<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<!-- generator="wordpress/2.1.2" -->
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	>

<channel>
	<title>Estetik Sağlık</title>
	<link>http://www.estetiksaglik.org</link>
	<description></description>
	<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:35:57 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.1.2</generator>
	<language>en</language>
			<item>
		<title>Yoğun çalışma temposundan cinselliğe zaman kalmıyor</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/yogun-calisma-temposundan-cinsellige-zaman-kalmiyor.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/yogun-calisma-temposundan-cinsellige-zaman-kalmiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:35:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/yogun-calisma-temposundan-cinsellige-zaman-kalmiyor.html</guid>
		<description><![CDATA[Yoğun çalışma temposu, sürekli bir yerlere ya da bir şeylere yetişme telaşı ve koşturma içerisinde geçen bir yaşam temposunun insan vücudunda stres hormonlarını yükselttiğini, yükselen stres hormonlarının ise başta cinsel istek ve ereksiyon olmak üzere çeşitli cinsel işlevleri olumsuz yönde etkilediğini anlatan Doç. Dr. Cem İncesu, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Kentlerde yaşayan insanların sürekli biçimde zamansızlık sorunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yoğun çalışma temposu, sürekli bir yerlere ya da bir şeylere yetişme telaşı ve koşturma içerisinde geçen bir yaşam temposunun insan vücudunda stres hormonlarını yükselttiğini, yükselen stres hormonlarının ise başta cinsel istek ve ereksiyon olmak üzere çeşitli cinsel işlevleri olumsuz yönde etkilediğini anlatan Doç. Dr. Cem İncesu, konuşmasını şöyle sürdürdü:<br />
“Kentlerde yaşayan insanların sürekli biçimde zamansızlık sorunu yaşamaları çiftlerin sekse ayırdıkları zamanı azaltmakta, ayrıca ayrılan zamanın kalitesini düşürmektedir. Bu gelişmelerin doğal sonucu, aralara ve boş zamanlara sıkıştırılmaya çalışılan, özellikle gece geç saatlerde ve yorgun biçimde yaşanan, ‘görev icabı’ başlatılan, ‘isteksizce’ sürdürülen, ‘yeterince haz almadan ya da doyuma ulaşamadan’ tamamlanan ya da hafta sonu tatiller gibi belirli zaman dilimlerine ertelenen bir cinsellik kültürü ve yaşam biçimi toplumda yerleşmeye başlamıştır.”</p>
<p>Bu sürecin kadınlar açısından değerlendirdiğinde tablonun biraz daha karardığını vurgulayan İncesu, çalışan, eşiyle aynı güçlükler, koşuşturmalar, kariyer planları gibi stres faktörleriyle karşı karşıya olan kadınların ev ve çocuk bakımı gibi yükleri de üstlenmeleri sonucu kendi özel yaşamlarına, kişisel gelişimlerine ve cinselliklerine enerji ve zamanları kalmadığını kaydetti.</p>
<p>Doç. Dr. İncesu, bu durumun kadınlarda zaten var olan cinsel isteksizlik ve motivasyonsuzluğu daha da arttırdığını bildirdi.</p>
<p><strong>EN SIK GÖRÜLEN CİNSEL SORUNLAR</strong><br />
Cem İncesu, Türkiye’de kadınların en sık yaşadığı cinsel sorunun cinsel isteksizlik ve cinsellikten yeterince haz alamamak olduğunu dile getirerek, bunun da en temel nedeninin cinsellik konusunda toplumun muhafazakarlığı ve kadın-erkek arasındaki ayrımcılıktan kaynaklandığını söyledi.</p>
<p>Kadınların, doğdukları andan evlendiği güne kadar cinsellik alanında sürekli yasaklar, kısıtlamalar, suçluluk ve günahkarlık duyguları ile büyütüldüklerini söyleyen İncesu, cinselliğin kötü, acı ya da utanç verici, kadınlar için gereksiz ve ayıp bir kavram olarak benimsetildiğini ifade etti. Doç. Dr. İncesu, şunları anlattı:<br />
“Sonra bir gün birileri ‘artık evlendin, bugünden itibaren cinsellik eşinle serbest, hatta cinsellik senin evli bir kadın olarak görevin’ der ama ne yazık ki cinsellik öyle hesap kitaplara, mantıksal önermelere, toplumsal kurallara sığabilecek uyabilecek bir olgu değildir. CETAD’ın 2006 yılında ülke çapında yaptığı bir araştırma, kadınlarımızın evlendikleri ilk günden başlayarak büyük sorunlar yaşadıklarını göstermektedir. Her 100 kadından 54’ü ilk denemelerinden başlayarak şiddetli ağrı, kasılma ya da korku, kaçınma gibi nedenlerle cinsel birleşme kurmakta bile büyük güçlükler yaşamaktadır. Her 10 kadından yaklaşık 1’inde bu zamanla da düzelmemekte ve vajinismus olarak bilinen bir cinsel işlev bozukluğu olarak sürmektedir.”</p>
<p>Vajinismusun cinsel birleşme kuramama, cinselliğin düzenli yaşanamaması, çocuk sahibi olamama ve boşanma gibi dramatik sonuçları olan bir sorun olduğuna işaret eden İncesu, bunun Batı ülkelerinde ender görülmesine rağmen Türkiye’de cinsel tedavi merkezlerine gelen kadınların en sık başvuru nedeni olduğunu belirtti.</p>
<p>Doç. Dr. İncesu, erkeklerin en sık yaşadığı cinsel sorunların ise erken boşalma ve sertleşme bozuklukları olduğunu dile getirerek, 40’lı yaşlardan sonra ve hipertansiyon, damar hastalıkları ve şeker hastalığı gibi hastalıkların ortaya çıkmasıyla sertleşme bozukluklarının oranlarının çok yükseldiğini söyledi.</p>
<p>İncesu, herhangi bir hastalığı olmayan 40 yaşın altındaki genç popülasyonda ise sertleşme sorunlarının oranının yüzde 10-20’lerde olduğunu ve gençlerde ortaya çıkan bu sorunun psikojenik etkenler ile ilişkili sorunlardan kaynaklandığını anlattı.</p>
<p><strong>ERKEKLER TEDAVİYİ REDDEDİYOR</strong><br />
Çiftlerin cinselliklerini ve bu alanda yaşadığı ortak sorunlarını konuşmada güçlükler yaşadıklarını vurgulayan İncesu, başvuran çiftlerle yaptıkları görüşmelerde cinsel sorunlarını uzun süre birbirlerine hiç açmadıklarını, konuşmadıklarını, bazen uzun yıllar her iki tarafın da sorunun kendisinden kaynaklandığını düşünerek karşı tarafın konuyu açmasını beklediğinin anlaşıldığını kaydetti.</p>
<p>İncesu, erkeklerin de cinsel açıdan özgür ya da açık olmadıklarını, en özgüvenli görünenlerin bile cinsel konularda genellikle çekingen, utangaç ve kırılgan olduklarını ifade ederek, “Cinsel bir sorun yaşandığında erkeklerin ilk tepkileri inkardır. Uzun süre sorunları olduğunu kabul etmez, konu eşi tarafından açıldığında sıklıkla tepkiyle karşılar, tedaviye başvurmayı, yardım istemeyi, çözüm arayışına girmeyi şiddetle reddeder” diye konuştu.</p>
<p>Cinsel fonksiyon bozuklukları yaşayan erkeklerin büyük bölümünün sorunlarını adeta bir kader olarak algılamayı tercih ettiklerine dikkat çeken İncesu, “Tedaviye başvuru oranı bu alanda sorun yaşayan erkeklerin yüzde 10’unun da altında olduğunu söyleyebiliriz” dedi. Doç. Dr. İncesu, şu bilgileri verdi:<br />
“Cinsel sorunlara etkin çözümler, günümüz dünyasında mümkündür. Cinsel sorunların tam olarak çözülme oranları yüz güldürücüdür. Cinsel tedavi merkezlerine başvuran ve cinsel terapi, tedavi süreçlerine giren kadın ve erkeklerin cinsel sorunlarının çözüm oranları yüzde 70’den aşağı değildir. Vajinusmus tedavisinde yüzde 95 başarı vardır. Kadın cinsel işlev bozukluklarında henüz rutin bir ilaç tedavisi bulunmamakla birlikte, erkeklerde durum farklıdır. Son 10 yıldır ereksiyon sorunlarının çözümünde gündeme gelen ilaç tedavileri gerçekten bir çığır açmıştır. Bugün artık bu sorun erkeklerin korkulu rüyası olmaktan çıkmıştır. Özellikle cinsel terapi uygulamaları ile birlikte yürütülen ilaç tedavisinde ereksiyon sorunlarında tedavi başarı oranları daha da yükselmektedir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/yogun-calisma-temposundan-cinsellige-zaman-kalmiyor.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>çay ve kahve felci önlüyor</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/cay-ve-kahve-felci-onluyor.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/cay-ve-kahve-felci-onluyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:34:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/cay-ve-kahve-felci-onluyor.html</guid>
		<description><![CDATA[26 bin 556 Fin sigara tiryakisi üzerinde yapılan araştırma, günde iki bardak veya biraz üzerinde çay içmenin yüzde 21 oranında beyin içi ve zarı damarlarında pıhtılaşma-tıkanmanın, yani “enfarktüsün” yüzde 21 oranında azaldığını belirledi.
Araştırma Dr. Susanna C. Larsson’un meslektaşları tarafından yapıldı ve “Stroke (Felç)” dergisinin haziran sayısında yayımlandı.
Araştırma kadınlar ve sigara içmeyenler üzerinde de denenerek geniş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>26 bin 556 Fin sigara tiryakisi üzerinde yapılan araştırma, günde iki bardak veya biraz üzerinde çay içmenin yüzde 21 oranında beyin içi ve zarı damarlarında pıhtılaşma-tıkanmanın, yani “enfarktüsün” yüzde 21 oranında azaldığını belirledi.</p>
<p>Araştırma Dr. Susanna C. Larsson’un meslektaşları tarafından yapıldı ve “Stroke (Felç)” dergisinin haziran sayısında yayımlandı.</p>
<p>Araştırma kadınlar ve sigara içmeyenler üzerinde de denenerek geniş genellemeye gidilebilecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/cay-ve-kahve-felci-onluyor.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Karpuz kanseri önlüyor</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/karpuz-kanseri-onluyor.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/karpuz-kanseri-onluyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:23:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/karpuz-kanseri-onluyor.html</guid>
		<description><![CDATA[Yaz aylarında her bölgede bulunması ve fiyatının diğer meyvelere göre ucuz olması nedeniyle karpuza talebin fazla olduğunu kaydeden Çiçek, şunları söyledi:
“Karpuzun yaz aylarında bolca tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Karpuz, kansere karşı koruma özelliği olan laykopen maddesi bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Kansere yol açan en büyük sebeplerden biri, doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesidir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında her bölgede bulunması ve fiyatının diğer meyvelere göre ucuz olması nedeniyle karpuza talebin fazla olduğunu kaydeden Çiçek, şunları söyledi:<br />
“Karpuzun yaz aylarında bolca tüketilmesini tavsiye ediyoruz. Karpuz, kansere karşı koruma özelliği olan laykopen maddesi bakımından oldukça zengin bir meyvedir. Kansere yol açan en büyük sebeplerden biri, doku ve organların zararlı maddeler nedeniyle hasar görmesidir. Laykopen maddesi ise antioksidan özelliği sayesinde, serbest radikaller denilen zararlı toksinlerin sağlıklı doku ve organlara bağlanmasını engeller. Laykopen, doku ve organlara bağlanarak zararlı maddelere karşı koruma sağlar. Bu nedenle karpuz, kansere karşı koruma sağlayan en önemli besinlerden biridir.”</p>
<p>Vücudu kansere karşı en fazla koruduğu bilinen maddelerin başında A ve E vitaminlerinin geldiğini kaydeden Çiçek, karpuzda bulunan laykopenin kansere karşı koruyuculuğunun A vitamininden 2 kat, E vitamininden 10 kat daha fazla olduğunu ifade etti.</p>
<p><strong>KARPUZUN DİĞER FAYDALARI<br />
</strong>Karpuzun besin değeri açısından da oldukça zengin bir meyve olduğunu söyleyen Çiçek, orta boy bir karpuzdan kesilen ince bir dilimin 6.4 gram kanbonhidrat, bir miktar protein ve yağ ile 26 kalori içerdiğini belirtti.</p>
<p>Karpuzun içerdiği bol miktardaki potasyumun da insan sağlığı açısından son derece faydalı olduğunu anlatan Çiçek, “Potasyum, böbreklerin daha iyi çalışmasını ve böylece böbrekler tarafından vücuttan sodyumun atılmasını hızlandırır. Fazla sodyumun vücuttan atılması sonucunda da kan basıncı dengelenir, kalp işlevleri düzenlenir ve kalp krizi riski azaltılır. Karpuz, yüksek miktarda su içerdiği ve hazmı kolay olan bir meyve olduğu için de sık tuvalete gidilmesini ve buna bağlı olarak vücuttan atık maddelerin daha sık dışarı atılmasını sağlar” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/karpuz-kanseri-onluyor.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Düzgün beslenememe kansere yol açıyor</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/duzgun-beslenememe-kansere-yol-aciyor.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/duzgun-beslenememe-kansere-yol-aciyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:22:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/duzgun-beslenememe-kansere-yol-aciyor.html</guid>
		<description><![CDATA[Çalışmaya konu olan kanserli hastalardan kadınların yüzde 50’sinin, erkeklerin ise yüzde 25’inin hafif şişman ve şişman olduklarının saptandığını ifade eden Doç. Dr. Kızıltan, şunları kaydetti:
“Hastaların genel ve beslenme alışkanlıklarına bakıldığında yüzde 47.6’sının sigara içtikleri, yüzde 17.1’inin alkol tükettikleri, yüzde 51’inin ev dışında yemek yedikleri, yüzde 12.3’ünün ise öğün atladıkları belirlenmiştir. Hastaların süt, et, sebze, meyve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çalışmaya konu olan kanserli hastalardan kadınların yüzde 50’sinin, erkeklerin ise yüzde 25’inin hafif şişman ve şişman olduklarının saptandığını ifade eden Doç. Dr. Kızıltan, şunları kaydetti:<br />
“Hastaların genel ve beslenme alışkanlıklarına bakıldığında yüzde 47.6’sının sigara içtikleri, yüzde 17.1’inin alkol tükettikleri, yüzde 51’inin ev dışında yemek yedikleri, yüzde 12.3’ünün ise öğün atladıkları belirlenmiştir. Hastaların süt, et, sebze, meyve ve tahıl gruplarından yetersiz tüketim yaptıkları belirlenmiştir.”</p>
<p>Bu durumun kendilerine hastaların, kanser öncesi dönem beslenmelerinde, bilimsel çalışmalarda özellikle bazı kanserler türlerine karşı koruyucu etkisi olduğu rapor edilen kalsiyum alımı ile sebze, meyve ve posa tüketimlerinin yetersiz olduğunu gösterdiğine işaret eden Kızıltan, “Beslenmede yapılan hatalar kansere davetiye çıkarıyor” dedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/duzgun-beslenememe-kansere-yol-aciyor.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yaşlanma ve Kilolar</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/yaslanma-ve-kilolar.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/yaslanma-ve-kilolar.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:21:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/yaslanma-ve-kilolar.html</guid>
		<description><![CDATA[Karın bölgesindeki şişmanlık hızlı yaşlanmanın simgesi kabul ediliyor. Prof. Dr. Mehmet Öz’e göre bitki kimyasalından zengin meyve ve sebze ile beslenmek ve her gün düzenli hareket etmek şişmanlığı önlüyor ve ömrü uzatıyor. Bunamadan korkanlara ise Mehmet Öz, her gün zerdeçal tüketmelerini öneriyor.
Time dergisi’nin bu yıl dünyanın en etkili 100 ismi arasında seçtiği Türk kalp cerrahı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karın bölgesindeki şişmanlık hızlı yaşlanmanın simgesi kabul ediliyor. Prof. Dr. Mehmet Öz’e göre bitki kimyasalından zengin meyve ve sebze ile beslenmek ve her gün düzenli hareket etmek şişmanlığı önlüyor ve ömrü uzatıyor. Bunamadan korkanlara ise Mehmet Öz, her gün zerdeçal tüketmelerini öneriyor.</p>
<p>Time dergisi’nin bu yıl dünyanın en etkili 100 ismi arasında seçtiği Türk kalp cerrahı Prof. Dr. Mehmet Öz, “ Yaşlanmayı hızlandıran ön önemli şey göbekteki yağlar. Büyük göbek ortaya çıkınca yağlar böbreklere ve damarlara basınç yapıyor, tansiyon yükseliyor, karaciğeri zehirliyor, kolesterol miktarı artıyor. İnsülini baskılıyor ve şeker hastalığı gelişiyor.”</p>
<p><strong>BOŞ GIDA ŞİŞMANLATIYOR</strong><br />
“Siz Genç Kalın” isimli 5. kitabını yayınlayan kalp cerrahı Doktor Mehmet Öz’e göre uzun yaşamak için şeker, fast food, meşrubat gibi vitamin ve mineral fakiri gıdalardan kaçınmak şart:<br />
“Yediğiniz gıda sağlıklıysa vücut kendiliğinden kaloriyi az kullanıyor. Yani şişmanlama riski azalıyor. Bu yüzden yediğiniz sebze ve meyvenin saf ve temiz olmasına özen gösterin. Örneğin meşrubat içtiğinizde vücut kaloriyi algılıyor. Ama alacağı vitamin mineral olmadığı için yeniden yeme ihtiyacı duyuyor. Bu yüzden renkli meyve ve sebzeleri bol tüketin. Saf şeker de boş gıda. Şeker kırılmış bir cam parçası etkisi yapıyor damarın içini çiziyor. Damar bu çizilmeyi ortadan kaldırmak için kolesterolü kullanıyor. Damarlar sertleşiyor paslanıyor. Damarlar bozulduktan sonra beyin de bozuluyor. Bunama riski oluşuyor.”</p>
<p><strong>KİLO VERMEK CİNSEL ORGANI BÜYÜTÜYOR</strong><br />
Doktor öz, cinsel sorunları olan göbekli kişilere de kilo vermelerini öneriyor:<br />
“Kilo vermek penisi büyütüyor. Niye mi büyütüyor? Çünkü kilo verince penislerini görebiliyorlar. Şişman insanlarda yağ nedeniyle penis kayboluyor. Düşünün ki her kaybettiğiniz 15 kilo için 2.5 santim penis kazanırsınız.</p>
<p>Sağlıklı yaşamak isteyenlere blendırdan geçirilerek hazırlanacak bir de içecek formülü var Doktor Öz’ün:<br />
“Lutein çok önemli bir bitki kimyasalı. Kanser riskini azaltıyor. Yeşil gıdalarda fazlasıyla var. Ben de bir içecek hazırladım her gün tüketiyorum. İçinde maydonoz, ıspanak, yeşil elma, kereviz, limon, zencefil ve buz var. Ailece tüketebilirsiniz. ABD’de Oprah’da televizyon şovunda içti ve çok beğendi.”</p>
<p><strong>BUNAMAYA KARŞI ZERDAÇAL TÜKETİN</strong><br />
Yaşlılıkta bunamaktan korkanlar ise Doktor Öz’e göre her gün düzenli zerdeçal tüketmeli:<br />
“Bunamanın en az görüldüğü yer Hindistan. Çünkü zerdeçalı yani köri sosunu çok tüketiyorlar. Hayvan deneylerinde zerdeçalın beyinde alzheimere neden olan yapışkan maddeyi azaltığı anlaşıldı. Her gün tüketilebilir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/yaslanma-ve-kilolar.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Yumurta alerjisine önlem</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/yumurta-alerjisine-onlem.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/yumurta-alerjisine-onlem.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:20:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/yumurta-alerjisine-onlem.html</guid>
		<description><![CDATA[Besin alerjilerinin kusma, kaşıntı, döküntü, egzama ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle ortaya çıktığını kaydeden Anlar, alerji konusunda özellikle yumurtaya dikkat edilmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
“Yumurtanın özellikle akı, küçük ve yetişkin insanlar için besin alerjisine neden olabilmektedir. Yumurta, besin alerjilerinin yüzde 30’luk bir oranla en yaygın sebeplerinden biridir. Yumurtaya karşı alerjik reaksiyonların görülme sıklığı çocuklarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Besin alerjilerinin kusma, kaşıntı, döküntü, egzama ve hırıltılı solunum gibi belirtilerle ortaya çıktığını kaydeden Anlar, alerji konusunda özellikle yumurtaya dikkat edilmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:<br />
“Yumurtanın özellikle akı, küçük ve yetişkin insanlar için besin alerjisine neden olabilmektedir. Yumurta, besin alerjilerinin yüzde 30’luk bir oranla en yaygın sebeplerinden biridir. Yumurtaya karşı alerjik reaksiyonların görülme sıklığı çocuklarda erginlere göre daha fazladır.”<br />
Anlar besin alerjisinin gerekli önlemlerin alınmaması durumunda ciddi hastalıklara hatta ölümlere bile neden olabileceğini belirterek, “Tedavisi yapılmadığı takdirde ölümlere dahi neden olabilen besin alerjisinin tüm olumsuz etkilerinden korunmak için görülen ilk belirtilerde doktora başvurulup tedaviye başlanılması gerekir” dedi.<br />
 <br />
<strong>BESİN ALLERJİLERİNDE EN SIK RASTLANILAN BELİRTİLER :</strong><br />
 Kusma<br />
 Bulantı<br />
 Kramp tarzında karın ağrıları<br />
 Ürtiker (kurdeşen)<br />
 Ekzema<br />
 Başağrıları<br />
 İshal<br />
 Astım<br />
 Öksürük, hırıltılı solunum<br />
 Tekrarlayan orta kulak soruları<br />
 Nezle (burun kaşıntısı, aksırık, geniz akıntısı)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/yumurta-alerjisine-onlem.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ayak Mantarına Karşı İlaç</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/ayak-mantarina-karsi-ilac.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/ayak-mantarina-karsi-ilac.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:19:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/ayak-mantarina-karsi-ilac.html</guid>
		<description><![CDATA[Kaptanoğlu, yaptığı açıklamada mantarların, fırsatını bulduğu ortamda hemen üreyen canlı mikroorganizmalar olduğunu belirterek, “Nemi sevdikleri için banyo, sauna, havuz ve deniz ortamlarında sık bulunurlar” dedi. Ortak kullanılan ayakkabı, terlik, havlu ve çorapların, hastalığın bulaşmasına yardımcı olduğunu kaydeden Kaptanoğlu, “Ayak mantarlarının yaz aylarında artış göstermesinin sebebi, çoğu kişinin ayaklarında kış ayında uyuyan mantarların, yazın ayak terlemesinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kaptanoğlu, yaptığı açıklamada mantarların, fırsatını bulduğu ortamda hemen üreyen canlı mikroorganizmalar olduğunu belirterek, “Nemi sevdikleri için banyo, sauna, havuz ve deniz ortamlarında sık bulunurlar” dedi. Ortak kullanılan ayakkabı, terlik, havlu ve çorapların, hastalığın bulaşmasına yardımcı olduğunu kaydeden Kaptanoğlu, “Ayak mantarlarının yaz aylarında artış göstermesinin sebebi, çoğu kişinin ayaklarında kış ayında uyuyan mantarların, yazın ayak terlemesinin artmasıyla nemli ortamda çoğalarak kendini göstermesidir” diye konuştu. Kaptanoğlu, mantar belirtilerini, “ayaklarda kaşıntılı kızarıklık, soyulma, sulu kabarcık, parmak aralarında çatlaklıklar” olarak sıralayarak, ayaklarda kızarıklık, soyulma, kaşıntı olduğunda ihmal etmeden dermatoloğa başvurulması gerektiğini söyledi.</p>
<p>Ayak şikayetlerinin bir bölümünün kalıtımsal veya bazı sistemik hastalıklara bağlı olabileceğine dikkat çeken Kaptanoğlu, “Ancak pek çoğu uzun süreli ihmal ve ilgisizlik sonucu ortaya çıkmaktadır. Çeşitli çalışmalar, toplumun yüzde 75’inden fazlasının, hayatlarının bir döneminde, ağır ya da hafif bir ayak sorunu yaşadığını göstermektedir. Sözü edilen şikayetlerin bu kadar sık görülmesi, çevre ve hasta tarafından, normal, katlanılması gereken sorunlar olarak kabul edilmesine yol açabilir. Eğer ayaklarınızla ilgili herhangi bir sıkıntı yaşıyorsanız bunu bir uzmana danışmanız ve ayak sağlığı/bakımı ile ilgili bilgi almanız en doğru yaklaşım olacaktır” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>AYAKLARDA AŞIRI TERLEME ENFEKSİYONLARI TETİKLİYOR</strong><br />
Kaptanoğlu, ayaklardaki aşırı terlemenin pek çok insanın şikayeti olduğunu ifade ederek, ayakların uzun süre çorap ve ayakkabı içinde kapalı kaldığından, en az ıslaklık kadar, ayakkabı materyali ya da eklenen enfeksiyonlara bağlı kokunun da kişiyi rahatsız edeceğini dile getirdi. Kaptanoğlu, bu durumda öncelikle terleme miktarının normal olup olmadığının değerlendirilmesini, eşlik eden mikrobik durum varlığının araştırılmasını ve buna uygun bir tedavinin uygulanması gerektiğini anlattı.</p>
<p>Ayakta, ortopedik bozukluklara ya da uygun olmayan ayakkabı seçimine bağlı nasırların oluşabileceği bilgisini veren Kaptanoğlu, bu nasırların bazen siğillerle karıştırıldığına dikkat çekerek, “Vücudun her yerinde olabilen siğiller ayak tabanında oluştuklarında üstlerine binen kuvvet nedeni ile dışa doğru büyüyemez ve içe doğru gömülerek ağrıya neden olurlar. Bu nedenle ayaktaki sert, nasır benzeri, ağrılı oluşumların ayırıcı tanısı yapılarak tedavileri buna göre planlanmalıdır” dedi.</p>
<p><strong>NASIRLAR NASIL TEDAVİ EDİLİYOR?</strong><br />
Nasırların çeşitli yumuşatıcı ilaçlar, kökten cerrahi işlemler, elektrikle yakma ve sonrasında uygun ayakkabı veya ürün ile koruma şeklinde tedavi edildiğini aktaran Kaptanoğlu, siğillere yönelik lokal soğuk uygulaması olan kriyoterapi, elektrokoterizasyon veya siğil içine ilaç uygulanması gibi çok çeşitli tedavi yöntemlerinin olduğunu ancak uygun tedaviye siğilin durumuna göre, doktor tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/ayak-mantarina-karsi-ilac.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Uçuş ve sağlık</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/ucus-ve-saglik.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/ucus-ve-saglik.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:18:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/ucus-ve-saglik.html</guid>
		<description><![CDATA[Uzun süreli uçak yolculuklarının verdiği rahatsızlıklar üzerine bir açıklama yapan Yıldırım, zaman dilimlerinin hızla geçilmesi sonucunda biyolojik saatin kesintiye uğramasıyla ortaya çıkan uyumsuzluk tablosuna Jet-Lag denildiğini ve bu uyumsuzluklar sonucunda bedende çeşitli bozuklukların ortaya çıktığını söyledi.
Yıldırım, “İnsan vücudu normalde 3 zaman dilimi, yani 45 boylama kadar olan farkları tolere edebilir. Bu nedenle Jet-Lag, 3 saat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun süreli uçak yolculuklarının verdiği rahatsızlıklar üzerine bir açıklama yapan Yıldırım, zaman dilimlerinin hızla geçilmesi sonucunda biyolojik saatin kesintiye uğramasıyla ortaya çıkan uyumsuzluk tablosuna Jet-Lag denildiğini ve bu uyumsuzluklar sonucunda bedende çeşitli bozuklukların ortaya çıktığını söyledi.</p>
<p>Yıldırım, “İnsan vücudu normalde 3 zaman dilimi, yani 45 boylama kadar olan farkları tolere edebilir. Bu nedenle Jet-Lag, 3 saat ve üzerindeki uzun uçak yolculukları sonrasında görülebilir. Jet-Lag’ın oluşmasında, kısaca gidilen yön (batıdan doğuya gidişlerde daha fazla), süre ve kişinin yaşı (yaş artıkça görülme sıklığı ve şiddetinde artış) ve zindeliği önemlidir” dedi</p>
<p>Yıldırım, Jet-Lag semptomlarının uzun süreli uçak yolculukları sonrası tamamen yok etmenin mümkün olmadığını dile getirdi. Yıldırım, dikkatli bir planlamayla uçuş öncesi ile uçuş sırasında ve uçuştan sonra yapılabileceklerle uyumu kolaylaştırmak gerektiğini ifade ederek şunları kaydetti.</p>
<p><strong>UÇUŞTAN ÖNCE YAPILABİLECEKLER:<br />
</strong>- Yolculuk öncesi iyi dinlenin ve uçuş sırasında gevşek olun.<br />
- Uykudan önceki son öğün karbonhidrattan zengin, proteinden fakir olsun.<br />
- Bol ve rahat pamuklu giyecekler giyin<br />
- Yolculuk sırasında ayakta ödem olabileceğinden bol ve rahat ayakkabı yada terlik tercih edin<br />
- Uçuş sırasında iniş ve kalkışlardaki basınç farklarından dolayı kulakta şiddetli ağrı olabilir. Eğer soğuk algınlığı varsa uçuştan önce doktora başvurun .<br />
- Bulantı olmasından endişeleniyorsanız uçuştan 2-3 saat önce bulantı kesici ilaç alın</p>
<p><strong>UÇUŞ SIRASINDA YAPILABİLECEKLER</strong><br />
- Uçağa bindikten sonra saatinizi gidilecek yerin yerel saatine göre ayarlayın<br />
- Uçaktaki kuru havanın etkisini azaltmak için uçuş sırasında bol sıvı alın. Su ve meyve sularını tercih edin. Köpüklü içeceklerden kaçının. Unutmayın alkollü içecekler diüretik etki ederek idrar oluşumunu arttırır ve böbrek sisteminin normal işleyişini etkileyerek su kaybını arttırır.<br />
- Kafeinli içecekler su kaybını arttırır ve santral sinir sistemini etkileyerek uyumayı zorlaştırır. Bu nedenle uzun sürecek yolculuklarda içmeyin.<br />
- Aşırı yemekten kaçının. Sindirim sorununa yol açabilir.<br />
- Uçus şırasında hareketsiz kalmak,kramplara ve ödeme yol açabilir. Bu nedenle oturduğunuz yerde, kol, bilek ve bacaklar için isometrik egzersizler yapın. Uçağın arkasına yürümek ve esneme-gerilme egzersizleri yapmak daha da faydalı olur.</p>
<p><strong>UÇUŞ SONRASI YENİ COĞRAFİ BÖLGEDE YAPILABİLECEKLER<br />
</strong>- Kısa bir nap (şekerleme) yapıp gece uyamaya çalışın<br />
- Altı zaman diliminden fazla uçulmuşsa, gidilen günü istirahat ederek geçirin.<br />
- İlk üç gün aktivitelerinizin çoğunu eğer yolculuk doğudan batıya yapılmışsa sabah, tersine batıdan doğuya yapmışsa öğleden sonra yapın.<br />
- Uyku haplarını kullanmayın. Eğer ihtiyaç hissediliyorsa ilk 2-3 gün kısa etkili sakinleştirici kullanılıp daha sonra bırakın. Uzun etkili olan sakinleştiriciler ,batıya doğru uçuşlarda kullanmak iyi olur. Çünkü, bu uçuşlarda erken uyanma problemi olabilir. Uzun süreli kullanmada bağımlılık yapabilir. Jet lag tedavisinde bugün için kullanılan 3 seçenek olmasına rağmen daha geniş ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.</p>
<p><strong>JET-LAG BELİRTİLERİ NELERDİR ?</strong></p>
<p>Bitkinlik,yorgunluk,keyifsizlik<br />
Dikkat kaybı<br />
Zihinsel ve fiziksel performans kaybı<br />
Zaman ve mesafe algısı bozukluğu<br />
Yargı ve hafıza kusurları<br />
Reaksiyon zamanı uzaması<br />
Akşamları uyuyamama<br />
İştahsızlık, hazımsızlık, bağırsak bozukluğu (çoğunlukla kabızlık şeklinde olan bağırsak bozuklukları)<br />
Bulanık görme, baş ağrısı ,vücud ağrısı ve terleme</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/ucus-ve-saglik.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Keneden korunma yolları</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/keneden-korunma-yollari.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/keneden-korunma-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:17:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/keneden-korunma-yollari.html</guid>
		<description><![CDATA[Virüsün izole edildiği hayvanlar arasında sığır, koyun, keçi, yabani tavşan ve tilkinin yer aldığını kaydeden Yüksel, virüsün hayvanlarda bir hafta kadar süren geçici viremi yarattığını ancak insanlarda KKKA hastalığına yol açtığını vurguladı. Yüksel şöyle devam etti : “Erişkin keneler, virüsü hayvanlardan aldıktan sonra 36 saat içinde çoğalmaya başlıyor. 3-5 gün sonunda maksimum sayıya ulaşıyor ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Virüsün izole edildiği hayvanlar arasında sığır, koyun, keçi, yabani tavşan ve tilkinin yer aldığını kaydeden Yüksel, virüsün hayvanlarda bir hafta kadar süren geçici viremi yarattığını ancak insanlarda KKKA hastalığına yol açtığını vurguladı. Yüksel şöyle devam etti : “Erişkin keneler, virüsü hayvanlardan aldıktan sonra 36 saat içinde çoğalmaya başlıyor. 3-5 gün sonunda maksimum sayıya ulaşıyor ve titresi azalarak aylarca devam ediyor. İnfekte kene aylarca virus bulaştırabiliyor” Yüksel, kene virüsünün kanda 40 derecede 10 gün süreyle yaşadığı 56 derecede ise 30 dakika sürede etkinliğini kaybettiği bildirdi. Yüksel şunları kaydetti :<br />
“Virüs insanlara, kenelerin ısırması veya kene kırma sırasında, viremik hayvanların kesilmesi sırasında, hayvana ait kan ve dokulara temas ile, infekte hastalardan (hastanede, toplumda)infekte doku ve kan teması ile ve laboratuvardan direkt temas ile deriden veya havadan geçebiliyor.”</p>
<p><strong>KİMLER RİSK ALTINDA?</strong><br />
KKKA hastalığına ilişkin kenelerin özellikle tehdit ettiği meslek gruplarını sıralayan Yüksel, tarım çalışanları ve hayvancılık ile uğraşanların listenin başında olduğunu söyledi.<br />
Yüksel, “Çiftlik ve mezbaha çalışanları, veteriner hekimleri, endemik bölgelerde görev yapan sağlık personeli, askerler, kamp yapanlar ve deri fabrikası çalışanları risk altındadır” dedi.<br />
<strong>MAYIS- EKİM AYLARINA DİKKAT</strong><br />
KKHA’nın mevsimsel özellik gösterdiğini anlatan Yüksel, kene hareketlerinin sıcak iklimde arttığını dile getirdi. Yüksel, Türkiye’de olgu sayısının Mayıs-Ekim aylarında arasında doruk noktasına çıktığını söyledi. Yüksel şöyle devam etti : “Türkiye’de Kırım Kongo Kanamalı Ateşi hastalığı, 2002 ve 2003 yıllarının bahar ve yaz aylarında özellikle kırsal kesimde yaşayan vatandaşlarımızda görülmüştür. Yapılan çalışmalar neticesinde Ağustos 2003’te hastalığın adı konmuştur. 2004 yılının yine aynı dönemlerinde epidemik bir seyir göstermiştir 2007 yılında Türkiye genelinde yaklaşık 1500 Kırım-Kongo Kanamalı Ateşi şüpheli/olası vakasının bildirimi söz konusu olmuştur. Bunlardan 717’si kesin vaka’dır”</p>
<p>Virüsü alan insanlarda hafif ve orta derecede klinik seyir gösterenlerin yaklaşık 9-10 günde iyileştiği bilgisini veren Yüksel, iyileşen olgularda sekel görülmediğini, hastalıktan dolayı yaşanan ölüm olaylarının ortalama yüzde 30 seviyesinde olduğunu söyledi. Yüksel, ölümlerin klinik bulguların 2. haftasında görüldüğünü bildirdi. Yüksel, “Bugün için net cevap veremediğimiz konular arasında hangi olguların ağır seyrettiği ve mortalite ile ilişkili risk faktörleri yer almaktadır” dedi</p>
<p><strong>KLİNİK BULGULAR NELERDİR?</strong><br />
Bulaştırıcılık yolu ile hastalığın oluşma süresi arasında farklılık olduğunu kaydeden Yüksel, kene ısırığı ile bu sürenin 1-9 gün arasında değiştiğini, infekte kan ile bulaşta ise sürenin 13 güne kadar uzadığını vurguladı. Başlangıç belirtileri sıklıkla ani başlayan ateş,başağrısı,aşırı halsizlik yorgunluk, eklem kas ağrısı, bulantı, kusma, ishal olan hastalarda ilerleyen dönemlerde kanama bulgularının ortaya çıktığını belirten Yüksel, deri altına kanama, burun kanaması, diş eti kanaması, idrar ve dışkıda kan görülmesini takiben ciddi vakalarda Karaciğer, Böbrek ve Akciğer yetmezliği ile hastaların kaybedildiğini belirtti.</p>
<p><strong>İYİLEŞEN HASTALARIN BAĞIŞIK SERUMLARI ETKİSİZ<br />
</strong>Yüksel, iyileşen hastalardan elde edilen bağışık serumun bazı durumlarda kullanılmış olmasına rağmen yararının gösterilemediğine dikkat çekti. Kenenin aktif olduğu dönemlerde kenelerin bol bulunabileceği alanlardan kaçınılması gerektiğini belirten Yüksel, kene ısırmasını önlemek için giysilere ve deriye repellent (sinek, böcek savar) uygulanabileceğini, giysilerin ve cildin düzenli olarak kene açısından kontrolünün yapılmasını ve kene varsa çıkarılması gerektiğini söyledi.</p>
<p>KKKA hastalığına karşı etkin ve emniyetli aşının henüz mevcut olmadığını vurgulayan Yüksel, Akarisidler (akar ilaçları) ile kene kontrolünün en etkin ve akılcı uygulama olduğunu, KKKA’ne karşı fare beyin derivesinden inaktif bir aşı elde edildiği ve Doğu Avrupa’da küçük çapta kullanılmış olmasına rağmen sonucun başarısız olduğunu kaydetti.</p>
<p><strong>KİMYASAL MADDELER KENELERİ KUSTURUYOR<br />
</strong>Yüksel, kimyasal madde kullanımının kenelerin kusmasına neden olacağından, kenelerin mekanik olarak yavaşça ve tek bir hareketle parçalanmadan çıkarılması gerektiğini anlattı. Yüksel, ” Uzun çorap, bot, uzun pantolon giyilmeli ve pantolon çorabın ya da botların içine, tişörtün alt kısmı da bele yerleştirilmelidir” dedi.</p>
<p><strong>İLK SALGIN KIRIM’DA TESPİT EDİLDİ</strong><br />
Resmi kayıtlardaki ilk salgının 1944 ve 1945 yılında yaz aylarında Batı Kırım’ da tespit edildiğini belirten Yüksel, “Aralarında Sovyet askerleri de olan 200’ den fazla kişiyi etkilemiş. Kırım Hemorajik Ateşi adı buradan geliyor” dedi. Yüksel, hastalığın 1956’da Kongo’da tanımlandığını ve 1969’ da iki etkenin aynı olduğu bulunarak, Kırım Kongo Hemorajik Ateşi olarak tıp literatürüne geçtiğini söyledi.</p>
<p><strong>YILLARA GÖRE KKKA VAKALARI<br />
</strong>2002 yılında 17 vaka,<br />
2003 yılında 133 vaka,<br />
2004 yılında ise (445 şüpheli vaka) 249 kesin KKKA vakası belirlenmiştir.<br />
2003 yılında 6 doğrulanmış KKKA ölüm vakası,<br />
2004 yılında doğrulanmış 13 KKKA ölüm vakası olmuştur.<br />
2005 yılında doğrulanmış 13 KKKA ölüm vakası<br />
2006 yılında doğrulanmış 27 ölüm vakası<br />
2007 yılında doğrulanmış 33 ölüm vakası</p>
<p>Yüksel, bu ciddi seyirli hastalığın teşhisinde hızlı, spesifik ve sensitif bir test metodu olan ELİSA ve tamamlayıcı test olarak ta RT-PCR’ın kullanılmakta olduğunu belirtti. Tedavisinde ise destek tedavisi olarak isimlendirilen sıvı, kan ve kan ürünleri desteğinin önemini vurguladı. Literatür sonuçlarına göre başarılı olduğu vurgulanan Ribavirin tedavisinin ise yan etkilerinden dolayı kullanımında bir takım soru işaretlerinin gündemde olduğunu belirten Yüksel en önemli tedavinin hastalıktan korunmak olduğunu belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/keneden-korunma-yollari.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Aşırı sıcaklar sağlığı etkiliyor</title>
		<link>http://www.estetiksaglik.org/asiri-sicaklar-sagligi-etkiliyor.html</link>
		<comments>http://www.estetiksaglik.org/asiri-sicaklar-sagligi-etkiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jul 2008 16:15:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık Haberleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.estetiksaglik.org/asiri-sicaklar-sagligi-etkiliyor.html</guid>
		<description><![CDATA[Sıcaklarda dışarı çıkarılan bebeğin su kaybının diğer yaş gruplarına göre daha fazla olduğunu ve bunun birçok soruna sebebiyet verdiğini ifade eden Kılınç, şöyle konuştu:
“Aşırı sıcaklar bebeklerde su kaybına, su kaybı ise huzursuzluk, ateş, gözyaşı ve idrar azalması hatta çok fazla güneş altında kalınması durumunda şuur kapanmasına bile neden olabilir. Aşırı sıcaklar dolayısıyla bebeğin hassas cildinde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcaklarda dışarı çıkarılan bebeğin su kaybının diğer yaş gruplarına göre daha fazla olduğunu ve bunun birçok soruna sebebiyet verdiğini ifade eden Kılınç, şöyle konuştu:<br />
“Aşırı sıcaklar bebeklerde su kaybına, su kaybı ise huzursuzluk, ateş, gözyaşı ve idrar azalması hatta çok fazla güneş altında kalınması durumunda şuur kapanmasına bile neden olabilir. Aşırı sıcaklar dolayısıyla bebeğin hassas cildinde çeşitli kızarıklıklar ve yanık<br />
oluşabilir. Ebeveynler aşırı sıcaklarda bebeklerini dışarı çıkarmaktan kaçınmalıdır. Eğer zorunlu olarak bebeğin dışarı çıkarılması gerekiyorsa sabah saat 11.00’e kadar, öğleden sonra ise saat 16.00 sonrası tercih edilmeli.”</p>
<p>Kılınç, ailelerin bebekleriyle birlikte dışarı çıktıklarında yanlarında mutlaka su bulundurması, bebek ağlamasa bile aralıklarla ona su verilmesi gerektiğini bildirdi. Bebeklerin hassas olan cildinin güneş ışınlarından zarar görmemesi için çeşitli koruyucular kullanılması ve bebeğe uygun giysiler giydirilmesi gerektiğini dile getiren Kılınç, şunları anlattı:<br />
“Tabii ki bebeklerin kemiklerinin gelişimi için güneş ışınlarına ihtiyacı var. Bebekler hava şartlarının uygun olduğu dönemlerde dışarı çıkarılmalı ve güneş görmesi sağlanmalı. Ancak bu aşırı sıcaklarda yapılmamalı. Aileler bu konuda hassas ve duyarlı olmalı.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.estetiksaglik.org/asiri-sicaklar-sagligi-etkiliyor.html/feed/</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
