Estetik ameliyatlar ve saglik hakkinda haberler
6th February 2008

Tansiyon

Tansiyon ölçerken dikkat etmeniz gereken pek çok nokta var. Rahat pozisyonda oturmak, ölçümden 30 dakika önce kahve içmemek bunlardan bazıları.

Dr. Hasan İnsel
Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra askere, askerlikten sonra da, ihtisas için doğru Almanya’ya gittim. Dahiliye ihtisasına başladığımın ikinci haftası, beni kat doktoru olarak atadı, şefim Dr. Frentzen. Çiçeği burnunda bir doktor olarak, yabancı bir memlekette çalışmaya başlamış, daha ne olduğumu anlayamadan kat doktoru oluvermiştim. İçimden dua ediyordum, inşallah bugün yeni hasta gelmez, biraz adapte olurum diye. Beş dakika geçmeden ilk hasta geldi. Yaşlıca bir hanım. Kendini yorgun hissediyormuş, bir kaç gündür de tuvalete çıkamamış.
Hastamın yanına gittim. Yatağın kenarına iliştim, kibar bir hareketle kolunu sıvadım ve tansiyonunu ölçtüm hastamın. 200/95 mmHg, yani alışılmış tabirle 20 ye 9,5. Kendisi tansiyon hastası olmadığını söyledi. Muayenemi bitirdim, doğru şefe gittim, ”Yeni yatan hastanın tansiyonu yüksek, ne ilaç vereyim?” dedim. ”Şimdi yatan hasta değil mi? Bekle biraz sohbet et, sonra tekrar ölç” dedi. Bayağı bozuldum, yanlış mı ölçeceğiz yani dedim içimden.

Beyaz gömlek sendromu

Tatlı bir hanımcağız, çocuklarından filan sohbet ettik, tekrar ölçtüm, 130/80 mmHg yani 13 e 8. Çıldıracağım. Bir daha. Aynı. Gittim şefe ”Tansiyon düştü” dedim. ”Tansiyon düşmedi, kadın normale geldi. Hastane ortamı herkes yabancı, bir de beyaz gömlekli bir adam tansiyon ölçüyor. Sen bunun stresini, heyecanını bir düşünsene” dedi. ”Buna beyaz gömlek sendromu denir” diyerek ”Tansiyon ölçerken dikkatli ol hastaların dinlenmesine, kendilerine gelmesine izin ver” diye devam etti.
İş edindim kendime, her hastanın hemen ilk karşılaştığımda tansiyonunu ölçtüm, bir de benimle 10 - 15 dakikalık sohbetten sonra. Yüksek çıkan tansiyonlar veya şefin lafıyla, strese girenler nasıl da normalleşiyorlardı.

Demek ki tansiyon ölçerken dikkat edilmesi gereken bir şeyler vardı. Bir doktor bile dikkat etmeyince sonuçlar nasıl şaşırtıcı oluyor, bir de kendi kendine tansiyon ölçmesi gereken kişinin bu konuda ne denli yanlışlara açık olacağı ortada.

İdeal olarak tansiyon ölçmeden önce 5 dakika kadar istirahat etmeli, yani yatar veya oturur durumda, 5 dakika kadar beklenmeli.
Gün içinde değerler değişir. Genellikle sabahları uyandıktan sonra en yüksek ve akşamları en düşüktür.
Sağ kol ile sol kol arasında 10 - 20 mmHg yani 1 - 2 fark bulunabilir. Bu nedenle her ölçümde, aynı kol kullanılmalıdır.
Sinirli veya heyecanlı durumda, ölçümden önce 15 dakika rahatlamalıdır.
Ölçümden önce en az 30 dakika sigara, çay, kahve içmemeli, yemek yenmemelidir.
Ölçümden önce, buruna sıkılan dekonjestan spreyler gibi, tansiyonu yükseltme ihtimali olan ilaçlar kullanılmamalıdır.
Rahat, gevşemiş bir pozisyonda oturulmalı, konuşmamalı, hareket etmemeli.
Uzun kollu kazak varsa, kazak çıkarılmalıdır. Eğer ince kumaştan yapılmış uzun kollu gömlek giyiliyorsa, tansiyon aleti gömlek üzerinden de takılabilir.
Basıncın ölçüleceği kol, kalp hizasında öne doğru uzatılmalı, dirsekten hafif bükülmeli ve alttan desteklenmeli. Kol boşta kalmamalı.
Manşonun alt ucu, dirsek kıvrımından bir parmak kalınlığı, yani iki santimetre kadar yukarıda olmalıdır.
Tansiyon aletinin manşonu kola iyice sarılmalıdır, boşluk kalmamalıdır.
Alet elektronikse, dinleme kısmı çokluk işaretlidir ve bu işaretin kolun iç kısmına gelmesi, aletin atardamarınızın sinyallerini alması için yeterlidir.
Alet elektronik değilse dirseğinizin iç kısmında elinizle nabzınızı hissedin, stetoskopu oraya koyup elinizle sabit tutun. Stetoskopu aletin altına sıkıştırmayın.
Bulunan değerler bir günlüğe yazılmalı.
Hergün, mümkünse aynı saatlerde ve aynı şartlarda tansiyon ölçmek daha yararlıdır.

Bilekten ölçerken…

Elektronik bilek tansiyon aletleri, ölçüm sırasında kalp hizasında olmalıdır. Bunların gelişmişleri kolunuzu tutacağınız seviyeyi gösteriyor. Eğer bu seviye otomatik olarak gösterilmiyorsa, kalp hizasını bulmak için, aleti taktığınız sol kolunuzun parmak uçlarını, sağ omuzunuza değecek şekilde kolunuzu bükerseniz, alet takriben kalp hizasına gelir. Alet elinizden bir santimetre kadar yukarı takılmalı yani elinizle alet arasında bir santimetre kadar bileğiniz boşta kalmalı. Alet bileğe düzgün ve sıkı bir şekilde takılmalı, sonra hafifçe oynatarak bilek boşluğuna iyice yerleşmesi sağlanmalı. www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

6th February 2008

Zor Olanı Başardı

Melahat ve Salih Efe çifti 18 yıl bir bebek sahibi olmak için uğraştı. Ancak 4 kez düşük yapan Melahat Efe (38), son çare olarak Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir’e başvurdu. İlk hamileliğinde ikiz bebekleri dış gebelik düşüğüyle sonuçlanınca hayal kırıklığına uğrayan Melahat Efe, ikinci hamileliğinde bebeğini 45 gün sonra kaybetti. Melahat Hanım, üçüncü bebeğini 1.5 aylıkken, dördüncüsünü de 3 aylıkken yaşanan komplikasyonlar sebebiyle kucağına alamadı.

ZOR AMA İMKANSIZ DEĞİL

Melahat Efe, “Doktorların ‘çocuğun olmayacak’ sözleriyle dünya başıma yıkıldı. Vazgeçmek üzereydik ama şu an anneyim ve çok mutluyum” diye konuştu. Op. Dr. Seval Taşdemir de “Melahat Hanım tekrarlayan düşük sonrasında kısırlık problemiyle ve erken yaşta yumurta rezervlerinin azalması sorunuyla kliniğimize geldi. Menopoza girmek üzereydi. Lenfosit aşı tedavisini Melahat Hanım’a uyguladık. Daha sonra mikroenjeksiyon tedavisiyle sağlıklı gebelik elde edildi. Tek yumurta elde ettik ve şansımız çok düşüktü. Ancak elde ettiğimiz 1 yumurtayı laboratuvar ortamında en kaliteli şekilde geliştirdik” dedi.

18 YIL ACI ÇEKTİK

18 yıl boyunca büyük acılar yaşayan baba Salih Efe, “İkimizde hiçbir sorun yoktu. Fakat doktorlar düşüğün nedenini bulamıyordu. Eşimden tek bir yumurta elde edildi. Deneyelim dedik, tek yumurtayla bir mucize gerçekleştirdi” dedi.

Kilo ver, hamilelik şansın yükselsin

TÜRK Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Sait Halil, bebek sahibi olmak isteyen ailelere şu tavsiyelerde bulundu:

SİGARAYI bırakın. Döllenmeyi azaltabilir. Düşük, ölü ve erken doğum riskini artırır.

ALKOL almayın. Spermin kalitesi etkilenir.

STRESTEN uzak durun. Döllenme problemleri yaşayabilirsiniz.

SICAK banyo yapmayın. Sıkı, dar iç çamaşırı kullanmayın.

SAĞLIKLI beslenin: Bol bol meyve tüketin, vücudunuzun gerekli vitaminleri almasına özen gösterin.

KİLONUZA dikkat edin. Çok fazla kilolu olmamak gebe kalmayı kolaylaştıracağı gibi, hamilelik döneminizi de rahat geçirmenizi sağlar.www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

6th February 2008

Yapılan Ameliyat ve Başarısı

FİN bilim adamları, tümör nedeniyle çenesinin üst kısmı alınan ve konuşamayan bir hastaya kendi kök hücrelerinden üretilen bir çene dokusunu yerleştirdi. Hastanın fat yağlarından alınan kök hücreler, geliştirildi ve karın bölgesine eklendi. 9 ay sonra canlı doku haline gelen kök hücreler, çeneye monte edildi.www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Ülkemizde 5.5 Milyon Ev kızı Var

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) tarafından yapılan araştırmaya göre, Türkiye’de her 10 genç kızdan 7’si ne öğrenim görüyor ne de çalışıyor. 5.5 milyon ev kızına sahip Türkiye, bu rakamla 16 Avrupa ülkesinin nüfusunu solluyor.

TİSK’ten yapılan açıklamada, ‘Ülkemizde 25-29 yaş grubundaki genç kızlardan yüzde 66’sı ne öğrenim görmekte, ne de çalışmaktadır. Çağdışı nitelikteki bu durum alarm zili olarak kabul edilmeli, genç kızların eğitimden ve istihdamdan dışlanmasına son verecek bir seferberlik başlatılarak ‘kadının yeri evidir’ yaklaşımı terk edilmelidir’ görüşü dile getirildi.

TİSK Araştırma Servisi’nce yapılan araştırma, 15-29 yaş grubu genç kızların yaklaşık yüzde 60′ının; 25-29 yaş grubunda ise yüzde 66’sının hem eğitimden, hem de istihdamdan dışlandığını ortaya koydu. OECD’nin Education at a Glance (Eğitime Bakış) 2007 verileri, OECD’ye üye ve aday 30 ülke arasında öğrenim görmeyen, istihdam edilmeyen ve iş aramayan genç kızların çağ nüfusuna oranının (atalet oranının) açık arayla en yüksek Türkiye’de olduğunu gösteriyor.
Genç kızlarda atalet oranı Türkiye’de 15-19 yaş grubunda yüzde 47,5′e; 20-24 yaş grubunda yüzde 58,3′e, 25-29 yaş grubunda yüzde 65,8′e yükseliyor. Buna karşılık, söz konusu oran OECD genelinde sırasıyla yüzde 6,7, yüzde 13,2 ve yüzde 20 düzeylerinde. Avrupa Ülkeleri ortalaması OECD’den de düşük ve sırasıyla yüzde 3,9, yüzde 10 ve yüzde 17,1. Ülkemizdeki oranlar, Batı Avrupa’nın 5 katı ve Türkiye’deki durum, Meksika’dan bile çok daha kötü. Çalışma hayatının başlangıç ve gelişme devresine rastlaması gereken 25-29 yaş dönemindeki genç kızlardan üçte ikisinin ‘ev kızı’ durumunda bulunması, sorunun büyüklüğünü ifade ediyor. Gençlikte atalet oranı, erkekler dahil edildiğinde de OECD’nin en yüksek oranını yansıtıyor. Türkiye’de 15-29 yaş grubundaki erkek ve kızların yüzde 35′i atıl durumda. Bu oran OECD genelinde yüzde 9, AB genelinde ise yüzde 7. Türkiye’de atıl kalan (ne okuyan ne de çalışan) gençlerin sayısı devasa boyutlarda.

Türkiye’de 2007 yılı sonu itibariyle 15-29 yaş grubunda 5 milyon 324 bini kız olmak üzere toplam 6 milyon 624 bin genç geleceklerine yatırım yapma imkanından yoksun şekilde en verimli çağlarını boşa harcıyor. Bunlardan 2 milyon 117 bini 25-29 yaş grubundaki genç kızlar. Türkiye’de ‘ev kızlarının’ sayısı 5,5 milyona yakın ve bu sayı Avrupa’daki 16 ülkenin nüfusundan daha fazla. Söz konusu ülkeler şunlar: ‘Danimarka, Slovak Cumhuriyeti, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Litvanya, Slovenya, Estonya, Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi, Lüksemburg, Malta, Norveç, İzlanda, Hırvatistan, Makedonya ve Arnavutluk’ www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Bir Baba İki Anneli Çocuk..!

İngiliz bilim adamları, 3 ebeveynli embriyo vücuda getirdi.

Mitokondrial DNA’larında bozukluk bulunan kadınların taşıdığı bazı hastalıkların anneden çocuğa geçmesini önleme fikriyle harekete geçen Newcastle üniversitesinden bilim adamları, embriyoyu, tüpte dölleme yöntemiyle bir erkekle iki kadının DNA’larını kullanarak oluşturdu.

Mitokondri, hücrelere enerji veren minik güç santralleri olarak biliniyor. Genetik bozukluklar, mitokondrinin gıdayı ve oksijeni tamamen yakmaması anlamına gelebiliyor ve bu durum, 40′tan fazla hastalığa yol açan zehirlerin oluşumuna sebep olabiliyor.

Araştırmacılar bu hastalıkların, risk altındaki embriyolara mitokondri nakli yapılmasıyla çözülebileceği fikrinden hareketle yumurtanın çekirdeğini çıkardılar. Araştırmacılar, daha sonra bu çekirdeği, vericinin DNA’sı çıkarılmış yumurtasına nakletti.

Böylece, nükleer DNA’sını (genler) anne babasından mitokondrial DNA’sınıysa üçüncü kişiden alan bir embriyo gelişti.

Deneme amaçlı yapılan çalışmada gelişen embriyo, 6 gün sonra imha edildi. Genetik hastalıkların tedavisine yönelik bir adım olduğu düşünülen çalışmaya, ileride ‘tasarım bebeklerin yaratılacağı’ korkusunu duyanlardan tepki gelmesi bekleniyor.

Araştırma, Londra’da yapılan Tıbbi Araştırma Konseyi Merkezinin toplantısında bilim çevrelerine sunuldu.www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Mucize Bebek

Almanya’nın Ludwigshafen kentindeki Türk ailesinin evinde çıkan yangında, anne ve babası tarafından pencereden atılan 8 aylık Onur Çağlar’ı Türk kökenli Alman polisi Hakkı Paker kurtardı.

Muhammet ve Nergis Çağlar’ın üçüncü kattan attıkları Onur, polis Hakkı Paker’in kolları arasında hayata tutundu. Onur’un hayatını kurtaran Paker, olaydan sonra şoka girdiğini belirterek, amirlerinin izni olmadan konuşamayacağını söyledi.

Paker’in olay sırasındaki bir mesai arkadaşı ise “Arkadaşımız şok altında, travma geçiriyor” dedi.
www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Arabasının İçinde Fenalaşarak yaşamını yitirdi

İzmir’in Karşıyaka ilçesinde bir kişi kullandığı otomobilin içinde fenalaşarak yaşamını yitirdi.
Bir mandırada çalışan Hasan Nuri Güzel’in (29) kullandığı 35 ZMR 82 plakalı otomobil, Altınyol Turan Köprüsü girişinde orta şeritte aniden durdu. Çevredeki vatandaşların polisi araması üzerine olay yerine gelen güvenlik güçleri, Güzel’i otomobilinden çıkararak yol kenarına aldı ve ambulansa haber verdi. Ancak Güzel, ambulans gelmeden olay yerinde yaşamını yitirdi.

Bekar olan Güzel’in bir süredir iş sorunları nedeniyle sıkıntılı olduğu, olaydan yarım saat kadar önce yakınlarını arayarak sağlığının iyi olmadığını söylediği öğrenildi.

Öte yandan, Güzel’in cenazesi İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı birimlerde nöbetçi doktor bulunmaması nedeniyle bir süre yol kenarında bekledi. Ölüm raporu, yaşamını yitiren Güzel’in doktor olan bir akrabası tarafından hazırlandı..www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Okul Çantası ve Bıraktığı Hasar

Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tuncay Centel, okul döneminde öğrencilerin ağır sırt çantaları nedeniyle karşı karşıya olduğu skolyoz tehlikesi ve yine öğrencilik döneminde sıkça yaşanan ortopedik sorunlar hakkında bilgi verdi.

Öğrenciler okula giderken kilolarca kitap ve defteri de sırt çantalarında taşımak zorunda kalıyor. Okul çantalarının ağırlığı ve yanlış taşıma yöntemleri sırtta ’skolyoz’ adı verilen eğriliklere neden oluyor.

Skolyoz nedir?

Skolyoz diye adlandırılan durum, omurganın arkadan bakıldığında C ya da S şeklini almasıdır. Boy kısalığına, estetik görünüm bozukluğuna, akciğer kapasitesinin daralmasına ve psikolojik bozukluklara ileri yaşamda kireçlenme de eklenince bel ve sırt ağrılarına neden olmaktadır. Sırt ağrılarını sadece okul çantalarının yanda taşınmasına yormak doğru değil; oturma alışkanlıkları, çocuğumuzun çalıştığı ev ve okuldaki masaların ve sandalyelerin yüksekliği de omurga sağlığı açısından önemli öğelerdir.

Okul çantasının ağırlığı ne olmalıdır?

Okul çantası sırtta ve omuzlarda ağrıya neden olmayacak ağırlıkta olmalı. 12 yaşından küçük olan çocukların 4; 12-15 yaş arası çocukların da 5 kilograma kadar olan çantaları taşıyabileceğini söyleyebiliriz. Ancak, çantanın uzun süre taşınmamasına dikkat edilmelidir. Bu açıdan bakıldığında okul servisleri koruyucu bir rol üstlenmiş durumdadır.

Öğrencilerin okul sıralarında oturuş şekilleri nasıl olmalıdır?

Öğrenciler genelde masa üzerine dayanarak ders dinlemeyi alışkanlık haline getirir. Ancak çocukların en azından ders dinlerken arkalarına yaslanmaları ve dik oturmaları sağlanmalıdır. Teneffüslerde ise öğrenciler sıralarında oturmak yerine kalkıp dolaşmalıdır. Ara sıra yapılacak basit sırt egzersizleri de bir sonraki dersin daha rahat geçmesine yardımcı olacaktır.

Okul döneminde başka ne tür ortopedik sorunlar görülebilir?

Okulda geçen süreye, okul ile ev arasında geçen süre ile etüd saatleri ve kurslar da katıldığında, çocukların zamanlarının büyük bölümünün ayakkabıyla geçtiği anlaşılmaktadır. Bu da okuldan dönen çocukların sadece sırt ağrısından değil, ayak ağrısından da yakınmalarına neden olur. Çocukluk çağında ayaklarda ağrılara neden olan bir dizi hastalık vardır. Burkulmalar ve travmalar dışında bu hastalıklar arasında en yaygın bilineni düztabanlıktır.

Düztabanlık, ayağa iç yandan bakıldığında, mevcut ayak kavsinin kaybolup ayağın iç kenarının bütünüyle yere temas etmesi durumudur. Çocuklarda en sık esnek düztabanlık görülmektedir. Yani, ayak kavisini oluşturan bir takım kemiğin arasındaki bağların yapısal gevşekliği söz konusudur. Esnek düztabanların çok büyük bir kısmında, şekil olarak normal kabul edilen ayaklardan farklı bir biçimde görülse de, ilerde herhangi bir işlevsel kusurla karşılaşılmamaktadır.

Düztabanlık tedavisi nasıl yapılır?

Yumuşak malzemeden yapılmış, hafif ve esnek ayakkabıların ayak sağlığı üzerindeki katkıları inkar edilemez. Esnek düztabanlardaki tedavi seçenekleri, tabanlık kullanımından cerrahi girişime kadar çeşitlilik gösterir. Bu nedenle içe basma saptanan çocukların, okula başlamadan önce bir çocuk ortopedistine gösterilmesi yanlış tedavileri önleyecektir. Ayrıca ayak kemiklerinin doğuştan bazı anormalliklerinde de düztabanlık oluşur. Bu tip durumlar çoğunlukla ağrıya neden olur ve ciddi bir tedavi gerektirir.

Doğru teşhis nasıl konulur?

Okul çağı çocuklarında ayak ağrılarının nedenini okula başlarken yeni alınan ayakkabılara yormak yanlıştır. Çünkü çocukluk çağında ayakta ağrıya neden olabilecek ve çocuğun okulla olan dengesini etkileyecek bir dizi doğuştan veya sonradan olma bozukluk bulunmaktadır. Ağrılı bir ayakta, uzman hekimin çektireceği basit bir röntgen sonucu konacak tanı ve buna göre yönlenecek tedavi ile çocukların sıkıntısı önlenecektir.

Beden eğitimi dersleri çocuklar için risk taşır mı?

Beden eğitimi derslerinde ortaya çıkan ve masum tabiatlı hastalıkların başında, osgood-schlatter gelmektedir. Çocuklarda dizkapağını kaval kemiğindeki büyüme plağına bağlayan kuvvetli bağın çekmesiyle, zamanla dizin hemen altında ortaya çıkan şişlik ve ağrı ile karakterize bir durumdur. İlkokul sonlarındaki erkek çocuklarda daha yaygındır. Birkaç yıl sürer ve genellikle kendiliğinden geçer. Bu çocukların çoğunda, hastalığın derecesine bakmaksızın, beden eğitimi dersi tamamen yasaklanır.

Ne var ki, osgood-schlatter’li hastaların çoğunda bu önlemin bir yararı yoktur; aksine çocuk üzerinde olumsuz psikolojik baskısı olur. Bu hastaların çoğu, çocuk ortopedistleri tarafından basit önlemlerle, fiziki aktiviteleri tam kısılmadan tedavi edilebilir. Osgood-schlatter hastalığı olan çocuklar sıra kenarında yer seçmeli ve otururken dizlerini açarak, kıvırmadan oturmalıdırlar. İki sıra arası, dizleri kıvırmaya zorlayacak kadar dar olmamalıdır. www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

İdrar Kaçırma

Kişinin sosyal yaşantısını yakından etkileyen idrar kaçırma problemi, 35 yaşın üzerindeki her 5 kadından birinde görülüyor. Özellikle çalışan kadınlarda depresyona yol açan idrar kaçırma rahatsızlığını önlemek için bol su içilmesi, diyetten kaçınılması, kahve ve kola tüketiminin azaltılması öneriliyor. Memorial Hastanesi Üroloji Bölümü doktorları kadınların korkulu rüyası haline gelen idrar kaçırma problemini anlattı: “Temelde kadınların hastalığı olan idrar kaçırmaya tıpta inkontinans denmektedir. İdrar kaçırmanın belli bir miktar ölçümü yoktur; çünkü hijyenik pet kullanmak zorunda olmasına rağmen yakınmayan kadınların yanında, damlama şeklinde ve seyrek idrar kaçırmalarını bile büyük bir sorun olarak gören kadınlar da vardır. Bu da idrar kaçırmanın hastalık boyutunun kadının sosyo-kültürel durumuna sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteriyor. Kırsal kesimde sorun yaşlanmaya bağlı doğal bir problem gibi görülerek doktora başvurulmazken, kentlerde ve özellikle çalışan kadınlarda idrar kaçırma depresyon ve sosyal ilişkilerde kısıtlanmaya (idrar kokusu, ıslaklık hissi yüzünden) yol açarak daha erken dönemlerde tedavi için doktora başvurmaya neden olmaktadır. Sonuçta kişinin sosyal yaşantısını etkileyecek olan her idrar kaçırma bir hastalıktır ve tedavi edilmelidir.”

35 yaşın üzerindeki her 5 kadından birinin sorunu

İdrar kaçırma probleminin genel inanışın aksine sadece yaşlanma ile ortaya çıkan bir durum olmadığını belirten Prof. Dr. Kemal Sarıca, rahatsızlığın genç yaşlarda da görüldüğünü söyledi: “Özellikle menopoz sonrası dönemde olan ve zor doğum yapmış kadınlarda görülen bu durum bazen daha erken yaşlarda da ortaya çıkabilmektedir. 35 yaşın üzerindeki her beş kadından biri az ya da çok zaman zaman olan idrar kaçırma problemi ile karşı karşıyadır. 65 yaşından sonra ise neredeyse her 3 kadından birinde bu problem vardır. Yapılan araştırmalarda kadınların % 25’inin hayatlarının herhangi bir döneminde idrar kaçırdığı hesaplanmıştır. Ancak doktora başvuran kadınlar bu rakamların çok altındadır. İdrar kaçırma kadın tarafından saklanan ve genellikle utanılacak bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan bir başka araştırmada ise kadınların doktora başvurana kadar bu şikayetle ortalama 9 yıl geçirdikleri tespit edilmiştir. İnsan ömrünün uzaması ile bu sorun daha da büyümektedir.”

İdrar kaçırma sosyal yaşamı etkiliyor!

İdrar kaçırmanın hangi durumlarda görüldüğünü Prof. Dr. Sarıca şöyle anlattı: “İdrar kaçırma; öksürme, hapşırma veya gülme gibi karın içi basıncın arttığı durumlarda ortaya çıkabileceği gibi, daha az eforla da (yürümek, yataktan kalkmak gibi) meydana gelebilir. Bu tip idrar kaçırmaya zorlanma tipi idrar kaçırma-inkontinans adı verilmektedir. Bazı hastalarda kaçırma, kişinin ani olarak idrara çıkma ve sıkışma hissi ile beraberdir. Bu tip idrar kaçırmaya ise sıkışma tipi inkontinans denir. Bunun sebebi ise genellikle belli değildir. Bu hastalar alışverişe çıkmaya korkarlar, misafir ziyaretine gitmeye çekinirler; çünkü bu durumun aniden ortaya çıkacağını ve tuvalete yetişemeyeceklerini düşünürler. Bazı kişilerde idrar kaçırma yukarıda anlatılan iki tip kaçırmanın da birlikte görüldüğü tiptedir. Bu tip idrar kaçırmaya da karışık tip inkontinans denir. Zorlanma ile idrar kaçırma genellikle l yoldan doğum yapmış kadınlarda görülür. Kasık adalelerinin veya sinirlerinin doğum sırasında zedelenmesi sonucu mesane boynu öksürme, hapşırma, gülme, merdiven çıkma, yük taşıma, cinsel ilişki sırasında yer değiştirerek veya kapanamayarak karın içinde artan basınçla hastanın idrar kaçırmasına neden olur.Tedavi genellikle cerrahidir. Fizik tedavi yöntemleri (kasık adalelerinin güçlendirilmesi, elektrikle uyarma (stimulasyon), menapozdaki kadınlarda hormon tedavisi de uygulanabilir. Sıkışma tipi idrar kaçırma ise genellikle daha ileri yaşlarda görülmesine rağmen, mesanenin tahriş olduğu durumlarda da (iltihap, taş, tümör vb) ortaya çıkabilir. Bu hastalarda küçükken gece yatağa işeme, gece uykudan uyanarak idrar yapma (normalde 2 kez olabilir), gündüz çok idrara çıkma (normalde 6 kez) daha sıktır. Su sesi ile idrar hissi veya sıkışma olabilir. Genellikle fiziksel aktivite (gülme, konuşma, hapşırma, öksürme, yük kaldırma, cinsel aktivite gibi) ile de tetiği çekilebilen ansızın idrar yapma hissi duyarak tuvalete koşan hasta, tuvalet kapısında idrarını tutamayıp kaçırır. Genelde bu durumun sebebi bulunamaz. Mesane eğitimi, işeme alışkanlığının düzeltilmesi, elektrikle uyarma ve ilaç tedavisi gibi tedaviler uygulanır. ” İdrar kaçırma problemi olanlar diyet yapmamalı, bol su içmeli. İdrar kaçırma problemleri olanların diyet yapmaktan kaçınması gerektiğini belirten Prof. Dr. Kemal Sarıca, bol su içilmesini, kola ve kahve tüketiminin ise azaltılması geketiğini belirtti. Prof. Dr. Sarıca idrar kaçırma problemi yaşayanlara hangi tedavi yöntemleri uygulandığını şöyle anlattı : “Tedavide; fizik tedavi uygulamaları, cerrahi yöntemler ve ilaç tedavileri bulunmaktadır. İdrar kaçırmanın derecesi ve hastanın sosyal yaşamına olan etkisi göz önüne alınarak en basitten en girişimsel yönteme kadar tedavide pek çok metod uygulanabilir. Tedavide ilk basamak mesane eğitimi dir. Bu özellikle sıkışma tipi kaçırmalarda önemlidir. Sıkışmayı geciktirmek için tuvalete koşulmamalıdır. Ayakta durmalı ya da oturmalıdır. Perineye basınç uygulanır, karın kaslarını gevşetmek için solunum egzersizi yapılır. Zihni meşgul etmek için matematik problemi çözülmesi tavsiye edilebilir. Eğer engel olunamıyorsa kaçırmayı önlemek için idrar yapılabilir. Saatli ve düzenli idrar yapma yanında normal idrar yaparken de idrarını tutma (durdurma) eğitimleri yapılmalıdır. İdrar kaçıran bir kimse zannedilenin tersine gece haricinde bol sıvı almalıdır. Bu konstipasyonu (kabızlığı) önler. Lifli besinler alınmalıdır. Günlük idrar miktarı en az ortalama 1,5 lt olmalıdır. Normal bir kişi 4-6 kez gündüz ve bir iki kez de gece idrara çıkar. Kola, kahve, çay, çikolata ve alkol idrar yapma ihtiyacını arttırabilir, sıkışmaya sebep olabilir, diyetten çıkarılmalıdır. İleri düzeyde idrar kaçırması olan ve fizik egzersizlerin yararlı olmadığı olgularda operasyona gerek duyulur. Hekim gerekli incelemelerden sonra hangi tip operasyonu yapacağına karar verir. Günümüzde yeni tekniklerin uygulanması ile zorlanma tipi idrar kaçırmalarda % 90′a yakın başarılı olunmaktadır. Karından veya hazneden uygulanabilen bu operasyonlarda rahim ve idrar kesesi sarkmaları da varsa hepsi bir arada düzeltilir. Zor ameliyatlar değillerdir. Hatta günümüzde kadınlarda lokal anestezi ile dahi uygulanabilir. Vajenden yapılan bir küçük kesiden idrar kanalı bir gergisiz bant sayesinde karın katlarına asılır. Karında iki küçük kesiden (0.5 cm) başka hiç yara izi kalmaz. Birçok kişi bu konuda gereksiz biçimde sessiz kalır. Doktora danışmaya ve gereken yardımı almaya utanır. Bazı kişiler bu durumun yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu olduğunu ve olası nedenlerinin ve tedavi seçeneklerinin bulunması yerine bu duruma katlanması gerektiğini düşünür. Oysa, enfeksiyonu kontrol altına almak için antibiyotik kullanmak ya da idrar akışını kontrol eden kasları güçlendirecek egzersizleri öğrenmek gibi basit tedaviler söz konusu olabilir. Gerek görülürse de operasyon yapılır. ”
www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

5th February 2008

Ses Kısıklığı

Etiler Memorial Polikliniği Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Haldun Şan, “Ses Kısıklığı, hangi hastalıkların habercisi olabilir?” sorusunun yanıtını verdi.

Spot: Ses kısıklığı, genellikle sesin azalması veya hiç çıkmaması olarak algılanır. Ancak her türlü normalden farklı ses oluşumuna ses kısıklığı denir ve bu durum bazı ciddi hastalıkların habercisi de olabilir.

“Ses Kısıklığı” nedir?

Sesteki çatallaşmalar, titreşimler, boğuk ses ve diğer tüm ses değişikliğine ses kısıklığı denir. Gırtlaktan daha aşağı seviyelerdeki rahatsızlıklar sesin cılız ve zayıf çıkmasına neden olurken, gırtlağın kendisi ile ilgili hastalıklarda sert, tırmalayıcı ve kısık ses oluşumuna neden olur. Ağız boşluğu ve dil hastalıklarında ise ses boğuk, burundan ve “ağızda sıcak patates varmışçasına” çıkmasına sebep olur.

“Ses Kısıklığı” neden oluşur?

Ses kısıklığı oluşturan pek çok sebep vardır. Bunlar arasında çok basit ve kendiliğinden iyileşebilecek sebepler olduğu gibi ciddi ve tedavisinin büyük ameliyatlar gerektirdiği hastalıklar da olabilir.

Ses kısıklığına sebep olabilecek hastalıklar arasında şunlar sayılabilir:
Larenjit (Gırtlak iltihabı)
Ses tellerinde nodül, kist veya polip gibi iyi huylu kitleler
Akciğer hastalıkları
Ses teli hareketini sağlayan sinirlerin felci
Alerji veya iltihaplara bağlı geniz akıntısı
Mideden yukarı doğru asit kaçağının olması (reflü) ve şiddetli kusmalar
Gırtlak ve çevresindeki dokuların tümörleri
Ses telleri çevresine gelen darbeler
Psikolojik sebepler
Şeker hastalığı veya sinir sistemi hastalıkları gibi vücudun diğer bölgeleriyle birlikte ses telini de tutan hastalıklar
Sigara, duman ve kimyasal gazlar gibi tahriş edici maddelere maruz kalmak
Yanlış ses kullanımları(bağırma, çığlık, şiddetli ağlama ve öfke durumları)
Bir takım cerrahi travmalar(gırtlağa yada üst solunum yoluna yönelik yada genel anestezi için solunum yoluna tüp(entübasyon tüpü) yerleştirilmesine bağlı

Ne zaman doktora gitmeliyim?

Doğrusu ses kısıklığı olur olmaz doktora gitmektir. Ancak ülkemizde bu pek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle genelde 1-2 haftadan daha fazla süren ses kısıklıklarında mutlaka doktora gidilmesini öneriyoruz. Ses kısıklığı ile beraber nefes alma zorluğu, ağızdan kan gelmesi, yutma zorluğu veya boyunda kitle (şişlik) gibi şikayetler de varsa bir Kulak Burun Boğaz uzmanına başvurmak için daha acele etmek gerekir. Özetle kulak burun boğaz uzmanına ne zaman muayene olmak gerekir sorusunun cevabı olarak:

Ses kısıklığı 2-3 haftadan uzun sürerse,
Ses kısıklığı ile birlikte aşağıdaki belirtiler varsa:
Soğuk algınlığı gibi belirli bir neden yokken ağrı bulunması,
Öksürükle kan gelmesi,
Yutma güçlüğü,
Boyunda şişlik,

Birkaç günden uzun süren tam ses kaybı veya seste şiddetli değişiklik olursa Kulak Burun Boğaz uzmanı ile görüşülmelidir.
Ses kısıklığı olduğu zaman ne hemen ciddi bir hastalık endişesine kapılmalıyız ne de çok küçümseyip muayeneyi ihmal etmeliyiz. Özellikle sigara içen, 50 yaşını aşmış ve 2 haftadan uzun süreli ses kısıklığı olan erkek hastaların mutlaka hekime başvurmaları ve dikkatli bir gırtlak muayenesinden geçmeleri şarttır. Çünkü gırtlak kanserinin ilk ve en önemli işareti ses kısıklığı olup erken evrede saptandığında %100’e yakın oranda tedavi edilebilmektedir.

***Ses kısıklığının tedavisi, ses kısıklığı yapan hastalığa göre değişir. Çünkü ses kısıklığı kendisi bir hastalık değil başka hastalıkların belirtisidir.***

Nelere dikkat etmeliyim?

Ses kısıklığının olmaması veya olursa da kolay iyileşmesi için hastanın dikkat etmesi gereken hususler:

Sigara ve alkol kullanılmaması (sigaranın rolü çok daha fazladır)
Sesin doğru tonda, kalınlaştırma ve inceltmeleri fazla yapmadan kullanılması
Çok uzun süre konuşmaktan kaçınılması
Diyaframı kullanarak, gırtlak kaslarını çok yormadan konuşulması
Bol su içilmesi
Boğaz temizleme hareketini yapmaktan kaçınılması
Mideden asit kaçağı olan (Reflü) hastalar için akşam saatlerinde çay, kahve, kola, alkol alınmaması, mideyi dolduracak kadar yemek yenmemesi, yemek yiyip hemen yatılmaması, yüksek yastıkta yatılması
Bulunduğunuz ortamın nemi ve ısısının uygun olması.. www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

  • Dostlar

  • Diğer Projelerimiz

  • Hastaneler
  • burun estetiği
  • göğüs estetiği
  • plastik cerrahi