle kaşıntılı, yuvarlak veya oval şişliklerdir. Bazen kırmızı olmakla birlikte, herzaman böyle olmak zorunda değildirler. Ürtiker plakları, derideki allerji ile ilgili hücreler (mast hücreleri) histamin adı verilen ve kılcal damarlardan sıvı sızmasına neden olan maddeleri salgılarlar. Damarlardan sızan bu sıvılar deride birikirler ve belirtilen şişliklere neden olurlar.

Çoğu insan bu şişlikleri gördüğünde alerjik bir reaksiyondan şüphelenirler. Ancak ürtiker plakları bazen sıcak, soğuk, güneş ışığı, egzersiz, stres, cildin bir bölgesine uzun süreli basınç uygulanması, ateş veya çok sıcak banyoya bağlı cildin sıcaklığında ani artış veya cildi tahriş eden kimyasal bir madde (kozmetik bir madde veya sabun gibi) gibi fiziksel kaynaklı etkenler de ürtiker gelişimne neden olabilir.

Ürtiker plakları tüm vücudu ilgilendiren allerjik bir reaksiyonun da belirtileri olabilir:
• Solunumla alınan alerjenler: polenler, hayvan tüyleri, küfler
• böcek ısırıkları (özellikle arı), bazı ilaç enjeksiyonları
• yiyecekler : fındık-ceviz gibi yiyecekler, balık ve deniz ürünleri, süt ürünleri, gıda katkı maddeleri, ilin veya aspirin gibi ilaçlar. İnsanların yaklaşık %20 sinde yaşamları boynca en az bir kez ürtiker gelişmektedir. En sık ürtiker gözlenen yaşlar 20-30 yaşlar arasıdır. Nadiren, tüm vücudu etkileyen ve yaşamı tehdit eden boyuttaki anaflaktik şok adı verilen alerjik durumlarda da ürtiker ortaya çıkar. Bazı durumlarda, ürtiker plakları 6 hafta veya daha fazla süre kalabilir ve kronik (idiyopatik) ürtiker adı verilir. Sıklıkla, kronik ürtikerin nedeni bulunamaz, ve bir süre sonra kendiliğinden geçer.

Belirtiler
Ürtiker plakları, beyazımsı veya et renginde kabarıklıklar olarak gözlenirler; bazen kımızı bir bölge ile çevrilirler (eritem). Tipik olarak yuvarlak veya ovaldirler, sıklıkla kaşınırlar. Büyüklükleri değişkendir ve bazen çok büyük alanlar oluşturabilirler.

Her hangi bir cilt bölgesinde ortaya çıkabilirler, acnak sıklıkla kol ve bacaklarda görülür. Çoğu ürtiker plakları kısa sürede ortadan kaybolur, ancak hasta aynı duruma maruz kalıyorsa 24-72 saatlik zamanlarda yeni alanlar ortaya çıkmaya devam edebilir. Eğer ürtiker tüm vücudu ilgilendiren alerjik bir reaksiyonun ilk belirtileri olarak gelişmiş ise gelişebilecek diğer bulgular şunlardır: dilde, dudaklarda ve yüzde şişme, solunum güçlüğü, şuur bulanıklığı, göğüste daralma / sıkışma hissi. Bu belirtilerin araştırılması ve geliştiğinde acilen sağlık birimine müracaat etmek önemlidir çünkü bunlar anaflaktik şok habercisi olabilir.

Tanı
Muayeneye ve gerekirse alerjik deri testlerine göre tanı konur. Aşırı yaygın olmayan ürtiker plakları genelde 8-12 saatte ortadan kaybolurlar. Ancak etken ortadan kalkmadığı sürece tekrarlayabilir.

Korunma
Sizde ürtikere neden olan durumları saptayabildi iseniz, bunlardan uzak durarak ürtikerden korunabilirsiniz.

Tedavi
Losyon veya krem türü bir antihistaminik ilaç ve ilave olarak antihistaminik tablet veya enjeksiyon gerekli olabilir. Eğer genel bir alerjiden şüphelenilmiyorsa kaşıntıyı geçirmek yeterli olabilir. Gerekli görülürse daha ileri tedaviler uygulanabilir.

Kategorilenmemiş, Estetik, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Saplantı

Obsesyon: Kişinin benliğine, kültürüne ve inançlarına ters düşen fikir, düşünce ve imajların hücumuna uğraması, bunları bir türlü kafasından atamaması.

Kompulsiyon ise, kişinin arzusu dışında yaptığı bir takım hareketlerdir. Karşı koymaya çalıştığı halde engel olamadığı bu hareketler kişiyi son derece rahatsız eder. Obsesyonlar gibi kompulsiyonlar da kişiye yabancı ve arzu etmediği şeylerdir.

Belirtiler:
• Evden çıkarken elektrik, su, gaz ocağı, ütü kapatıldı mı kapatılmadı mı? Ev kilitlendi mi?
• Muhasebe hesaplarında bir yanlışlık yapıldı mı?
• Alış veriş yaptıktan sonra paranın üstü alındı mı?
• Abdest aldım mı almadım mı; abdestim duruyor mu, bozuldu mu? Gusülde su değmeyen yer oldu mu?

Bu ve benzeri soruların cevabını bulmak, sıkıntısını bastırmak için tekrar tekrar kontroller yapılır. Kişi namazda iken çirkin şeyler hatırlar, tuvalette iken kutsal bilinen şeylere zihninde hakaret eder. Arzu etmediği halde bunları düşüncesinden atamaz. Kovmak istedikçe, bu kötü düşünceler, eşek arıları gibi hastanın başına üşüşür, onu ruhen perişan eder.
♪ Ya balkondan bakan çocuğunu veya eşi mi itip düşürür öldürürsem?
♪ Ya elimdeki bıçağı veya makası çocuğumun kamına batırıp onu öldürürsem?
♪ Ya ellerime pislik bulaşmış, mikrop kapmış isem?

Bunun gibi zoraki, menfi fikirlerin hastada doğurduğu korku, sıkıntı, endişe dayanılması zor bir işkence halini alır.

Gece yatmadan evvel odaya birinin saklanıp saklanmadığını, kapıların ve pencerelerin kapalı olup olmadığını defalarca kontrol etmek, yatağa daima belli bir taraftan girmek, terlikleri yan yana ve uçları aynı hizaya gelecek şekilde intizamlı koymak kompulsiyon örneklerindendir.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Panik Atak ve Nedenleri

Panik atak ruh sağlığı (psikiyatri) açısından hastalık değil bir hastalık belirtisi sayılır. Bu ataklar sadece bir kez ortabildiği gibi, birkaç aydan daha uzun sürecek şekilde de yaşanabilir. İnsan hayatını olumsuz yönde etkileyen panik atak, psikoterapi ve ilaç tedavisiyle giderilebiliyor.

Panik atak, diğer birçok hastalıkta olduğu gibi, ciddiye alıp hemen uzmana başvurmayı gerektiriyor.

Aksi halde durum, kişiyi depresyona sokacak kadar ciddi boyutlara varabiliyor. Tabii sosyal hayatın bozulması da bunun ardından geliyor.

√ Panik atak nasıl anlaşılır?
Yoğun korku ve rahatsızlık hissinin yanı sıra, panik atakta şu belirtilerin en az dördü yaşanabilir:
• Nefes darlığı
• Ölüm korkusu
• Çarpıntı, kalp nabzın hissedilmesi
• Aniden ortaya çıkan sıkıntı
• Baş dönmesi
• Bayılacakmış gibi olma
• Göğüste daralma
• Çıldırma korkusu
• Kontrolün kaybedileceği korkusu
• Karın bölgesinde gerginlik ya da bulantı
• Tehlikeli bir hastalığı olduğu hissine kapılma
• Ellerde, ayaklarda terleme, uyuşma, karıncalanma
• Üşüme ya da ateş basması √ Panik atak neden kaynaklanır?
Panik atağa yol açan faktörler arasında:
• Stres,
• çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi,
• panik bozukluk hastalığı,
• depresyon
• ve tiroit veya paratiroit bezi hastalıkları birincil etken olarak;
• sara (epilepsi) hastalığı,
• takıntılı kişilik,
• doğumdan sonra tiroit hormonunda bozulma
• ve adet öncesi sendromu da ikincil faktörler olarak sıralanabilir.

√ Stres : Stres, panik atağa yol açan etkenler arasında birinci sırada yer alıyor. Bir yakının ölümü, aşırı stres, incinme, tecavüz gibi yaşamı kötü yönde etkileyen özellikler, panik atağın oluşmasına yol açabiliyor. Örneğin, bir sınavda sürenin yetersiz kalacağı düşüncesi kişide panik atağı geliştirebiliyor.

√ Çok miktarda kafeinli içeceklerin tüketilmesi : Kafein, beyine doğrudan ulaşıyor. Bu nedenle kişinin uyanık kalmasını sağlıyor ve aynı zamanda vücuttaki seretonin düzeyini bozuyor ve merkezi sinir sistemindeki nörotransmetter maddelerinde düzensizlik yaratıyor. Bu durum da panik atağa yol açıyor. Bundan dolayı, özellikle aşırı miktarda kahve, kola gibi içecekler tüketen kişilerin, bunları azaltmaları gerekiyor. Bazı panik atak şikayeti olan hastalar, sadece kafeinli içecekleri azaltıklarında bile bu rahatsızlıklarından kurtulabiliyor.

√ Panik bozukluk hastalığı : Panik atakta sıklıkla rastlanan bu hastalık, tek başına veya özellikle topluma açık yerlerde korku ve endişe halinde ortaya çıkıyor. Panik bozukluğu hastalığı, genetik kaynaklı olabilme özelliği taşır. Özellikle 20yle 30 yaş arasındaki insanları etkileyen bu hastalık, tedavi edilmediği taktirde kronikleşip depresyona yol açabiliyor. Panik bozukluğu hastalığında uyuşturucu ve alkol tüketimi fazla olur. Bu hastalığın uzun süre devam etmesi durumunda, somatizasyon diye tanımlanan hastalık korkusu ve şüpheciliği başlayabiliyor. Genç yaştaki hastalar, atak geçirirken kendini kesme eğilimine girebiliyorlar. Bu sırada vücutta salgılanan beta endorfin maddesi, hastanın ağrıya daha rahat cevap verebilmesini sağlıyor.

√ Depresyon : Özellikle tekrarlayan depresyon krizleri veya manik depresif hali, panik atak eşliğinde gelişebiliyor. Tedavinin yanıt verebilmesi için, rahatsızlık kaynağının depresyondan mı, yoksa panik ataktan mı kaynaklandığının belirlenmesi gerekiyor. Ağır depresyonda panik atak da yaşanırsa, hastanın intihar etmeye eğilim göstermesi artıyor. Bu nedenle, depresyon ve panik atak beraber tedavi gerektiriyor.

√ Tiroit bezi hastalıkları : Tiroit bezi hastalıklarından dolayı meydana gelen kalsiyum ve fosfor elektrolitlerinin düzensizliği, panik atağa neden olabiliyor. Tiroit bezi hastalıklarında asıl tedaviyi endokrilonoji uzmanı yapıyor. Gerekli durumda psikiyatrist de devreye giriyor.

√ Nasıl Bir Tedavi Gerekiyor?
• Panik atakta, öncelikle ataklara yol açan nedenler bulunuyor. Ardından buna göre bir tedavi uygulanıyor. Bu hastalık biyolojik ve psikososyal faktörler sonucu ortaya çıktığından, ilaç tedavisiyle birlikte psikoterapi uygulanıyor. Beyindeki noradrenalin ve seratoninini dengelemek için ilaç tedavisine başvuruluyor. Davranış psikoterapisiyle de, hastanın ataklar sırasında kontrolü sağlayabilmesi amaçlanıyor.

Araştırmalara göre, iki tedavide birlikte uygulandığında, hastalarda atakların tekrarlama riski daha düşük oluyor. Tabii panik atağa yol açan etkenlerin de ortadan kaldırılması gerekiyor. 8 - 12 aylık tedaviler sonrasında, hastada panik bozukluğunun tekrarlama riski azalıyor.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Rahim Ağzı Yaraları ve sebepleri

Halk arasında rahim ağzında yara olarak bilinen servisit en sık karşılaşılan jinekolojik problemlerden birisidir. Genel anlamı ile servisit rahim ağzı dokusunun iltihabıdır. (Yandaki resimde iltihabi serviks dokusu görülmektedir) Sıklıkla bir enfeksiyona bağlıdır, ancak bazen irritasyon ya da travma sonrası da ortaya çıkabilir. Kadınların yarısından fazlası hayatının bir döneminde bu hastalığa yakalanır.

Yaşı ne olursa olsun cinsel yönden aktif her kadın servisit için uygun bir adaydır. Kasık ağrısı ve vajinal akıntısı olan kadınların çoğunda başka bir hastalıkla bir arada ya da tek başına servisit bulunabilir. Belirtileri diğer pek çok hastalığa benzediği ve spesifik yakınmalar yaratmadığı için kişinin kendi kendine servisitten şüphelenmesi zordur. Genelde başka bir nedenden dolayı yapılan jinekolojik muayene ile fark edilir.

Belirtiler : Servisitin ilk belirtisi adet kanamasının bitişini takip eden dönemde ortaya çıkan vajinal akıntıdır. Diğer belirtiler arasında anormal vajinal kanama, kaşınma, vajinada yanma, ilişki esnasında ağrı, ilişki sonrasında kanama, idrar yaparken yanma ve bel ağrısı bulunur. Hafif vakalarda herhangi bir bulgu olamayabilir ancak olay ilerledikçe kötü kokulu ve iltihabi bir akıntı ortaya çıkar. Uzamış ve tedavi edilmemiş bir servisit mukus (serviks salgısı) yapısını kötüleştirerek spermlerin servikal kanala girişini bozabilir ve bu şekilde kısırlığa yol açabilir. Kısırlık tedavisinin ilk aşaması serviks ve vajendeki enfeksiyonların düzgün şekilde giderilmesidir. Servisiti olan kadın gebe kalırsa da düşük ve erken doğum riskleri vardır. Ayrıca bu tür annelerden doğan bebeklerde doğum sonrası akciğer ve göz enfeksiyonları da normalden daha fazla görülür.

Tanı : Servisit, yani serviksin iltihabı, vücudun normal çalışan savunma mekanizmalarının bir sonucu gelişir. Herhangi bir dokuda yaralanma, irritasyon ya da enfeksiyon olduğunda beyaz kan hücreleri yani akyuvarlar o bölgeye göç ederler ve bu bölgedeki kan akımı artar. Bu olay serviskte olduğunda, normalde açık pembe olan serviks kızarır ve şişer. Bu durum muayenede yara şeklinde görülebilir. Servisit tanısı genelde jinekolojik muayene ile konsa da tanıdan emin olmak ve kesin tanı koyabilmek için bazı ek tetkikler gerekebilir.

Servisit Tanısında Kullanılan Testler :
- Smear : Servikal enfeksiyonu ve erken dönem serviks kanserinin taramasında kullanılır. Smear her kadının yılda bir defa yaptırması gerek son derece basit ancak bir o kadar da önemli bir testtir. Muayene sırasında, rahim ağzı salgısından ince bir fırça ile sürüntünün alınıp bir cam üzerine yayılarak patolojik incelemenin yapılması işlemlerini içerir. Son derecede ağrısız ve basit bir işlemdir.

- Biopsi : Eğer rahim ağzı ileri derecede anormal görünüyor ise lokal anestezi altında şüpheli alanlardan serviks biopsisi (parça alımı) yapılabilir. Eğer tek bir alan belirlenemiyorsa saat 3,6,9 ve 12 hizalarından biopsi alınır ve patolojik incelemeye gönderilir.

- Kolposkopi : Rahim ağzının ve vajenin ışık altında büyütece benzer bir optik alet yardımı ile incelenmesidir. Şüpheli alanları daha kolay ortaya çıkarmak için kolposkopi öncesi rahim ağzı bir takım kimyasal maddeler ile silinir ve daha sonra boyanır. Dokunun boya tutmadaki farklılıklarına göre biopsi alınacak yer tespit edilir. Kolposkopi ile rahim ağzındaki kılcal damarların yapıları da değerlendirilir ve anormal damarlanma olup olmadığı saptanır. Bu damarlanma değişiklikleri servisit ile kötü huylu hastalıkların ayrımında önemlidir.

- Servisit Nedenleri : Servisitin başarılı şekilde tedavi edilebilmesi altta yatan nedeninin tanımlanması ile ilgilidir. Eğer buna neden basit bir irritan (tahriş edici) madde ise bu maddenin kullanılmaması sorunu çözecektir. Altta yatan sebep bir enfeksiyon ise uygun şekilde antibiyotik tedavisi servisit problemini de çözecektir. Servisite neden olan en önemli üç mikroorganizma klamidya, gonore ve trikomonasdır. Bunun dışında bazı allerjik maddeler de bu duruma yol açabilir.

Servisit Tedavisi : Eğer servisit durumu uzamış veya altta yatan etkenin tedavisine rağmen tabloda gerileme yoksa bu bölgedeki anormal hücreleri tahrip etmek için bazı küçük cerrahi girişimler yapılabilir.
En sık kullanılan koterizasyon (yakma), krioterapi (dondurma) ve lazer tedavileridir. Her üç metotta da amaç aynıdır: iltihabi dokunun öldürülerek yaranın adeta dağlanması.

Koterizasyon : Koterizasyon ısı yardımı ile tahrip etmektir. Halk arasında bu işleme yara yakma adı verilir. Kronik servisitteki en eski ve en klasik yöntemdir. Kalem şeklinde bir probun ucundan elektrik akımı geçirilerek ısı elde edilir. Bir kaç dakika süren işlem esnasında çok hafif ağrı olabilir. Nadiren koter sonrası oluşan nedbe dokusu rahim ağzı kanalında tıkanmalara yol açabilir.

Kriyoterapi : Krioterapi ise sıvı karbondioksit veya azot yardımı ile anormal dokuların dondurulmasıdır. Buna da halk arasında yara dondurma ismi verilir. Kotere göre bazı avantajları vardır. Daha az ağrıya neden olur ve daha kontrollü bir doku tahribine olanak tanır. Daha az nedbe dokusu oluşmasını sağlar. Bu nedenle servikal kanalda daralmaya yol açmaz. Tabanca şeklinde bir cihaz ile uygulanır. Bu tabancanın ucunun değdiği yerler donar. İşlem herhangi bir anestezi uygulanmadan yapılır. Son derece basit ve bir kaç dakika süren bir işlemdir.

Lazer : Dokuların lazer ile tahrip edilmesidir. Kriyoterapiye bir üstünlüğü yoktur.

Tedavi şekli ne olursa olsun hücrelerin tahrip edilmesini takiben 1-2 hafta kadar süren kirli bir vajinal akıntı görülür. Bu süre zarfında lekelenme şeklinde kanamalar olabilir, bu nedenle işlemlerden sonra 3-4 hafta kadar cinsel ilişkiden kaçınmak gerekir. Tamamen iyileşme bazen 6-8 hafta kadar zaman alabilir.

Servisitten Korunmak İçin Önlemler : Servisitten korunmak ya da erken dönemde teşhis edilmesini sağlamak için bazı basit önlemler yeterlidir.
- Çok emin olmadığınız kişiler ile ilişkiye girmeyin. Partnerinizde gonore belirtileri varsa hemen doktorunuzla görüşün. Şüpheli ilişkilerinizde prezervatif kullanın.
- Vajinal akıntı varlığında muayene olmayı geciktirmeyin.
- Herhangi bir şikayetiniz olmasa bile yılda bir kez jinekolojik muayeneden geçin ve mutlaka smear aldırın.
- Kokulu tampon, deodorant, pudra gibi irritan maddeleri asla kullanmayın.
- Vajen içini suyla veya sabunla kesinlikle yıkamayın. Çünkü o bölgenin doğal asidik bir ortamı vardır. O ortamın bozulması sizi enfeksiyonlar açısından riske atacaktır.
- İç çamaşırlarınızı sık sık değiştirin ve sentetik olmayan pamukluları tercih edin.
- Tuvalet sonrası temizliğinize dikkat edin. Her zaman önden arkaya doğru silin, arkadan öne değil.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

1st February 2008

Sütle Sağlıklı Diyet

Sağmal ineklerin günde 30 litreye kadar verebildikleri sütün, ihtiyacımız olan her türlü maddeyi içinde taşıdığını biliyor muydunuz?

Gerçekten 100 gram sütte 87.2 gram su, 3.3 gram çeşitli proteinler (kazein, laktalbumin, laktoglobulin), 3.8 gram yağ, 4.

8 gram karbonhidrat (laktoz), pekçok mineral (kalsiyum, fosfor, sodyum, potasyum, klor, magnezyum, sülfür, krom, bakır, çinko, demir, manganez, iyot selenyum) ve vitaminIerin her türü (A, ti-
amin, riboflavin, piridoksin, folik asit, B 12, C, D, E, K) bulunur. Bu miktar süt, 67 kalori sağlar.

Eksiksiz Gıda
Süt, görüldüğü gibi eksiksiz ve mükemmel bir gıdadır. Sağlıklı bir insanın 100′ den fazla besin maddesine ihtiyacı vardır ve bu maddeler de, ancak çeşitli yiyeceklerle temin edilebilir. Çalışan bir insana, günde 70-80 gram protein, 50-70 gram yağ, 300-400 gram karbonhidrat ve kafi miktarda su, diğer muhtelif vitaminler ve madeni maddeler lazımdır.

Bu maddeleri kısmen etle, ekmekle, şekerle, suyla, ayrıca çeşitli meyve ve sebzelerle ancak alabilmekteyiz. Fakat süt, bu besin maddelerini vücudumuzun ihtiyaçlarına en uygun bir oranda bünyesinde toplayan bir gıda olarak dikkatimizi çeker. Hiçbir şey yemeden, yalnız yeteri miktardaki süt ile uzun süre sağlıklı olarak yaşayabiliriz.

Sütün bileşimi ve insan bünyesinin bilinmediği, 14 asır öncesinden bugüne ulaşan bir hadis-i şerif, bizleri hayrete düşürmektedir: “Bir kimseye süt içirildiğinde, şöyle desin: Allah’ım onu mübarek kıl ve ziyadesini ver. Çünkü sütün yerini tutacak hiçbir yiyecek veya içecek yoktur.”

Sağlığı Korur
Sütün bir özelliği de, bütün hastalıklara karşı en faydalı ve koruyucu bir besin olmasıdır. Sağlığın korunması için alınması gerekli çok sayıda gıdanın hemen tamamı sütte mevcuttur.
Ayrıca, iskeletin iyi teşekkülü için de sütün içindeki maddelere ihtiyacımız vardır.

Sütün diğer bir üstünlüğü, öbür gıdalardan farklı olarak “esansiyel” denilen ve vücuda mutlaka dışarıdan alınması gereken özelliğiyle, insanın en fazla ihtiyaç duyduğu kalsiyum, fosfor gibi mineral maddeleri ile B kompleks vitaminIerinden B2 ihtiyacını karşılamak için çok iyi bir kaynak durumundadır.

Süt, her yaştaki kişilerin içmesi gerekli olan çok önemli bir besin maddesidir. Çocukların sağlıklı büyümesini, gençlerin beyin faaliyetlerinin artmasını sağlar. Saç ve cilt güzelliği verir. Zinde tutar, enerlik yapar.

Süt, bu şaşırtıcı yönlerinden dolayı çok tüketilmekte ve gelişmiş ülkelerde, okul döneminden başlayarak içme alışkanlığı kazandırılmaya çalışılmaktadır.

Son olarak sütten yapılan iki gıdadan söz etmek istiyoruz.
Yoğurt :Lezzetle yenmesinin yanısıra tedavi edici olarak da kullanılan yoğurt, sütün bütün özelliklerine sahip bir gıda maddesidir.

Yoğurtta bulunan laktik asit, patolen (hastalık amili) bakterileri öldürür. Laktobasiller ise antibiyotiklere benzer maddeler üreterek mikropların üremesini durdururlar. Denilebilir ki, hiç mikrop barındırmayan birkaç yiyecek maddesinden biri de yoğurttur.

Yoğurt, çocuklardaki ishale iyi gelir. Kalb hastalığının başlıca sebebi olan kolesterolün kandaki seviyesini düşürür. Mikrobik sarılıkta, antibiyotik ilaç gibi iş görür. Allerlik reaksiyonları azaltır.Büyüme ve gelişmeyi teşvik eder. Kanserin teşekkülünü geciktirir.

Bu özellikleriyle yoğurt, birçok hastalıkta diyet olarak kullanılan çok kıymetli bir gıda maddesidir.
Burada hasta için süt değil de, sütten yapılan yoğurt gibi yiyeceklerin tavsiye edilmesi dikkat çekicidir. Çünkü bunların sütle yani gıda değerini taşımasının yanı sıra sindirilmeleri çok daha kolaydır. C02 ile ferahlatıcı, serinletici bir özellik taşırlar.

Peynir
Peynir, sütün ihtiva ettiği en mühim mineralleri taşıdığı gibi, kesif bir gıda maddesidir ve oldukça’da besleyicidir. Aynı miktar süte oranla 5-6 kat protein ve yağ bulundurur. Sütün suyu ayrılıp protein kısmı, yani kazeini pıhtılaşıp konsantre olduğundan, bu özelliği gösterir. Kazein, tabiatta yalnızca sütte bulunur.

Vücudumuzun kendi kendine yapamadığı ve mutlak surette gıda maddeleri ile almamız şart olan aminoasitlerin hepsini ihtiva eder. Hazmı da kolayolan peynir, en güzel ve en besleyici gıdalardan birisidir.

Kategorilenmemiş, Sağlık Haberleri |

  • Dostlar

  • Diğer Projelerimiz

  • Hastaneler
  • burun estetiği
  • göğüs estetiği
  • plastik cerrahi