Estetik ameliyatlar ve saglik hakkinda haberler
22nd Haziran 2008

Aşkın Önemi

Aşkla birlikte beyin kimyasallarında da değişiklikler gözleniyor, hormonlar duyguları tetikleyici rol oynuyori..

Geçici bir beyin hastalığı olarak da tanımlanan aşk, beyindeki pek çok hormonun, kimyasalın devreye girmesine neden oluyor. Yine kadın ve erkek beynindeki farklılıklar nedeniyle de aşka bakış ve eş seçme kriterleri de değişiyor. Amerikan Hastanesi doktorlarından Nörofizyolog Sabri Derman, aşkla ve aşkın biyolojik etkileriyle ilgili sorularımızı yanıtlamaya devam ediyor.

Kadın ve erkek için aşk tanımı farklılık gösteriyor mu?
Kadınlarla erkeklerin beyni hem yapısal hem işlevsel olarak farklılıklar gösteriyorlar. Çünkü bazı farklar onların biyolojik olarak üstlendikleri görevleri daha iyi yerine getirmelerini sağlıyor. Kadın ve erkeklerden, eş seçme kriteri olarak zeka, mizah anlayışı, dürüstlük, sevimlilik, iyi görünüm, yüz güzelliği, değerlere bağlılık, iletişim becerileri ve güvenilirlik özelliklerini önem sırasına göre değerlendirmeleri istenildiğinde, erkekler iyi görünüm ve yüz güzelliğine önem verirken kadınların dürüstlük, mizah, sevimlilik ve güvenilirliği ön plana koyduğu görülür.

Aşkı körükleyen, kaybetme korkusu mudur?

Helen Fischer’in romantik aşk hipotezine göre; aşkı körükleyen iki önemli hormon var. Birincisi; aşkla gelen efori, uykusuzluk, iştah kaçması, yoğunlaşmış dikkat, detayları hatırlama, artmış motivasyon, hedefe yönelik gayret artışı, sevgiliyi ”eşsiz ve yepyeni” görme fikri, zorluklar ve ”yüz bulamama” durumunda daha da artan ilgi ile yaklaşma, pes etmeme, iyi yönlerin abartılması, kötü tarafların görmezden gelinmesi gibi davranışların oluşmasında dopamin ve norepinefrinin artmış düzeyleri belirleyici rol oynuyor. İkincisi ise âşığın sevgilisi hakkında saplantı düzeyinde obsesif ve intrusif düşünme, hayal kurma, endişelere kapılma, karşılık görmeme korkuları yaşamasında serotoninin azalması neden oluyor.

Sosyokültürel yapı âşık olmayı etkiler mi?

Bütün ırklarda ve kültürlerde erişkin insan yaşamının ortak davranışı olan aşkın, biyolojik bir gereksinmeyi karşılaması ve evrim açısından yararlı olması gerekir.

Aşkımızı, sevdiğimizi neden yüceltir, abartırız?

Bunun nedeni serotonin hormunudur. Âşıklarda bazı tip serotonin moleküllerinin düşük düzeyde olması olasıdır. Âşıklar obsesif şekilde sevdiklerini düşünmekten kendilerini alamazlar. Bazen günün yüzde 90’ı sevgiliyi düşünmekle geçer. Obsesif-kompulsif hastalar (ocd) sıklıkla beyin serotonin düzeyini artıran SSRI ilaçlarla tedavi edilebilir. Sırılsıklam âşık 20 aşık ile 20 tedavi edilmemiş ocd hastanın kan serotonin düzeyleri, âşık olmayan 20 deneğe göre çok belirgin derecede azalmış bulunmuştur.

Âşıkların dopamin ve norepinefrin düzeyleri arttıkça, serotonin düzeyleri düşebilir ve âşık olmanın temel işaretlerinden olan ‘’sevgiliyi obsesif düşünme” yoğunlaşır. Beraberinde hayallere dalma, fantezi kurma, merak etme, şüphelenmeyi artırır.

Romantik aşkın biyolojik etkileri:

Sevgili yüceltiliyor
Obsesif düşünme var
Duygusal ”yangın”
Yoğun enerji artışı
Zirvelerden derin kuyulara, önlenemez duygu durum dalgalanmaları
Korku ve heyecan aşkı körüklüyor
Şiddetli duygusal birleşme arzusu
Sevildiğini gösteren ipuçları arama
Önceliklerin değişmesi
Duygusal bağımlılık
Empati.www.aksam.com

Sağlık Haberleri |

22nd Haziran 2008

Tuz Yerine Ne Kullanmalı

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nden (OMÜ) Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Asal Ulus, fazla tuz tüketiminin kemik erimesi yaptığını belirterek, bir kişinin günlük tuz alımının 6 gramı geçmemesi gerektiğini söyledi.

Ulus, “Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dere otu ve fesleğen gibi bitkilerle baharatlar kullanılabilir” dedi.

Fazla tuz tükeminin idrarda kalsiyum atılımını artırarak kemiklerde kalsiyum kaybına neden olduğunu vurgulayan OMÜ Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Beslenme ve Diyet Uzmanı Canan Asal Ulus, fazla tuz tüketiminin kemik erimesi yaptığını kaydetti. Tuzun yüksek tansiyon, kalp krizi ve felç riskini tetiklediğini söyleyen Ulus, şöyle konuştu: “Aşırı tuz aynı zamanda mide kanserine neden olur. Fazla tuz tüketimi, kemik erimesini (osteoporoz) ve kemiklerin kırılma riskini artırır. Özellikle çocukların erişkinlere oranla daha az tuz tüketmeleri gerekmektedir. Çünkü çok tuzlu beslenen çocuklar, daha az tuz tüketenlere göre daha yüksek tansiyona sahip olur.

Aileleri fast food beslenmeye karşı da uyaran Ulus, özellikle çocukların fast foodlardan uzak tutulması gerektiğini vurgulayarak, “Çünkü fast foodtaki tuz oranı diğer besinlere oranla çok yüksek. Çocukken yüksek tansiyonu olanların erişkin yaşamlarında da hipertansiyon riski altındadır. Bir kişinin günlük tuz alımı 6 gramı geçmemeli. Yemeklerin lezzetini artırmak için tuz yerine maydanoz, nane, kekik, dere otu ve fesleğen gibi bitkilerle baharatlar kullanılabilir” diye konuştu.www.mmiliyet.com

Sağlık Haberleri |

6th Şubat 2008

Tansiyon

Tansiyon ölçerken dikkat etmeniz gereken pek çok nokta var. Rahat pozisyonda oturmak, ölçümden 30 dakika önce kahve içmemek bunlardan bazıları.

Dr. Hasan İnsel
Tıp fakültesinden mezun olduktan sonra askere, askerlikten sonra da, ihtisas için doğru Almanya’ya gittim. Dahiliye ihtisasına başladığımın ikinci haftası, beni kat doktoru olarak atadı, şefim Dr. Frentzen. Çiçeği burnunda bir doktor olarak, yabancı bir memlekette çalışmaya başlamış, daha ne olduğumu anlayamadan kat doktoru oluvermiştim. İçimden dua ediyordum, inşallah bugün yeni hasta gelmez, biraz adapte olurum diye. Beş dakika geçmeden ilk hasta geldi. Yaşlıca bir hanım. Kendini yorgun hissediyormuş, bir kaç gündür de tuvalete çıkamamış.
Hastamın yanına gittim. Yatağın kenarına iliştim, kibar bir hareketle kolunu sıvadım ve tansiyonunu ölçtüm hastamın. 200/95 mmHg, yani alışılmış tabirle 20 ye 9,5. Kendisi tansiyon hastası olmadığını söyledi. Muayenemi bitirdim, doğru şefe gittim, ”Yeni yatan hastanın tansiyonu yüksek, ne ilaç vereyim?” dedim. ”Şimdi yatan hasta değil mi? Bekle biraz sohbet et, sonra tekrar ölç” dedi. Bayağı bozuldum, yanlış mı ölçeceğiz yani dedim içimden.

Beyaz gömlek sendromu

Tatlı bir hanımcağız, çocuklarından filan sohbet ettik, tekrar ölçtüm, 130/80 mmHg yani 13 e 8. Çıldıracağım. Bir daha. Aynı. Gittim şefe ”Tansiyon düştü” dedim. ”Tansiyon düşmedi, kadın normale geldi. Hastane ortamı herkes yabancı, bir de beyaz gömlekli bir adam tansiyon ölçüyor. Sen bunun stresini, heyecanını bir düşünsene” dedi. ”Buna beyaz gömlek sendromu denir” diyerek ”Tansiyon ölçerken dikkatli ol hastaların dinlenmesine, kendilerine gelmesine izin ver” diye devam etti.
İş edindim kendime, her hastanın hemen ilk karşılaştığımda tansiyonunu ölçtüm, bir de benimle 10 - 15 dakikalık sohbetten sonra. Yüksek çıkan tansiyonlar veya şefin lafıyla, strese girenler nasıl da normalleşiyorlardı.

Demek ki tansiyon ölçerken dikkat edilmesi gereken bir şeyler vardı. Bir doktor bile dikkat etmeyince sonuçlar nasıl şaşırtıcı oluyor, bir de kendi kendine tansiyon ölçmesi gereken kişinin bu konuda ne denli yanlışlara açık olacağı ortada.

İdeal olarak tansiyon ölçmeden önce 5 dakika kadar istirahat etmeli, yani yatar veya oturur durumda, 5 dakika kadar beklenmeli.
Gün içinde değerler değişir. Genellikle sabahları uyandıktan sonra en yüksek ve akşamları en düşüktür.
Sağ kol ile sol kol arasında 10 - 20 mmHg yani 1 - 2 fark bulunabilir. Bu nedenle her ölçümde, aynı kol kullanılmalıdır.
Sinirli veya heyecanlı durumda, ölçümden önce 15 dakika rahatlamalıdır.
Ölçümden önce en az 30 dakika sigara, çay, kahve içmemeli, yemek yenmemelidir.
Ölçümden önce, buruna sıkılan dekonjestan spreyler gibi, tansiyonu yükseltme ihtimali olan ilaçlar kullanılmamalıdır.
Rahat, gevşemiş bir pozisyonda oturulmalı, konuşmamalı, hareket etmemeli.
Uzun kollu kazak varsa, kazak çıkarılmalıdır. Eğer ince kumaştan yapılmış uzun kollu gömlek giyiliyorsa, tansiyon aleti gömlek üzerinden de takılabilir.
Basıncın ölçüleceği kol, kalp hizasında öne doğru uzatılmalı, dirsekten hafif bükülmeli ve alttan desteklenmeli. Kol boşta kalmamalı.
Manşonun alt ucu, dirsek kıvrımından bir parmak kalınlığı, yani iki santimetre kadar yukarıda olmalıdır.
Tansiyon aletinin manşonu kola iyice sarılmalıdır, boşluk kalmamalıdır.
Alet elektronikse, dinleme kısmı çokluk işaretlidir ve bu işaretin kolun iç kısmına gelmesi, aletin atardamarınızın sinyallerini alması için yeterlidir.
Alet elektronik değilse dirseğinizin iç kısmında elinizle nabzınızı hissedin, stetoskopu oraya koyup elinizle sabit tutun. Stetoskopu aletin altına sıkıştırmayın.
Bulunan değerler bir günlüğe yazılmalı.
Hergün, mümkünse aynı saatlerde ve aynı şartlarda tansiyon ölçmek daha yararlıdır.

Bilekten ölçerken…

Elektronik bilek tansiyon aletleri, ölçüm sırasında kalp hizasında olmalıdır. Bunların gelişmişleri kolunuzu tutacağınız seviyeyi gösteriyor. Eğer bu seviye otomatik olarak gösterilmiyorsa, kalp hizasını bulmak için, aleti taktığınız sol kolunuzun parmak uçlarını, sağ omuzunuza değecek şekilde kolunuzu bükerseniz, alet takriben kalp hizasına gelir. Alet elinizden bir santimetre kadar yukarı takılmalı yani elinizle alet arasında bir santimetre kadar bileğiniz boşta kalmalı. Alet bileğe düzgün ve sıkı bir şekilde takılmalı, sonra hafifçe oynatarak bilek boşluğuna iyice yerleşmesi sağlanmalı. www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

6th Şubat 2008

Zor Olanı Başardı

Melahat ve Salih Efe çifti 18 yıl bir bebek sahibi olmak için uğraştı. Ancak 4 kez düşük yapan Melahat Efe (38), son çare olarak Ferti-Jin Kadın Sağlığı ve Yardımcı Üreme Teknikleri Merkezi Klinik Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir’e başvurdu. İlk hamileliğinde ikiz bebekleri dış gebelik düşüğüyle sonuçlanınca hayal kırıklığına uğrayan Melahat Efe, ikinci hamileliğinde bebeğini 45 gün sonra kaybetti. Melahat Hanım, üçüncü bebeğini 1.5 aylıkken, dördüncüsünü de 3 aylıkken yaşanan komplikasyonlar sebebiyle kucağına alamadı.

ZOR AMA İMKANSIZ DEĞİL

Melahat Efe, “Doktorların ‘çocuğun olmayacak’ sözleriyle dünya başıma yıkıldı. Vazgeçmek üzereydik ama şu an anneyim ve çok mutluyum” diye konuştu. Op. Dr. Seval Taşdemir de “Melahat Hanım tekrarlayan düşük sonrasında kısırlık problemiyle ve erken yaşta yumurta rezervlerinin azalması sorunuyla kliniğimize geldi. Menopoza girmek üzereydi. Lenfosit aşı tedavisini Melahat Hanım’a uyguladık. Daha sonra mikroenjeksiyon tedavisiyle sağlıklı gebelik elde edildi. Tek yumurta elde ettik ve şansımız çok düşüktü. Ancak elde ettiğimiz 1 yumurtayı laboratuvar ortamında en kaliteli şekilde geliştirdik” dedi.

18 YIL ACI ÇEKTİK

18 yıl boyunca büyük acılar yaşayan baba Salih Efe, “İkimizde hiçbir sorun yoktu. Fakat doktorlar düşüğün nedenini bulamıyordu. Eşimden tek bir yumurta elde edildi. Deneyelim dedik, tek yumurtayla bir mucize gerçekleştirdi” dedi.

Kilo ver, hamilelik şansın yükselsin

TÜRK Böbrek Vakfı Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Sait Halil, bebek sahibi olmak isteyen ailelere şu tavsiyelerde bulundu:

SİGARAYI bırakın. Döllenmeyi azaltabilir. Düşük, ölü ve erken doğum riskini artırır.

ALKOL almayın. Spermin kalitesi etkilenir.

STRESTEN uzak durun. Döllenme problemleri yaşayabilirsiniz.

SICAK banyo yapmayın. Sıkı, dar iç çamaşırı kullanmayın.

SAĞLIKLI beslenin: Bol bol meyve tüketin, vücudunuzun gerekli vitaminleri almasına özen gösterin.

KİLONUZA dikkat edin. Çok fazla kilolu olmamak gebe kalmayı kolaylaştıracağı gibi, hamilelik döneminizi de rahat geçirmenizi sağlar.www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

6th Şubat 2008

Yapılan Ameliyat ve Başarısı

FİN bilim adamları, tümör nedeniyle çenesinin üst kısmı alınan ve konuşamayan bir hastaya kendi kök hücrelerinden üretilen bir çene dokusunu yerleştirdi. Hastanın fat yağlarından alınan kök hücreler, geliştirildi ve karın bölgesine eklendi. 9 ay sonra canlı doku haline gelen kök hücreler, çeneye monte edildi.www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Ülkemizde 5.5 Milyon Ev kızı Var

Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) tarafından yapılan araştırmaya göre, Türkiye’de her 10 genç kızdan 7’si ne öğrenim görüyor ne de çalışıyor. 5.5 milyon ev kızına sahip Türkiye, bu rakamla 16 Avrupa ülkesinin nüfusunu solluyor.

TİSK’ten yapılan açıklamada, ‘Ülkemizde 25-29 yaş grubundaki genç kızlardan yüzde 66’sı ne öğrenim görmekte, ne de çalışmaktadır. Çağdışı nitelikteki bu durum alarm zili olarak kabul edilmeli, genç kızların eğitimden ve istihdamdan dışlanmasına son verecek bir seferberlik başlatılarak ‘kadının yeri evidir’ yaklaşımı terk edilmelidir’ görüşü dile getirildi.

TİSK Araştırma Servisi’nce yapılan araştırma, 15-29 yaş grubu genç kızların yaklaşık yüzde 60′ının; 25-29 yaş grubunda ise yüzde 66’sının hem eğitimden, hem de istihdamdan dışlandığını ortaya koydu. OECD’nin Education at a Glance (Eğitime Bakış) 2007 verileri, OECD’ye üye ve aday 30 ülke arasında öğrenim görmeyen, istihdam edilmeyen ve iş aramayan genç kızların çağ nüfusuna oranının (atalet oranının) açık arayla en yüksek Türkiye’de olduğunu gösteriyor.
Genç kızlarda atalet oranı Türkiye’de 15-19 yaş grubunda yüzde 47,5′e; 20-24 yaş grubunda yüzde 58,3′e, 25-29 yaş grubunda yüzde 65,8′e yükseliyor. Buna karşılık, söz konusu oran OECD genelinde sırasıyla yüzde 6,7, yüzde 13,2 ve yüzde 20 düzeylerinde. Avrupa Ülkeleri ortalaması OECD’den de düşük ve sırasıyla yüzde 3,9, yüzde 10 ve yüzde 17,1. Ülkemizdeki oranlar, Batı Avrupa’nın 5 katı ve Türkiye’deki durum, Meksika’dan bile çok daha kötü. Çalışma hayatının başlangıç ve gelişme devresine rastlaması gereken 25-29 yaş dönemindeki genç kızlardan üçte ikisinin ‘ev kızı’ durumunda bulunması, sorunun büyüklüğünü ifade ediyor. Gençlikte atalet oranı, erkekler dahil edildiğinde de OECD’nin en yüksek oranını yansıtıyor. Türkiye’de 15-29 yaş grubundaki erkek ve kızların yüzde 35′i atıl durumda. Bu oran OECD genelinde yüzde 9, AB genelinde ise yüzde 7. Türkiye’de atıl kalan (ne okuyan ne de çalışan) gençlerin sayısı devasa boyutlarda.

Türkiye’de 2007 yılı sonu itibariyle 15-29 yaş grubunda 5 milyon 324 bini kız olmak üzere toplam 6 milyon 624 bin genç geleceklerine yatırım yapma imkanından yoksun şekilde en verimli çağlarını boşa harcıyor. Bunlardan 2 milyon 117 bini 25-29 yaş grubundaki genç kızlar. Türkiye’de ‘ev kızlarının’ sayısı 5,5 milyona yakın ve bu sayı Avrupa’daki 16 ülkenin nüfusundan daha fazla. Söz konusu ülkeler şunlar: ‘Danimarka, Slovak Cumhuriyeti, Finlandiya, İrlanda, Letonya, Litvanya, Slovenya, Estonya, Kuzey Kıbrıs Rum Kesimi, Lüksemburg, Malta, Norveç, İzlanda, Hırvatistan, Makedonya ve Arnavutluk’ www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Bir Baba İki Anneli Çocuk..!

İngiliz bilim adamları, 3 ebeveynli embriyo vücuda getirdi.

Mitokondrial DNA’larında bozukluk bulunan kadınların taşıdığı bazı hastalıkların anneden çocuğa geçmesini önleme fikriyle harekete geçen Newcastle üniversitesinden bilim adamları, embriyoyu, tüpte dölleme yöntemiyle bir erkekle iki kadının DNA’larını kullanarak oluşturdu.

Mitokondri, hücrelere enerji veren minik güç santralleri olarak biliniyor. Genetik bozukluklar, mitokondrinin gıdayı ve oksijeni tamamen yakmaması anlamına gelebiliyor ve bu durum, 40′tan fazla hastalığa yol açan zehirlerin oluşumuna sebep olabiliyor.

Araştırmacılar bu hastalıkların, risk altındaki embriyolara mitokondri nakli yapılmasıyla çözülebileceği fikrinden hareketle yumurtanın çekirdeğini çıkardılar. Araştırmacılar, daha sonra bu çekirdeği, vericinin DNA’sı çıkarılmış yumurtasına nakletti.

Böylece, nükleer DNA’sını (genler) anne babasından mitokondrial DNA’sınıysa üçüncü kişiden alan bir embriyo gelişti.

Deneme amaçlı yapılan çalışmada gelişen embriyo, 6 gün sonra imha edildi. Genetik hastalıkların tedavisine yönelik bir adım olduğu düşünülen çalışmaya, ileride ‘tasarım bebeklerin yaratılacağı’ korkusunu duyanlardan tepki gelmesi bekleniyor.

Araştırma, Londra’da yapılan Tıbbi Araştırma Konseyi Merkezinin toplantısında bilim çevrelerine sunuldu.www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Mucize Bebek

Almanya’nın Ludwigshafen kentindeki Türk ailesinin evinde çıkan yangında, anne ve babası tarafından pencereden atılan 8 aylık Onur Çağlar’ı Türk kökenli Alman polisi Hakkı Paker kurtardı.

Muhammet ve Nergis Çağlar’ın üçüncü kattan attıkları Onur, polis Hakkı Paker’in kolları arasında hayata tutundu. Onur’un hayatını kurtaran Paker, olaydan sonra şoka girdiğini belirterek, amirlerinin izni olmadan konuşamayacağını söyledi.

Paker’in olay sırasındaki bir mesai arkadaşı ise “Arkadaşımız şok altında, travma geçiriyor” dedi.
www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Arabasının İçinde Fenalaşarak yaşamını yitirdi

İzmir’in Karşıyaka ilçesinde bir kişi kullandığı otomobilin içinde fenalaşarak yaşamını yitirdi.
Bir mandırada çalışan Hasan Nuri Güzel’in (29) kullandığı 35 ZMR 82 plakalı otomobil, Altınyol Turan Köprüsü girişinde orta şeritte aniden durdu. Çevredeki vatandaşların polisi araması üzerine olay yerine gelen güvenlik güçleri, Güzel’i otomobilinden çıkararak yol kenarına aldı ve ambulansa haber verdi. Ancak Güzel, ambulans gelmeden olay yerinde yaşamını yitirdi.

Bekar olan Güzel’in bir süredir iş sorunları nedeniyle sıkıntılı olduğu, olaydan yarım saat kadar önce yakınlarını arayarak sağlığının iyi olmadığını söylediği öğrenildi.

Öte yandan, Güzel’in cenazesi İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı birimlerde nöbetçi doktor bulunmaması nedeniyle bir süre yol kenarında bekledi. Ölüm raporu, yaşamını yitiren Güzel’in doktor olan bir akrabası tarafından hazırlandı..www.gazeteler.ca

Sağlık Haberleri |

5th Şubat 2008

Okul Çantası ve Bıraktığı Hasar

Memorial Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Tuncay Centel, okul döneminde öğrencilerin ağır sırt çantaları nedeniyle karşı karşıya olduğu skolyoz tehlikesi ve yine öğrencilik döneminde sıkça yaşanan ortopedik sorunlar hakkında bilgi verdi.

Öğrenciler okula giderken kilolarca kitap ve defteri de sırt çantalarında taşımak zorunda kalıyor. Okul çantalarının ağırlığı ve yanlış taşıma yöntemleri sırtta ’skolyoz’ adı verilen eğriliklere neden oluyor.

Skolyoz nedir?

Skolyoz diye adlandırılan durum, omurganın arkadan bakıldığında C ya da S şeklini almasıdır. Boy kısalığına, estetik görünüm bozukluğuna, akciğer kapasitesinin daralmasına ve psikolojik bozukluklara ileri yaşamda kireçlenme de eklenince bel ve sırt ağrılarına neden olmaktadır. Sırt ağrılarını sadece okul çantalarının yanda taşınmasına yormak doğru değil; oturma alışkanlıkları, çocuğumuzun çalıştığı ev ve okuldaki masaların ve sandalyelerin yüksekliği de omurga sağlığı açısından önemli öğelerdir.

Okul çantasının ağırlığı ne olmalıdır?

Okul çantası sırtta ve omuzlarda ağrıya neden olmayacak ağırlıkta olmalı. 12 yaşından küçük olan çocukların 4; 12-15 yaş arası çocukların da 5 kilograma kadar olan çantaları taşıyabileceğini söyleyebiliriz. Ancak, çantanın uzun süre taşınmamasına dikkat edilmelidir. Bu açıdan bakıldığında okul servisleri koruyucu bir rol üstlenmiş durumdadır.

Öğrencilerin okul sıralarında oturuş şekilleri nasıl olmalıdır?

Öğrenciler genelde masa üzerine dayanarak ders dinlemeyi alışkanlık haline getirir. Ancak çocukların en azından ders dinlerken arkalarına yaslanmaları ve dik oturmaları sağlanmalıdır. Teneffüslerde ise öğrenciler sıralarında oturmak yerine kalkıp dolaşmalıdır. Ara sıra yapılacak basit sırt egzersizleri de bir sonraki dersin daha rahat geçmesine yardımcı olacaktır.

Okul döneminde başka ne tür ortopedik sorunlar görülebilir?

Okulda geçen süreye, okul ile ev arasında geçen süre ile etüd saatleri ve kurslar da katıldığında, çocukların zamanlarının büyük bölümünün ayakkabıyla geçtiği anlaşılmaktadır. Bu da okuldan dönen çocukların sadece sırt ağrısından değil, ayak ağrısından da yakınmalarına neden olur. Çocukluk çağında ayaklarda ağrılara neden olan bir dizi hastalık vardır. Burkulmalar ve travmalar dışında bu hastalıklar arasında en yaygın bilineni düztabanlıktır.

Düztabanlık, ayağa iç yandan bakıldığında, mevcut ayak kavsinin kaybolup ayağın iç kenarının bütünüyle yere temas etmesi durumudur. Çocuklarda en sık esnek düztabanlık görülmektedir. Yani, ayak kavisini oluşturan bir takım kemiğin arasındaki bağların yapısal gevşekliği söz konusudur. Esnek düztabanların çok büyük bir kısmında, şekil olarak normal kabul edilen ayaklardan farklı bir biçimde görülse de, ilerde herhangi bir işlevsel kusurla karşılaşılmamaktadır.

Düztabanlık tedavisi nasıl yapılır?

Yumuşak malzemeden yapılmış, hafif ve esnek ayakkabıların ayak sağlığı üzerindeki katkıları inkar edilemez. Esnek düztabanlardaki tedavi seçenekleri, tabanlık kullanımından cerrahi girişime kadar çeşitlilik gösterir. Bu nedenle içe basma saptanan çocukların, okula başlamadan önce bir çocuk ortopedistine gösterilmesi yanlış tedavileri önleyecektir. Ayrıca ayak kemiklerinin doğuştan bazı anormalliklerinde de düztabanlık oluşur. Bu tip durumlar çoğunlukla ağrıya neden olur ve ciddi bir tedavi gerektirir.

Doğru teşhis nasıl konulur?

Okul çağı çocuklarında ayak ağrılarının nedenini okula başlarken yeni alınan ayakkabılara yormak yanlıştır. Çünkü çocukluk çağında ayakta ağrıya neden olabilecek ve çocuğun okulla olan dengesini etkileyecek bir dizi doğuştan veya sonradan olma bozukluk bulunmaktadır. Ağrılı bir ayakta, uzman hekimin çektireceği basit bir röntgen sonucu konacak tanı ve buna göre yönlenecek tedavi ile çocukların sıkıntısı önlenecektir.

Beden eğitimi dersleri çocuklar için risk taşır mı?

Beden eğitimi derslerinde ortaya çıkan ve masum tabiatlı hastalıkların başında, osgood-schlatter gelmektedir. Çocuklarda dizkapağını kaval kemiğindeki büyüme plağına bağlayan kuvvetli bağın çekmesiyle, zamanla dizin hemen altında ortaya çıkan şişlik ve ağrı ile karakterize bir durumdur. İlkokul sonlarındaki erkek çocuklarda daha yaygındır. Birkaç yıl sürer ve genellikle kendiliğinden geçer. Bu çocukların çoğunda, hastalığın derecesine bakmaksızın, beden eğitimi dersi tamamen yasaklanır.

Ne var ki, osgood-schlatter’li hastaların çoğunda bu önlemin bir yararı yoktur; aksine çocuk üzerinde olumsuz psikolojik baskısı olur. Bu hastaların çoğu, çocuk ortopedistleri tarafından basit önlemlerle, fiziki aktiviteleri tam kısılmadan tedavi edilebilir. Osgood-schlatter hastalığı olan çocuklar sıra kenarında yer seçmeli ve otururken dizlerini açarak, kıvırmadan oturmalıdırlar. İki sıra arası, dizleri kıvırmaya zorlayacak kadar dar olmamalıdır. www.memorial.com.tr

Sağlık Haberleri |

  • Dostlar

  • Diğer Projelerimiz

  • burun estetiği
  • göğüs estetiği